Biri çıkıp da bize, gün gelecek TRT’yi kutlayacaksın, dese güler geçerdik.
Çünkü TRT’nin, -görevi çiftçiye kredi vermek olan- T.C. Ziraat Bankası’nca 2018 yılında tüpgaz satıcısı bir iş insanına açılıp da sekiz yıldır geri ödenmeyen 800 milyon dolarlık krediyle satın alınmış ‘havuz medyası’ndan herhangi bir farkı yok.
Hazine ve Maliye Bakanı, iki ay kadar önce Meclis’te, bu konudaki soru önergelerine, ‘banka ile müşterisi arasındaki ticari sır’ gerekçesini öne sürerek yanıt vermemişti.
O ‘kamu’ bankası ki iktidarın yanlış ekonomi politikaları nedeniyle ‘batan’ çiftçinin geri ödeyemediği kredi borcuna karşılık tarlasından traktörüne, ahırdaki ineğinden ağıldaki keçisine, ambarındaki buğdayına … hemen haciz koyuyor.
‘NEFRET DEĞİL, ADALET ÖĞRET’
TRT’yi neden kutladığımıza gelince…
Kısmet, 62’nci kuruluş yıl dönümü olan 1 Mayıs 2026’ya dört gün kala, bugüneymiş!
Efendim, TRT-2 ekranında dün (26 Nisan 2026) “Ox – Bow Olayı” adlı bir Amerikan western filminin oynatılmakta olduğunu görünce gözlerimize inanamadık.
Çünkü, sinema tarihinde ‘adaletsizlik’ tema’sının en çarpıcı biçimde işlendiği yapımlardan biri bu.
Yani, Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde son 10 yılda 38 sıra gerileyerek 143 ülke arasında 118’inci sıraya düşen Türkiye’deki adalet fukaralığının küçük ölçekte de olsa bir benzeri.
William A. Wellman’ın yönettiği, başrolünde Henry Fonda’nın oynadığı filme (1943), haksız yere hırsızlık ve cinayetle suçlanarak linç / idam edilen üç kişiden Donald’ın (Dana Andrews) öldürülmeden önce karısına yazdığı ‘son mektup’ damgasını vuruyor.
Donald, mektupta eşine ‘kendisini asanlardan nefret etmemesini’ öğütlüyor; “Tanrı onları affetsin, çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar.” diyor. Karısından, biri henüz bebek olan iki çocuğuna, ‘insanların birbirine yaptığı bu kötülüğü değil, adil olmayı öğretmesini’ istiyor.
Donald’ın mektubu, “Bireysel vicdanımız, insanlık vicdanının küçük bir parçasıdır.” yorumuyla da yalnızca eşine ve çocuklarına değil, bütün insanlığa seslenen bir ileti özelliği taşıyor.
KISSADAN HİSSE
Gözlerini CHP’den intikam alma hırsı bürümüş olanlarla başkentteki son mağdur madencilerin yürek parçalayan eyleminde gördüğümüz gibi, emekçinin hakkını / hukukunu gasp etmekte sınır tanımayanların vicdanında en küçük bir sızıya yol açar mı?..
TÜRKÇE YANLIŞLARIMIZ
Bir iktidar partisi milletvekili, sırf ABB Başkanı Mansur Yavaş’a düşmanlık yapma saplantısıyla başkentteki dar gelirli yurttaşların ucuz tarife üzerinden su kullanmalarını engelletti.
Bu marifetiyle Meclis’te böbürlenmeye çalışırken de -doğru saydıysak- en az üç kez dil yanlışı yaptı:
“zama, zamı, zamın…”
‘Bir şeyin fiyatını artırma; bindirim’ anlamındaki Arapça kökenli “zam” sözcüğünün son sesi, ünlü harfle başlayan ek aldığında ikizleşir:
“zamma, zammı, zammın…”
Bir ekonomi profesörümüz de 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı akşamı çıktığı tv kanalında şöyle dedi:
“… Holding’in, …’daki hisse paylarını satışa çıkarması…”
Yine Arapçadan dilimize girmiş “hisse” sözcüğünün bire bir öz Türkçesi “pay”dır.
Dolayısıyla “hisse payı” denmez.
GRAM GRAM ‘EPİGRAM’
Çok zor oluyor böyle parça pinçik satmamız
Dinî değil nasılsa altı üstü millî varlıklarımız;
Kimi şaşırtır ki Lozan’ı ‘mutlak butlan’ sayıp
Monarşi sever emlakçiye ülkeyi ‘okutmamız’?