TÜRKİYE’YE YAKIŞIYOR MU?

Şair Eşref’e, “Abdülhamit’in torunu doğmuş.” demişler. – Öyle mi? Adını ne koymuşlar? – Ertuğrul. – Eyvah!  Biz  sonuna  geldik  sanıyorduk. Desenize baştan başlayacağız! Daha önce de aktardığımız bu öykücüğü (anekdot), YeniGün okurları için yinelemek istedik. Bir hanedan bile olsa Osmanlı, bizim geçmişimiz. ‘Yeni Osmanlıcı’ diye tanımlanan kişiler, 2021 Türkiye’sinde laikliği hallaç pamuğu gibi atıyor. Anayasa bütünüyle yürürlükten kalktı da haberimiz[…]

Yazının Devamı

ATALARIN SÖZÜNE DE SAYGI

Atasözü ve deyimler, ulusların -kimi zaman insanlığın- binlerce yıllık yaşam birikimiyle oluşmuş; salt olumlu değil, olumsuz değer yargılarını da anlatan özlü sözlerdir. Bunların kimileri öğüt niteliğindedir; kimileriyse kişilere ve toplumlara yönelik eleştiri, yergi, alaysılama / tersinleme (ironi) içerir. Ekinimizin (kültür) temel taşlarından olan atasözleri ve deyimlerdeki sözcükler, değiştirilemez. [Yalnızca, kimilerinde adıllar (zamir) değiştirilebilir ki o durumda tümcenin öteki kimi ögelerini[…]

Yazının Devamı

MUHTACA BAYRAM ETTİRELİM

Dört günlük Kurban Bayramı’nın ilk günündeyiz. Kovit 19 pandemisinin daha da önemli kıldığı ‘sağlık koruma’ (hijyen) kurallarına uygun olarak kestiği kurbanı yoksullara dağıtan yurttaşlarımıza, Allah kabul etsin, diyoruz. Türkiye’de önceki yıl kişi başına 8,5 kilo olan kırmızı et tüketimi, 2020’de yedi kiloya değin düştü (1). Yani toplumca ayda ortalama 650 gram dolayında kırmızı et tüketebiliyoruz. Söz konusu miktar, dünya ortalamasının[…]

Yazının Devamı

‘JE TE VEUX’

Aşı karşıtı, doksan yaşında bir kadın, korona virüsünün alfa ve beta adı verilen iki ayrı değişkesine (varyant) birden yakalanarak yaşama veda etmiş. Kadının ölümüne şaşırdık; çünkü o bir Türk değil, Belçikalı. Böyle şeylerin hep bizde olmasına alışkınız. Ama, çok geçmeden bu kez Belçikalı değil, bir Türk ‘bacımız’ bizi irkiltti. Sokakta[…]

Yazının Devamı

KAHRAMANINI KURTARMAK

Türk Sineması’nın parlak yıldızlarından oyuncu, yönetmen, senarist Kartal Tibet, 2 Temmuz 2021 günü sonsuzluğa uğurlandı. Tibet, 1938 yılının 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü’nde Ankara’da dünyaya gelmişti. Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü‘nde öğrenim gördü. 1961’de, Ankara’nın ilk özel tiyatrosu Meydan Sahnesi’nin kurucuları arasında yer aldı. Çizgi romancı Suat Yalaz (1932- 2020) tarafından ‘keşfedilince’ yaşamı değişti, Tibet’in. O artık beyazperdenin Karaoğlan’ıydı. Yalaz’ın Karaoğlan çizgi romanı; 1960’ların başında önce Akşam, ardından Milliyet gazetesinde ‘tefrika’ edilmiş, çok tutulunca dergi[…]

Yazının Devamı

HERKESİN ‘NORMALİ’ KENDİNE!

“Normal”; dilimize Fransızcadan girmiş bir sözcük. Türk dilbilgisinde ‘ad’ olarak;  ‘aşırılığı, eksikliği ve taşkınlığı olmama, ortalama durum’ (1) gibi anlamları var. Cumhurbaşkanlığınca açıklanıp İçişleri Bakanlığınca genelgesi yayımlanan “üçüncü aşama” uygulamalarla yarından (1 Temmuz) başlayarak hepimiz, ‘normalleşme’ye geçilmesini bekliyoruz! Aynı genelgeye göre, kovit19 önlemleri kapsamında daha önce çalışmaları sınırlanan tüm iş yerleri, ruhsatlarındaki faaliyet konularına göre belirlenmiş saatler arasında hizmet verebilecek. Turizm mevsimi yaz’ın ortasında olmamıza karşın, canlı müzik dâhil olmak[…]

Yazının Devamı

KİRLİ RUHLAR

Bir haftadır yağmur yağıyor. Gökyüzü, okul müdürü gibi asık yüzlü görünse de aslında baba yürekli; çocuklara karne armağanı olarak ‘yağmur çeşitliliği’ sunuyor: — Sınıfınızda dört mevsim tablosu var ama siz yağmurları çok iyi tanımazsınız. Örneğin, şu anda penceremizi sis gibi incecik damlalarla yıkayan yağmur türüne ‘ahmak ıslatan’ derler. Ahmet, gülünecek bir şey varsa bize de söyle,[…]

Yazının Devamı

BEYİN YOKSULLUĞU VE ‘MÜSİLAJ’

Geçen hafta 3 Haziran’da, 58’inci ölüm yıldönümü nedeniyle andığımız ‘memleket sevdalısı’ Nâzım Hikmet’in Şilili arkadaşı Pablo Neruda (1904 – 1973), bir şiirinde şöyle diyor: “… ve bir gün bitirmek için dünyasal yoksulluğu / yardım et bize ey okyanus, / ey yeşil ve derin baba.“ Şiirin adı: “Deniz Kasidesi“. Dünya’nın dörtte üçünü kaplayan denizler, Neruda’nın deyişiyle ‘dünyasal yoksulluğu bitirmek için’ elinden geleni[…]

Yazının Devamı

ÇAY, MANGO VE YAŞAMA SAYGI

Çetin Altan’ın deyişiyle “Türk’e Türk propagandası yapmanın” hiçbirimize yararı yok. Türkiye’nin günümüzdeki manzarası iç karartıcı: Bir yandan siyasî rakiplerine yönelik neredeyse ölüm tehdidine varan şiddet söylemleri, kışkırtmalar; ‘kamu vicdanını kanattığını’ (?) düşündüğümüz anayasa / yasa / kural tanımazlıkla birlikte ortaya çıkan ‘kimi devlet görevlileri ile kimi suçluların iç içeliğine’ ilişkin kuşkular; öte yandan getirim (rant) uğruna belki tarihte benzeri görülmemiş yoğunlukta doğa yağması… sürüp gidiyor. 44 YIL[…]

Yazının Devamı

TOLSTOY’DAN 3 SORU 3 YANIT

Son zamanlarda Türkiye’de olup bitenlere bakınca bu dünyaya kötülük etmek için geldiğine inanan ne çok insan var, diye düşünmekten kendimizi alamıyoruz. Durum bize, Tolstoy’un (1828 – 1910) “Üç Soru” öyküsünü (*) anımsatıyor: Padişah; ‘yapacağı işlerin önem sıralamasını, hangi işe ne zaman başlayacağını, kimlerle çalışıp kimlerle çalışmaması gerektiğini’ doğru saptayabilirse hep başarılı olacağını düşünmüş. Bu üç sorunun yanıtını bulacak[…]

Yazının Devamı

ATATÜRK 140 YAŞINDA

19 Mayıs, Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutluyoruz. Mustafa Kemal, doğum tarihini bilmediği için 19 Mayıs’ı doğum günü olarak benimsemişti. Bugün, O’nun 140. doğum yıldönümü. Kimileri, bu anlamlı günün adını bir emir kipi gibi, “Atatürk’ü anma!” diye söyleyedursunlar… İyi ki doğmuş Mustafa Kemal. HANNİBAL’İN YAPAMADIĞI Batılı tarihçiler, Kartacalı komutan ve devlet adamı Hannibal‘i (anıt gömütlüğü Kocaeli, Gebze’de) bütün[…]

Yazının Devamı

BAYRAM VE ‘EŞ GÖRÜ’

Yarın bayram. Eskiler, “Bugün bayram, bir kaşık ayran sana da yeter bana da.” diye hoş bir tekerleme söylerlerdi. Azla yetinip toplumca yan gelip yatmanın değil, çalışıp çabalayarak edindiğimiz az ya da çok neyimiz varsa kardeşçe, barış içinde paylaşmanın önerildiği bir tekerleme. 1789 Fransız Devrimi’nin simgeleşen “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” ilkelerini çağrıştırıyor. Aslında, dinsel bayramları karşılarken bizden yaşlı kalem erbaplarına öykünüp ‘geçmişe özlem’ yazısı[…]

Yazının Devamı

SOYKIRIM İFTİRASI

Amerikalı ile Rus, arkadaş olmuşlar. Rus, Moskova Metrosu’nu anlata anlata bitiremiyormuş. Bir süre sonra Amerikalının yolu, Moskova’ya düşmüş. İki arkadaş buluşup metro trenine binmişler. On dakika sonra elektrikler kesilmiş. Amerikalı, Rus’a takılmış: — Öve öve bitiremediğin metronuz bu mu? Alı al, moru mor Rus, verecek yanıt bulamayınca ne dese beğenirsiniz: — Ama, siz de Kızılderilileri kestiniz. Şakadaki[…]

Yazının Devamı

İKİ TARİHSEL KİLOMETRE TAŞI

Nisan ayının üç haftasını geride bıraktık ama soğuklar gitmekte ayak sürüyor. Sanki havalar da bizim gibi, ‘Türkiye yorgunu’. Karaduygu (melankoli) kol geziyor. Yağmur, fırtına, sis, pus derken birçok bölgemizde, hava bilgisi uzmanlarının deyişiyle ‘toz taşınımı’ yaşanmış. Hem de yine içinde bulunduğumuz koşullara koşut biçimde ‘çamurlaşarak’! (Sözcüğün mecaz anlamıyla; sanki o da kimileri gibi her fırsatta ‘terbiyesizliğini açığa vurup hır[…]

Yazının Devamı

DİL YANLIŞI SALGINI!

Türkçe yazım ve sesletim yanlışları, bir tür salgın hastalık gibi yayılıyor. Giderek de bu alanda ‘güvendiğimiz dağlara kar yağıyor’! Çok değerli, deneyimli bir gazeteci, 27 Mart 2021 günkü köşe yazısında; üniformasının üzerine sarık ve cüppe giymiş olarak bir tekkede namaz kılarken görüntülenince haklı tepkiler gören tuğamiralin geçmişini yazdı. Sayın meslektaşımıza göre, bu kişinin üstlendiği görevlerden[…]

Yazının Devamı

İSTİKLAL MARŞI YETER Mİ (2)

Arapça kökenli “istiklal” sözcüğünün Türkçesi “bağımsızlık”. Mehmet Akif Ersoy’un (1873- 1936) yazdığı İstiklal Marşı; 12 Mart 1921’de TBMM’de kabul edildiğine göre, dolu dolu 100 yaşında. Akif, “Allah bu millete bir daha istiklal marşı yazdırmasın.” demiş. Bu dileğe, içtenlikle katılıyoruz. Ancak, Akif’in kendisi de İstiklal Marşı’nı yazmakta pek istekli değildi; Atatürk’ün[…]

Yazının Devamı

İSTİKLAL MARŞI YETER Mİ (1)

Türkiye’de, Cumhuriyetin ‘dalya’ demesine yalnızca iki buçuk yıl kala, köktenci (radikal) karar ve uygulamalar birbirini izliyor. Uzun süre bekletilen, soğutulan, en azından yüksek basınçlı muhalif gazların alındığına emin olununca buhar kazanının supabı birden açılıveriyor.  Geçen hafta Danıştay‘ca verilen “Andımız”ın (öteki adıyla“Öğrenci Andı”nın), kesin olarak (?) kaldırılmasına ilişkin karar, bu gelişmelerden yalnızca biri. Böylece Türkiye, karnıyarık gibi bir kez daha[…]

Yazının Devamı

SANSÜRSÜZ OLAMIYORUZ!

Bir düşünür, “İnsan, cenaze törenlerinde kendi ölümüne ağlar.” demiş. Tezdeki doğruluk payını bilemiyoruz ama sevdiğimiz kişilerin ölümünü kolay kabullenemediğimiz bir gerçek. Acı haberi birbirimizle paylaşırken ölümü yumuşatır; eskilerin deyişiyle “Falanca kişiyi sakladık…”; günümüzde ise “aramızdan ayrıldı” gibi avuntu sözlerine sığınırız. Sevdiğimiz ‘kalan sağlar’la aramızda ya da kendi kendimize uyguladığımız bir tür sansür olabilir mi bu? Belki evet ama en azından insan doğasına uygun bir sansür…[…]

Yazının Devamı

BİRLİK ÜSTÜNE…

Oportünist siyasetçilerden her dönemde sıklıkla işittiğimiz bir söylem: “Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde…” Birlik ve beraberliğe tabii ki evet ama neyin, kimin, kimlerin ‘birliğine’?.. Geçen hafta, “Atatürk Devrimi Üçlemesi”nin 89’uncu yıldönümüydü. Siyaset sahnesinde, hiç değilse güvendiğimiz Atatürkçü dağlara kar yağışı diner, bahar çiçekleri tomurcuklanır da ülkemizin yarınları için umutlanırız diye bekledik.[…]

Yazının Devamı

DİRENGEN VE ‘DİŞİL’ MART

Marta girdik. İlkyazın ilk ayı. Doğa; İstanbul’da yeni mevsimi, beyaz ipek geceliğini giyip gezintiye çıkmış gizemli orman perisi ‘dolunay’la karşıladı. Ak pak inci güzelliğini, akşam Beykoz Ormanları’nın üstünden gösterdi önce dolunay. Gece boyu Boğaziçi’nin lacivert sularında yıkandı, kristal aynasında tarandı, sabah da Belgrad Ormanı’nın serin koynunda gündelik dinlencesine çekildi. İstanbul[…]

Yazının Devamı