BİNDİK BİR ALAMETE…

Rahmetlik Cem Karaca’nın (1945 – 2004) “Bindik bir alamete / Gediyoz gıyamete…” şarkısını hüzzam makamına uyarlayıp hep birlikte söylememizin zamanıdır. (L’si ince, ikinci a’sı uzun okunan, Arapça kökenli “alamet”in ilk anlamı, ‘belirti”.  Sözcük, mecazî anlamıyla ise ‘büyüklük, irilik bakımından şaşılacak durumda olan şey’ demek.) Cem Karaca’nın yanı sıra iki kişi[…]

Yazının Devamı

KÖPRÜ’DEN NE GEÇTİ

On gün önce girdiğimiz 2024 yılı; laik Cumhuriyet felsefesini oluşturan “Üç Devrim Yasası”nın kabulünün 100. yıl dönümü. 3 Mart 1924’te Millet Meclisi’nden geçen bu üç yasadan biriyle ülkemizde “hilafet kaldırıldı”. Diğer iki Devrim Yasasını sona bırakarak önce “hilafet” açısından durumumuza bir göz atalım: İslamdaki, hiç kimsenin “Tanrı ile kul arasına[…]

Yazının Devamı

100. YIL GOLÜ!

Tanrı’nın sevgili kullarıyız. 2023’ü toplumca derin bir üzüntüyle uğurlamaya hazırlanırken bir mucize yaşadık sanki. Fenerbahçe ile Galatasaray futbol takımları arasındaki Süper Kupa karşılaşmasının Suudi Arabistan’da oynatılmak istenmesine, toplumuzdan ciddi tepkiler yükselmişti. Türkiye’yi yönetenler, hiçbir alanda halkın sesine kulak vermedikleri gibi, bu tepkileri de umursamadılar. Ama sonunda zararlı çıkan kendileri oldu[…]

Yazının Devamı

MUTLU YILLAR YA DA ‘ORKOZ’!

‘Gözü yaşlı’ lodos, lodosluğunu yaptı; İstanbul’a yağmur getirdi. Kentin terk edilmiş hüzün plajlarında, hırçın dalgalarla kumsala vurması olası altın yüzük, küpe arayan lodosçular hâlâ var mı bilemiyoruz. Biz, deniz kıyısı boyunca uzanan ‘yapay falez’ beton yükselti üzerinde yürüyoruz. Zaman zaman daha sertleşen fırtınanın kepçeleyip fırlattığı suyun azizliğine uğrayarak ıslanmak bahasına…[…]

Yazının Devamı

AYDININ DİL SORUMLULUĞU -3

Noktalama imlerinin (işaret) kullanımındaki yaygın yanlışlara dikkat çekerken virgülün de bir tür bağlaç olduğunu, dolayısıyla tümce içindeki bağlaçlardan önce ve sonra virgül konulmayacağını geçen haftaki yazımızda belirtmiştik. Aynı biçimde, ulaçlardan yani “bağ – fiillerden” sonra da virgül konulmaz. Hem bağlaç hem de eylem (fiil) özelliği taşıyan ulaçlar ancak ‘sıralı tümce’de[…]

Yazının Devamı

AYDININ DİL SORUMLULUĞU -2

Yahya Kemal Beyatlı’ya (1884 – 1958) sormuşlar (1): — Bugün neyle meşguldünüz, görünmediniz? — Bir şiir üzerinde çalışıyordum. — Şiiri bitirdiniz mi? — Hayır. Sabahleyin bir virgül koymuştum. Akşama kadar düşündüm, ona da beğenmedim, sildim. ‘Yalapşap’ (2) yaşayan üçüncü milenyumun insanları olarak bir kuyum işçisi sabrını, titizliğini anlamamız güç. Yahya[…]

Yazının Devamı

AYDININ DİL SORUMLULUĞU -1

Ali Nusret (1872-1913), kendisinden dört yaş büyük ağabeyi Cenap Şahabbettin’in gölgesinde kalmış, aslında onun gibi önemli bir Servet-i Fünûn şair / yazarı. Küçük kardeşleri şair Osman Fahri de ailede ‘ağacının dibine düşen son armut’. Abdülhak Şinasi Hisar, Ali Nusret’i “nazik, mahcup, mütevazı, çekingen ve fesahat meraklısı” olarak tanımlarmış (1). Eskimiş[…]

Yazının Devamı

‘BU NE YA?’ TÜRKİYE’Sİ

George Orwell’ın distopik romanı “1984”ü, bizden daha ‘trajikomik’ ağırlıklı olarak hayata geçiren toplum yoktur. Romanda, bilindiği gibi Okyanusya yöneticileri, kimi sözcükleri yasaklayarak insanların beyninden de silebileceklerini sanıyorlardı. Benzetmede hata olmaz; geçen hafta KRT’de, değerli meslektaşımız Zafer Arapkirli söyledi; “sigara böreği”, kimi marketlerde ‘kalem böreği’ adıyla satılmaya başlamış. Sigara, sağlığa zararlı[…]

Yazının Devamı

‘ATA’NMAYAN ÖĞRETMENLER

İki gün sonra, 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutlayacağız. ‘Başöğretmen’ Atatürk’ün izinden giden, laik eğitim – öğretimi benimsemiş emekli / çalışan / çalışamayan / çalıştırılmayan tüm öğretmenlerimize, minnet duygularımızla birlikte, saygılarımızı sunuyoruz. Sözünü ettiğimiz son öbektekiler için ‘çalıştırılmayan’ ya da ‘atanamayan’ yerine, ‘Ata’nmayan öğretmenlerimiz desek sanırız daha doğru olacak. KPSS’de yüksek[…]

Yazının Devamı

‘KANUN DİYE DİYE…’

Yıllar, yüzyıllar geçiyor; devlet düzenleri değişiyor ama Türk aydınının yazgısı pek değişmiyor. II. Abdülhamit döneminin en duyarlı aydınlarından Tevfik Fikret (1867 – 1915), baskıcı padişahın otuz üç yıllık zulmünden çok etkilenmiştir. Bir gün Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nin kurucusu ünlü ruh hekimi Mazhar Osman (Usman)’a sorar: – Çok hırçınım,[…]

Yazının Devamı

ATATÜRK 142 YAŞINDA

ATATÜRK 142 YAŞINDA Büyük Önderimizi, aramızdan ayrılışının 85’inci yıl dönümünde, her gün biraz daha artan özlemle anıyor, arıyoruz. Anadolu insanı, Atatürk’ten önce Türk olduğunun bile ayırdında değildi. Kendisine sorulunca “Müslümanım” diyordu. Dahası, Osmanlıya göre biz, “Etrak-ı bîidrak”; yani algılayamayan, mankafa Türklerdik. Bize Türk olduğumuzu öğreten, gizilgücümüzü (potansiyel) çok iyi bilen[…]

Yazının Devamı

100. YIL ONURU-2

Atatürk, uzun yıllar boyu tasarladığı Cumhuriyetin ilanını, 28 Ekim 1923 akşamı sofrasında bulunan konuklara açıklamıştı. İlerleyen saatlerde onları evlerine gönderirken İsmet (İnönü) Paşaya, “Sen kal!” demişti. Ardından, 1921 Anayasasında yapılacak değişiklikleri onunla tartışmış ve Meclis’e sunmak üzere bir taslak yazdırmıştı. Ata’nın en güvendiği arkadaşı, İsmet Paşa mıydı? Sanırız. Ama, buna[…]

Yazının Devamı

100. YIL ONURU -1

Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. kuruluş yıl dönümü haftasındayız. Bu çok özel yılın tarihsel tanığı olmak ayrı bir onur. Ne mutlu bizlere ki Büyük Önderimizin Cumhuriyet Aydınlığında yetişmiş kuşaklarız. Sahip kılındığımız ulusal / evrensel / insanî değerleri, yalnızca 14 yılda başarılan Atatürk Devrimine borçluyuz. İşgal altındaki Anadolu ve Trakya’yı emperyalist çizmesi altından[…]

Yazının Devamı

BEBEĞE VE KADINA ÖLÜM YAĞDIRMAK

Alman düşünür Immanuel Kant (1724 -1804), bundan üç yüzyıl önce soyumuzdan umudu kesip şöyle demiş: “İnsanlık denen çarpık çurpuk malzemeden düzgün bir şey yapılamaz.” Ortadoğu’da sürmekte olan İsrail – Filistin savaşı, Kant’ı bir kez daha doğruluyor. Filistin, 1947 yılından beri İsrail işgali altında. Dünyanın en yoksul insanları arasındaki 5,5 milyon[…]

Yazının Devamı

‘DOMATES GÜZELİ’Nİ BİLEN ÖĞRETMEN!

Fransızca, ‘kültür dili’ sayılıyor. İngilizce ise ‘dünya dili’. Söz varlığına, sömürgeleştirdikleri ülkelerin dillerinden de sözcükler katan bu ‘yayılmacı’ iki ulustan İngilizlerin sözcük sayısının 600 bin; Fransızların da 400 bin kadar olduğu savlanır. Peki, Türkçede kaç sözcük var, dersiniz? Yıllar önce ortaya çıkan birileri, dilimizde “616 bin 767 sözcük” bulunduğunu öne[…]

Yazının Devamı

İYİLİK FİRARDA!

Güz; karaduygu (melankoli) mevsimi. Üzerimiz salkım saçak kara bulutlu sabahlara uyanıyoruz. Yaşamın, sanatı taklit ettiği anlar da oluyor; Güneş arada bir, Ayşen Baykal’ın usta sanatçı işi fotoğraflarında gördüğümüz gibi, ağaçların arasından gözalıcı ışık demetleri gönderip çekiliveriyor. Biz o ağaçları kestikçe yağmur ya pek nazlı ya da yoksul evlerine her biri[…]

Yazının Devamı

VAH ÜLKEM!

Karı koca, markette alışveriş ediyorlardı. Kadın, alışveriş arabasında bir ürünü görünce kocasına çıkıştı: — Fiyatını sordun da mı aldın? Adam, ‘Hayır!’ dedi. Tartının başındaki görevliden ithal ürünün fiyatını öğrenince kadının sesi daha bir sertleşti: — 86 liraya muz mu olur! Yerlisi yok mu bunun? Yerlisi yoktu. Zaten olsa onun da[…]

Yazının Devamı

SANATLA İNCELİP İNSAN OLMAK -2

İnsanın yeryüzündeki varlığı, 150 bin – 200 bin yıl öncesine dayanıyor. Kafatasının içinde beyin bulunan öteki canlılarınkiyle bizim beynimiz arasında çok belirgin bir ayrım yok; alnımızın hemen altındaki ‘ön lob’un büyüklüğü dışında… (1) Ama, günümüzün kırk bin yıl öncesinden başlayarak yaşadığı mağaranın duvarına resim yapmış olan canlı, yalnızca insan. Dirim[…]

Yazının Devamı

SANATLA İNCELİP İNSAN OLMAK -1

İstanbul Sarıyer’de, genellikle bakliyat satın almak için belli aralıklarla gittiğimiz küçük bir dükkân var. Geçen hafta orada, ilkyaz göğü gibi masmavi gülümseyen bir kadınla yüz yüze geldik. Söylemeye pek dilimiz varmasa da artık ilerlemiş yaşının gereği olarak elinde baston, yanında da Asyalı genç hemcinsi olan bir yardımcı bulunuyordu. Yüzündeki ‘mutlu’[…]

Yazının Devamı

YENİ ‘KAVİMLER GÖÇÜ’NE DOĞRU MU? -2

Dünya; en geniş ölçekli kitlesel insan göçünü, 350 – 800 yılları arasında yaşadı. Kavimler Göçü, halkların; iki ayrı dönemde Asya’dan Ön Asya’ya (Anadolu), Kuzey Afrika’ya ve Avrupa kıtasına yerleşmesiyle meydana geldi. İlk Hun devleti, İÖ 220’li yıllarda Teoman tarafından kuruldu. Türk adının geçtiği ilk devlet olan Göktürklerin, Bumın Kağan öncülüğünde[…]

Yazının Devamı