‘BU CENNET BU CEHENNEM’ -4

Eylülün son haftasındayız.
Hava, sabahları, kimileyin de gece dışında gün boyu balkon sefası yapmamıza hâlâ izin veriyor.
Komşu bahçe, güz yağmurlarıyla koruluğa dönüştü. İç içe geçmiş ağaçlar, Uzakdoğu insanları gibi eğilerek birbirlerini selamlıyor.
Zeytingiller ‘eşrafından’ dişbudak, baklagillerden akasyaya, sert gövdesine rüzgârın etkisiyle arada bir savrulan dallarındaki dikenleri batsa bile saygıda kusur etmiyor.
Bahçe çitini sarmış mis kokulu sarı – beyaz çiçekleri mevsime direnen hanımelinin, yalancı keçiboynuzu “gladiçya”yı küçümsediğine hiç tanık olmadık.
Bir tek nar ağacı, bu ‘iç içe içtenliğin’ dışında. Solgun güz güneşinden yararlanmak için öteki ağaçların arasından, onları itip kakmaksızın göğe uzanmak gibi bir kaygı taşımıyor. Dallarını, irileşip kızarmaya yüztutan meyvelerinin ağırlığıyla bizim sokağın merdivenlerine doğru uzattı.
‘Çatladı çatlayacak’ narları doğa, ‘göz hakkı’ olarak gelip geçene cömertçe ikram etmeye hazırlanıyor gibi. Zaten o ikram etmese bile arı çalışkanlığı, beğeni varsıllığı ve sanki bir peyzaj mimarı özeniyle ‘sokağımızı cennete çeviren’ komşu Engin Bey ile eşi Hatice Hanım, bizler dâhil, kimseden esirgemezler.
Dünya, böyle bir ‘doğal’ düzen ve böyle insanlarla güzel.

ÜLKE ‘MANZARA-İ UMUMİYE’Sİ

Doğadaki ‘çevrebilimsel (ekolojik) denge’ gereği, ‘küçük balıkları yutan büyük balıklar dışında’ en azından aynı tür canlılar, kendi yaşamsal gereksinimleri çok zorunlu kılmadıkça ötekinin ‘yaşam hakkı’nı elinden almıyor.
Günümüz ölçütleriyle beyinsel gelişimi 350 bin yıl önceye dayandırılan ‘bilge insan’ın (homo sapiens) soyunu sürdürebildiği çağcıl (modern) toplumların ortak değeri “laiklik” de öyle.
Beynimize nakşetmemiz gereken tanımlarından biriyle bu kavram, ‘her türlü dinsel koşullandırmaları aşıp birbirimizin inancına, yaşam biçimine saygı göstermemiz’ anlamına geliyor.
Ne var ki ülkemizde olup bitenlere, Atatürk’ün Büyük Nutuk’undaki tanımlamasıyla “manzara-i umumiye”ye bakınca insan, bu bakımdan bir türlü umutvar olamıyor.
‘Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin ‘taşıyıcı kolonları’, yüz bir yıllık tarihinin en büyük tehdidi altında.

MALUM YURTLARA MAHKÛM

* Büyük Önder, Cumhuriyeti gençlere emanet etmişti. ‘Cumhuriyetimizi taşıyıcı’ kolonlardan en önemlisi, ‘laik ulusal eğitim’.
* O gençlerden 15-29 yaş öbeğinde bulunanların yüzde 28,7’si ne eğitimde ne de istihdamda. Yani, suç şebekelerinin cirit attığı sokaklarda.
* İstanbul Planlama Ajansı’nın Küresel Organize Suç Yazanağı’na (rapor) göre Türkiye, bu bakımdan Avrupa’da birinci; dünyada da 193 ülke arasında 14. sırada.
* Ekrem İmamoğu hakkında, ‘yüzde bin siyasal’ nedenlerle suç ‘üretilirken’ öte yandan 26 suç kaydı bulunan bir ruh hastası, sosyal medyada boy boy silahlı fotoğraflarını paylaşmasına karşın serbest. Ümraniye’de, 27 yaşındaki pırıl pırıl bir polisimizi, Şeyda Yılmaz’ı şehit edebiliyor. Kendisine rahmet, başta ailesi olmak üzere ulusumuza baş sağlığı diliyoruz.
* Yazmaya elimiz varmıyor ama biri sormalı; katilin Şeyda Yılmaz’a kıydığı tabancayı elinden ya da belinden kaptıran polise, bu gibi canilerin üzerine kelle koltukta gönderilmeden önce yeterli eğitim verilmiş midir?
* Öte yandan, Türkiye’de yükseköğretim dışındaki ‘örgün eğitim’ kapsamında 19 milyon 904 bin 679 öğrenci bulunduğu belirtiliyor.
* Ülke, ‘yoksuldan alınıp varsıla verilmesine dayanan’ ekonomi tercihleriyle dibe vurdurulduğu için -sayıları resmen açıklanmayan- birçok anne baba, çocuğunu okula gönderemez duruma geldi.
* Öğrenciye bir öğün yemeği çok gören devletlilerin, bu arada ‘tasarruf’ (!) için bula, ‘taşımalı eğitim’ uygulamasını da kaldırmalarıyla çocuklarımızın, 30 km uzaklıktaki okullara bile ‘kendi olanaklarıyla gitmek’ zorunda bırakıldıkları belirtiliyor.
* Amaç, onları imam hatip / tarikat yurtlarına yönlendirmek mi?

ÖĞRETMENE CAMİDE EĞİTİM

* Eğitim Sen’e göre, 158 bin öğretmen açığı var. Son atananların sayısı ise gereksinimin neredeyse sekizde biri; 20 bin.
* Öğretmenlerin yeni bir meslek içi eğitimden geçirilecekleri, yeni haber. Nerede? derseniz… Biz, inanmakta hâlâ zorluk çekiyoruz; camilerde!
* Yeni öğretim yılı başlayalı henüz on gün olmamıştı ki bir devlet okulundan dinsel etkinlik haberi geldi. Hem de fizik, kimya, matematik, dirimbilim (biyoloji) gibi pozitif bilim dallarına dayalı laik ulusal eğitim verilmesi gereken bir fen lisesinden…
* BirGün gazetesinden Onur Durmuş’un haberine göre, Ordu’daki Ünye Fen Lisesi’nde, ‘şalvarlı, takkeli’ bir vaize, Mevlit Kandili konferansı verdirildi. Velilerin izni alınmadan düzenlenen konferansı, üç sınıf öğrencilerinin, ders sırasında kendilerine cep telefonu iletisiyle talimat verilerek salona inip dinlemeleri sağlandı.
* Bu arada, okul yöneticiliğine atanmış kişilerin tutum ve eğilimi (profil) de dikkat çekici.
* Bursa’daki bir imam hatip ortaokulunda, geçen hafta yaşanan ‘müdür terörü’, ulusal eğitimin kimlere emanet edildiğinin çarpıcı kanıtlarından yalnızca biriydi.
* Daha önce velileri toplayıp “Okulda başı açık öğrenci istemiyorum.” diyen müdür, son olarak da “Giydiğin kıyafetleri beğenmiyorum. Ben taktım mı fena takarım!” diye tehditler savurduğu kadın müdür yardımcısının odasına, kapıyı kırarak girip eşyalarını dışarıya attı.
* Bunu, yardımcısı olan bir kadın öğretmene yapabilen, öğrenciye neler yapmaz! Olaydan sonra sözümüz ona açığa alınan müdürün, olayın tozu dumanı ortadan kalktıktan sonra daha önemli bir göreve atanacağından korkarız.

SALGIN TEHLİKESİ

* Okullarda, ‘hizmetli’ (müstahdem) kadrosu kaldırıldığı için temizlik yapılamıyor. Kimi okullarda nöbetleşe veliler, kimilerinde de ders saatinde öğrenciler bu ‘görevi’ yerine getiriyor!
* Hijyen kurallarına yeterince uyulmadığı için özellikle çocukların topluca kullandıkları tuvaletler, salgın hastalık riski barındırıyor.
* Bu konuda veliler ses yükseltince Bakan, 30 bin hizmetli alacaklarını açıkladı.
* Türkiye’de devlet okulu sayısı 60 bin 700 küsur. En az 120 bin olması gereken hizmetli sayısı, sözlerini tutup alırlarsa gerekenin üçte biri olacak.
* Çocuklarımızın sağlığı koruyacak hizmetliler, ‘yarı zamanlı’ olarak çalıştırılacaklarmış. Peki ya alacakları maaş? Sekiz bin lira. Bozdur bozdur harca!
SÖZÜN ÖZÜ:
Muhalefetin muhalefet olduğu hiçbir ülkede bu gidiş, sürdürülebilir değildir.
Yeni Türkiye Maarif Modeli adı verilen uygulama bize, günümüz iktidar sahiplerinin pek sevip öykündükleri padişah II. Abdülhamit döneminin son Maarif Nazırı Haşim Paşa tarafından ‘yumurtlanan’ inciyi anımsatıyor:
“Şu mektepler olmasaydı maarifi ne güzel idare ederdim.”

GRAM GRAM ‘EPİGRAM’

Okulda aç çocuk,
Vekil buldumcuk (*)
İnsan etinden bu, ye;
Mangalda sucuk.

(*) Buldumcuk olmak: Bir şeye sonradan erişince şımarmayı anlatan deyim.