Kerim Evren

Kerim Evren’in Güncel Yazıları

KARLA GELEN…

Ocak ayının ortalarındaki ‘ilkyaz iyiliği’ sona erdi. ‘Limonata’ havalar, soğuyuverdi. Evimizden sokağa inilen merdivenlerin başında bir “gladicia” ağacı var. Bu mevsimde ağacın -kimi zamane politikacılarına benzettiğimiz- çirkin, yapış yapış ve yalancı keçiboynuzu tohum keseleri, arsızca dört bir yana dağılıyor. Dün, onların üzerine basmayalım diye basamaklarda slalom yaparken birden dolu tanecikleriyle karışık Tevfik Fikret dizeleri yağmaya başlamıştı: “Küçük, tekdüze, ürkek darbeler / Kafeslerde, camlarda titreşerek… /[…]

Yazının Devamı

PERŞEMBENİN GELİŞİ…

Göktürk boyları, henüz devlet kuramadıkları 500’lü yılların başında, yönetici (bey) seçmek için inanılması güç bir yönteme başvuruyorlardı. Kimi Çin kaynaklarına göre, yönetici adayları arasında ‘yükseğe sıçrama yarışı’ yapıyorlardı. En yükseğe sıçrayanı da kendilerine ‘bey’ olarak seçiyorlardı. Ancak, bu ‘çevik’ beylerden ‘zeki ve ahlaklı’ olmayanlar, boy’un yaşlı bilgelerinden oluşan bir kurulca görevden uzaklaştırılıyordu. [Orhun Yazıtları, Göktürklerin devlet olduktan sonra (yıl: 552) seçimi kurumsallaştırdıklarının belgesidir. Meclis (toy) onaylamadan, kağan tahta geçemiyordu. Örneğin, 572’de tahta çıkan Tapo Kağan, ölümünden[…]

Yazının Devamı

ÇİÇEĞİ BURNUNDA ‘DİL YANLIŞLARI’

Şaşırtıcı olmadı; 2020’yi, medyamızın -ve de medya ünlülerimizin– eline, diline dolanan Türkçe yanlışlarıyla uğurladık. Yeni yılı da yine onlarla karşılıyor ve haşır neşir olmayı sürdürüyoruz! Kimi zaman, mum dibine ışık vermiyor. Türkçe yanlışları konusunda kitaplar da yazmış olan ünlü bir akademisyen, haftanın beş günü yayımlanan tv izlencesinde arada bir, ‘ölümcül bir hastalık atlatmış olduğunu’ söylüyor. Kendisine, geçmiş[…]

Yazının Devamı

PARDON!.. 2021’E GİRMESEK OLMAZ MI?

Yarın gece, 2020’ye veda edeceğiz. Biz her yeni yıla, ‘ülkemize ve insanlığa hayır getirmesi’ dileğinde bulunarak girerdik. Şimdi de aynı dileği yineliyoruz. Ama, düşünce ve öngörülerine güvenilir bir tek ekonomist, toplum bilimci, siyaset bilimciden beklediğimiz umut verici sözleri duyamıyoruz. Tam tersine, söz konusu uzmanların yorumlarını dinleyince gözümüzde şöyle bir tablo canlanıyor: Patinaj yapan bir otomobildeyiz. Saplandığımız[…]

Yazının Devamı

KADININ 4300 YILLIK SESİ:’ENHEDUANNA’

Yaşar Kemal, “Coğrafya kaderindir.” demiş. ‘Ön Asya’ Anadolu ve ona komşu Orta Doğu coğrafyası; özellikle kadın hak ve özgürlüklerinin sanki ‘tarihsel bir hınçla’ çiğnendiği yerler. Tarihsel dedik; çünkü, bu iki bölgenin kesiştiği Mezopotamya, kadına da altın çağ yaşatan uygarlıkların temeli. Tarihin, iç içe geçmiş ilk uygarlıklarını kuran Sümerler ile Akadların yurdu. İÖ 4000 – 2000 yılları arasında yazıyı, tekerleği, tarım aracı kara sabanı, güneş saatini… Sümerler buldu. Yazılı yasaları[…]

Yazının Devamı

‘BİR TEK ZAMAN VAR; ŞİMDİKİ…’

Tatsız yılın son ayını yarıladık. Yanmış odun isi kokusuyla gelip balkon kapısına, pencerelere dayanan zorbanın adı bu kez “kış”. Kimi zaman Tevfik Fikret “Sis”iyle ağırlaşıp insanın büsbütün genzini tıkıyor. Martılarınsa bu durum pek umurunda değil gibi; kaptanı, beni seven ardımdan gelsin demişçesine bir balıkçı teknesinin peşi sıra telaşla kanat çırpıyor; önce hız kesip[…]

Yazının Devamı

UZAT KOLUNU TÜRKİYE!

Dünyayı saran korona virüsü salgınında aylardır “Türkiye’yi uyandırma servisi” olarak çalışan bilim insanlarımızdan Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Saltık’ın yeni sloganı: “Uzat kolunu Türkiye!” Çünkü aşı bulundu ve bütün dünya için olduğu gibi bizim için de umut ışığı doğdu. İlk olarak Çin’den elli milyon doz aşı getirtilecekti. Bu miktara[…]

Yazının Devamı

‘BEN DEĞİL KORKMAK SEN’ (!)

Günümüzde özellikle cep telefonları aracılığıyla sözde Türkçe iletişimimiz, giderek Çinceye benziyor: “Vo bu pa ta…” Çince bir tümce bu. Sözcüğü sözcüğüne Türkçe karşılığıyla: “Ben değil korkmak sen.” Yani: “Ben  senden korkmuyorum.” Çince ve Tibetçe diller takımında pek çok sözcük, yukarıdaki örnekte görüldüğü gibi tek heceli ve hiçbir ek almıyor (1). Dolayısıyla da insanların bu sözcükleri doğru yazmaları, özellikle de doğru vurgulayarak konuşmaları, birbirini anlayabilmelerinin olmazsa olmaz koşulu.[…]

Yazının Devamı

KADINA ŞİDDETLE MÜCADELE GÜNÜ

Yağmur çisentili, sisli puslu bir güz sabahının öğleye evrildiği saatlerde, çarşı fırınının önünde kuyrukta bekliyoruz. Küresel “kovit 19” salgını nedeniyle müşteriler birer ikişer içeriye alınıyor. Fırının kapısı, birbirine karışan kokulara açılıp kapanıyor; ekşi mayalı ekmeğinki sokak simidiyle, tahinli kekin yapışkan buğusu dereotlu poğaçayla iç içe.    Aralarında, çocukluğumuzun taze ekmek kokusu yok. Birbirine bakan evlerin ortak[…]

Yazının Devamı

KIZ KULESİ’NE KELEPÇE

Türk Sineması’nın “Hoca” takma adlı yazar / senaristi Vedat Türkali (1919 – 2016),  bir film çekimi için gittiği taşra kentinde, benzersiz bir olay yaşamıştı.  Sanatçının, güvenlik güçlerince ‘daktilosu gözaltına alınmıştı’. Nasıl yani? dediğinizi duyar gibi oluyoruz. Hoca’nın henüz tamamlamamasına karşın ‘sakıncalı’ bulunan senaryosuyla birlikte, ‘suç (!) aleti’ daktilosu, birkaç gün karakolda alıkonulmuştu. Düşünce ve sinema tarihimize geçmeye aday bu ‘trajikomik’ olayı, yıllar önce Akşam gazetesinde yazmıştık. Fakat, İstanbul’daki tarihsel Kız Kulesi’ne ‘kelepçe takılmış’ olduğunu bilmiyorduk. Daha doğrusu,[…]

Yazının Devamı

ATATÜRK’Ü AN(LA)MAK

Büyük Önderimizi, aramızdan ayrılışının 82’inci yılında, her gün biraz daha artan bir özlemle anıyor, arıyoruz. Dünya tarihinde bir bireşimin (sentez) adıdır, Atatürk. Atalarımız; Güney Sibirya’dan Çin’e, Bering Boğazı’ndan İran’a uzanan milyonlarca kilometrekarelik alanda en az beş bin yıl yaşadılar. Genlerimizde savaşçılık / savaşımcılık var. Orta Asya’da hep at sırtında, çok ağır iklim ve doğa koşullarında varlığımızı sürdürebilmişiz. (Sibirya’ya adını verdikleri öne sürülen Sabir Türklerinden[…]

Yazının Devamı

FELAKETLE DÖVÜLMEK

“Pirinç havanda acı çeker ama / Acı geçince beyazlığa hayransın; / Günümüzde insanlar da böyledir, / Felaketle dövülüp adam olur.” Vietnam’ın kurucu babası, şair Ho Şi Minh’in (1890 – 1969) dizeleri, yukarıdakiler. Halkının “Ho Amca” dediği Ho Şi Minh’in (ışığa kavuşturan, anlamına geliyormuş), geri bıraktırılmış her ülkenin aydınları gibi, uzun[…]

Yazının Devamı

ÇİFTE BAYRAM KUTLU OLSUN

Bu hafta, iki önemli yıldönümünü birden kutluyoruz. İlki yarın; 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı; en büyük bayram. Mustafa Kemal Atatürk, 97 yıl önce 28 Ekim’de Çankaya Köşkü’nde verdiği akşam yemeğinde, “Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz.” demişti. Atatürk’ün yakın silah arkadaşlarından kimileri, ertesi sabah cumhuriyetin ilanını ancak halkla birlikte, top sesleriyle öğrendiler. Karşı çıktılar ama önleyemediler. Çağdaş, hâttâ[…]

Yazının Devamı

‘DEĞİMLİ’ OLMAK

Yıl: 1946. Hasanoğlan Köy Enstitüsü’ne İngilizce öğretmeni aranmaktadır. Ünlü eğitim bilimci, Köy Enstitülerinin kurucusu olan İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç ve Sabahattin Eyüboğlu, birlikte dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile görüşürler. Hasanoğlan’da İngilizce dersi verebilecek bir kız bulduklarını söylerler. Ne var ki bu kız, Bella adında bir Yahudi’dir. İsmet Paşa (1): — Ee? Ne bekliyorsunuz, hemen işe alın, der. Kız, ortaokul mezunu olduğu için okulun kütüphaneci kadrosunda işe[…]

Yazının Devamı

‘DEUS EKS MACHINA’

Tiyatroda ve sinemada zaman zaman başvurulan, eski Yunan tragedyalarından kalma bir yöntem: “Deus eks (ex) machina” Bu Latince sözün, bire bir Türkçesi: “Makinedeki tanrı.” (Deyişi, bilge şair Özdemir İnce, değerli meslektaşımız Namık Koçak‘ın Tele 1‘de başarıyla hazırlayıp sunduğu “Forum” izlencesinde 10 Ekim 2020 günü anımsattı.) TİYATRODAN… Kimi tragedyalarda olaylar kördüğüm olur veya ‘kahraman’, göz göre göre gelen tehlike karşısında derin[…]

Yazının Devamı

BU BİR DEYİM, BEN SİZE NE DİYEYİM!..

Octavio Paz, “Yalnızlık Dolambacı”nı (Cem Yayınevi), yurttaşı Meksikalıların deyim yerindeyse ‘ciğerini okuyarak’ yazmış. O kitabı -yıllarca gecikmeyle de olsa- hatmettiğimizden (ve CETVEL’de sizlerle paylaştığımızdan) beri, ‘biz Türkler kimiz, nereden gelip nereye gidiyoruz’u anlayabilme dürtüsüyle tarihimize daha bir merak sardık. [Bu arada, her alanda karşımıza çıkan dil yanlışlarına duyarlılığımızın, -iyi mi kötü mü olduğuna karar veremediğimiz- bir tepkeye[…]

Yazının Devamı

BUNCA EĞRİLİĞE ‘DOĞRU TÜRKÇE’ (!)

Dört gün önce 26 Eylül Dil Bayramı’nın 88’inci yıldönümüydü. Türk ulusunun başöğretmeni Atatürk, 26 Eylül 1932 günü Dolmabahçe Sarayı’nda “1. Türk Dil Kurultayı”nı toplamıştı. Bu “bayram”ı kutlamak bir yana, artık geçiştirdik bile diyemiyoruz. Dil Bayramı’nda bir manav sergisindeki yazı, ‘doğru Türkçe’ açısından geldiğimiz noktayı gösteriyor gibi. Turunçgillerden olup Anadolu’da “altıntop” ya da “kızmemesi” denilen meyveye biz kentliler (!) nedense “greyfurt” (İng. grapefruit) demeyi yeğliyoruz. Daha[…]

Yazının Devamı

TARİHİ, AYRIŞMA ARACI GÖRMEK -4

Türkiye Cumhuriyeti ‘ulus devlet‘inin kurucusu Atatürk, bizim yumuşak karnımızdır. “Tarih”i eğip bükerek bizi ayrıştırabileceklerini sananlar, en duyarlı sinir uçlarımızın O‘na çıktığını çok iyi bilirler. Bunlar, kendileri için uygun siyasal iklimi bulduklarına inanınca Büyük Önder’in annesine dil uzatmak dâhil, her türlü iğrenç yalanı, iftirayı atmaktan zerrece utanmazlar. Kimileriyse hem ‘zamanın ruhu’na uygun davranıp kesemi doldurayım hem de Türk’ün Ata’sına[…]

Yazının Devamı

TARİHİ, AYRIŞMA ARACI GÖRMEK -3

“Bilim insanları, peygamberlerin mirasçılarıdır.” Bu güzel söz, Osmanlı’ya 92 yıl başkentlik yapmış olan Edirne’deki, Osmanlı‘dan günümüze ulaşmış ‘ilk özgün anıtsal yapı’ sayılan Eski Cami’nin duvarında, dev Arapça harflerle yazılı. Daha doğrusu, 606 yıllık caminin, giriş ve iç mekânlarına ünlü hattatlarca yazılmış ders niteliğindeki özlü sözlerden yalnızca biri.     Ama bu öğüdün ‘laf ola, beri gele’ yazıldığını, camiye henüz girmeden, cümle kapısının sağındaki pirinç levhayı okuyunca[…]

Yazının Devamı

TARİHİ, AYRIŞMA ARACI GÖRMEK -2

Bundan iki hafta önce 949’uncu yıldönümü görkemli resmî törenlerle kutlanan 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi, bize okullarda belletildiği gibi ‘Anadolu kapılarının Türklere açıldığı savaş’ değildi. Hele  bir “cihat” (din uğruna savaş) hiç değildi. Tam tersine… Orta Asya’daki Müslüman Türkler, Müslümanlığı benimsemeyen Türkleri 10’uncu ve 11’nci yüzyıllarda zorla yerlerinden, yurtlarından edip Anadolu’ya sürdüler (1). Yani, 1071 yılından önce Anadolu‘ya akın akın gelenler, “İslamı[…]

Yazının Devamı