Aykırı Durumlar

“Tarlakuşuydu Juliet / Gezip tarlada biraz uçtu / Sonra Romeo’nun kafasına pisledi / Ve gitti başka bir tarlaya kondu” Ölümsüz aşkın tiyatro hâli, Shakespeare’in “Romeo ve Juliet”i… Birbirine düşman iki ailenin çocukları olan sevgililer, bir dizi talihsizlik sonucu ölümü seçmeyip de gizlice yaptıkları evliliği sürdürseler mutlu olurlar mıydı? Efraim Kişon’un[…]

Yazının Devamı

BAYRAMLIK

Üç gün sonra Şeker (Ramazan) Bayramı. Yurttaşlarımızın, hiç değilse üç günlük bayramı ağız tadıyla geçirmelerini dileriz. Bütçesinden, kısa dinlenceye pay ayırıp ‘tebdil–i mekândaki ferahlık’tan yararlanacak olanlarımız şanslı. İşlerine, kendilerini ‘şarj’ etmiş olarak dönecekler. Şarj deyince yeni türetilen bir sözcüğü anımsadık; “plagomani”. Kişinin cep telefonu ‘şarj’ına ilişkin hastalıklı saplantısı, demekmiş. Günümüz[…]

Yazının Devamı

Huzur Yolculuğu

Boğaziçi’nde deniz, birkaç gündür sürekli renk değiştiriyor. Dün, su yeşiliydi. Bu sabah Büyükdere Koyu, göztaşı renginde bir krater gölü olup çıkmış! Çubuklu sırtlarına güneş doğuyor; koruluğun denizle buluştuğu yerdeki mavi karanlık, Beykoz’a doğru yerini, sim rengi parıltılara bırakıyor. Dünyanın, içinden deniz geçen tek kenti İstanbul, göz alıyor. Ve, insanoğlunun hiç[…]

Yazının Devamı

Balkanlardan Balkonlara

Haziran, sözünü tuttu! Yazın ilk ayının ilk gününde sıcak hava, nemle birlikte geldi. Doğa, Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Bu Sabah Hava Berrak” şiirini, küçük bir değişiklikle söyletiyor: “Güzel şeyler düşünelim diye / Rengârenk açıvermiş çiçekler”… Alışveriş dönüşü bizim sokağın başında ayaküstü mola veren iki kadından biri, ötekine: – Farkında mısın? dedi;[…]

Yazının Devamı

'Sallamamak'!

Bedenimizin üst deri hücrelerinden her gün kaç tanesi koparak gözle görülmeyen zerrecikler hâlinde havada kayboluyor dersiniz? Murakami’nin “1Q84” romanında (Doğan Kitap, sayfa 674) okuyunca gözlerimize inanamamıştık: Kırk milyon tane. Bunun bir anlamı,  birbirimizin bedenini soluyor oluşumuz. (Düşünün; sevdiklerimizle birlikte günahımız kadar sevmediğimiz insanlardan kopan zerrecikler ağzımızda, burnumuzda, akciğerlerimizde.) İkincisi, üst[…]

Yazının Devamı

İyi ki Doğdun Atam -2

Mustafa Kemal’in Ulusal Kurtuluş Savaşımızı başlatmak üzere Samsun’a çıkışının 98. yıldönümünü, “Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutlarken göğsümüz bir kez daha kabardı. Vatanımızı emperyalizmin çizmesi altından kurtaran; Osmanlı’nın enkazından, çağının ilerisinde laik, toplumsal, bilimsel – kültürel bir altyapı oluşturarak Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Atatürk’ü rahmet ve minnetle anıyoruz. Yaktığı[…]

Yazının Devamı

İyi ki Doğdun Atam -1

Yarın, “Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı”nı kutlayacağız. Büyük Önder’in, Batı emperyalizmi karşısında mucizevi bir utkuyla sonuçlanan, tarihteki ilk ve tek Kurtuluş Savaşı’nı başlatmak üzere Samsun’a çıkışının 98’inci yıldönümü. Padişahın, yayılmacı Batılılarca işgal edilip paylaşılan ‘mülk’ünden Millî Mücadele ile bir “vatan”; sadece on beş yıla sığdırdığı devrimleriyle yine padişahın kullarından[…]

Yazının Devamı

"Babam 'Koffe' İçiyo…"

Atatürk, 87 yıl önce “millî his ile dil arasındaki bağın çok güçlü” olduğunu belirtip şöyle demiş: “Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir.” Ne garip tersinleme (ironi) ki günümüzde “zihinsel”in yerine, söz birliği etmişçesine İngilizcesini kullanıyoruz: “Mental”. Özellikle de TV’lerin spor izlencelerinde mental aşağı, mental yukarı! İki spor insanının dışında…

Yazının Devamı

'Meskun Mahalleler' (!)

Biz eski Babıâli çalışanlarına, meslek büyüklerimiz, “cevaplamak” eyleminin yanlış olduğunu söylerlerdi. Kaleme aldığımız haberde bu sözcük geçiyorsa üstünü kırmızı kalemle çizip onun yerine “cevaplandırmak” yazarlar – yanlışta ısrarcı olursak da bizi bir güzel azarlarlardı-. [Anadolu Ajansındaki rahmetli ustalarımızdan Emin Olcay (nam-ı diğer Dişsiz Emin) ile İlhan Banguoğlu’nun-Tanrı uzun ömür versin-[…]

Yazının Devamı

Türkiye'de Çocuk Olmak

Son söyleyeceğimizi baştan söyleyelim… Eğitim bilimci Piaget’nin, daha önce de bu köşede aktardığımız bilimsel görüşünü yineleyelim: Çocuklarımıza; 11 – 12 yaşına değin din, vatan, şehit olma… gibi ‘soyut’ kavramları öğretmeye çalışmayalım. Yaşları gereği, anlayamazlar. Anlayamamakla kalsalar yine iyi; bunları algılamadıkları için ‘yetersiz’ olduklarını düşünüp kendilerini suçlarlar. Böylece de çocuklarımızda “olumsuz[…]

Yazının Devamı

İyide, Doğruda Birleşelim

“Santral” sözcüğünün doğru yazıldığı bir tek gazete kaldı; Cumhuriyet. 11 Nisan 2017 tarihli gazetenin, 11’inci sayfa manşetinin alt başlığında iki kez “santralını” deniliyordu. Fransızca kökenli “santral” (Fr. central), Cumhuriyet’te yer aldığı gibi, son sesi ‘kalın l’ ile Türkçeleşmiş bir sözcüktür. Ama, medyamızda yaygın olarak ‘ince l’ ile yazılıp söyleniyor. TDK[…]

Yazının Devamı

Bilgi (!) Yarışması

ATV’nin kıdemli izlencesi “Kim Milyoner Olmak İster?”i, iki buçuk aydır Murat Yıldırım sunuyor. Beyin kanaması geçiren Kenan Işık’ın -Tanrı şifa versin- ve Selçuk Yöntem’in ardından bu zorlu işe soyunan genç aktör; jest ve mimikleri ölçülü, sıcakkanlı, sevimli, sakin bir sunucu. Dileriz, ‘dünyanın en çok seyredilen ve kazandıran bilgi yarışması’ gibi[…]

Yazının Devamı

Arap Abecesi mi, YÖK yahu!

Leh asıllı Osmanlı subayı Mustafa Celalettin Paşa (1826 – 1876) dönemin padişahı Abdülaziz’e sunduğu bir yazanakta, şöyle diyor (1): “… Türklerin uygarlığı ancak belirli sınırlarda kalacaktır. Bu sınırlama, önce sonu gelmeyen savaşlar yüzünden, sonra da Türklerin Türk diline hiç uymayan Arap alfabesini ve yazısını benimsemesi sonucu, eğitimin hiçbir zaman yeterince[…]

Yazının Devamı

'Yaşayan' Türkçe!

Dil, canlı bir varlık gibidir, sürekli değişir. Kimi sözcükler zaman içinde kullanımdan kalkar, onların yerini yeni türetilenler alır. Kimileri anlam değişimine ya da anlam genişlemesine uğrar. Kimilerinin yazımı, (TDK’nın son yıllarda biraz da ölçüyü kaçırarak yaptığı gibi) yaşayan dile uydurulur. Ama, özellikle sesletim (telaffuz), kör kör parmağım gözüne değiştirilmez, diye[…]

Yazının Devamı

Çingene Pilici

Anayasa değişikliği referandumu için Edirne’ye gelen genç bir siyasetçinin halkla hemen kaynaşmasına -ya da çıkarı gereği öyle görünmesine- yaşlı bir köylüden ‘yerel’ yorum: – Çingene pilici gibi kızan! Önüne gelene sarılır beyaa!.. Doğma büyüme Trakyalı olduğumuz hâlde, “Çingene pilici” deyimini duymamıştık. Hemen her deyim gibi, bunun da dayandığı gerçek bir[…]

Yazının Devamı

Türkçemiz Kıvancımız

Dil araştırmacıları; İngilizcede yaklaşık altı yüz bin, Fransızcada dört yüz bin, Türkçede ise yüz bin sözcük bulunduğunu söylüyorlar. Ancak bu olgu, Türkçemizin ‘yoksul’ bir dil olduğu anlamına gelmiyor. Türkçe sözcükler, soneklerle türetilmeye çok elverişli. Örneğin, “gün” sözcüğünün türevlerine bakın: günlük, günce, gündelik, gündem, günaydın, günübirlik, güngen… 

Yazının Devamı

EPİFANİ

Atatürk Türkiye’sinin örnek aydınlarından Doğan Kuban, “Beyin, biyolojik insana; akıl, toplumsal insana; düşünce de uygar insana tekabül eder.” diyor. Türk ulusu olarak biz de ‘düşünen, uygar toplum’ olmak istiyorsak okumayı; yemek, içmek, barınmak…  gibi temel gereksinimlerimizin arasına katmaktan ötesi yoktur.

Yazının Devamı

Pastane Zamanı

Hava durumuyla insanın ruhsal durumu arasında, sanırız bir koşutluk var. Voltaire, “O kadar mutluyum ki utanıyorum.” derken belki de ilkyazın bu bol güneşli, tenimizi / tinimizi okşayan hafif esintili, ‘limonata gibi’ günlerini; mucizevi gökyüzü avizesinin doğuştan varolan yaşam sevincimizi, coşkumuzu karanlığın hapsinden kurtardığı ‘beyaz geceler’ini yaşıyordu. Ama, öte yandan kendini[…]

Yazının Devamı

'Abıhayat Suyu' (!)

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV), “Kültür – Sanatta Katılımcı Yaklaşımlar” başlıklı bir yazanak (rapor) hazırlamış. 2017 Şubat tarihli yazanak; araştırma şirketi İPSOS’un, “Türkiye’yi Anlama Kılavuzu”na dayanıyor. Araştırmaya göre, halkımızın yüzde 39’u hiç kitap okumuyormuş. İPSOS sormacasında (anket), kendisiyle görüşülenlerden yüzde 61’i “Okuyoruz.” yanıtını vermişlerse bu kişilerin çoğu ‘gizlice’ okuyor demektir![…]

Yazının Devamı

İki Kulak Bir Dil İçin -5

Kimi TV sunucuları, konuşma dilimizdeki “geniş ünlülerin daralması” kuralına uymuyor. Bu bağlamda en çok da “değil” sözcüğünün yanlış seslendirildiğini işitiyoruz. “-ğ-“ harfi; “değil”de olduğu gibi, “e” ve “i” harflerinin arasındaysa “y” okunur. Sanırız, yukarıdaki kural gereği, hemen tüm sunucularımız “değil” sözcüğünü şöyle okuyor: “Deyil”. Bizce yanlış. Çünkü “e” harfi, geniş[…]

Yazının Devamı