GARSON, ‘KİTAP’ GETİR!

Çetin Altan, toplumcu (sosyalist) bir yazar olduğu günlerde, gündelik geliriyle yaşamını sürdürmek zorunda kalmayı (proleterlik), ‘her gün bir boğayı boynuzlarından tutup yere çalmakla’ eşdeğer tutardı. Günümüzün boğaları ise pek yaman! “Rabbena, hep bana!” anlayışıyla semirdikçe  semirip ortalığı toza dumana katarak gerçekleri perdelemeye çalışıyorlar. “Alma (elma) ağacında büyümek” diye bir deyim, işitmişsinizdir. Adamın biri, denize düşmüş. Kıyıdaki biri koşup suda çırpınan adama[…]

Yazının Devamı

BEYİN YOKSULLUĞU VE ‘MÜSİLAJ’

Geçen hafta 3 Haziran’da, 58’inci ölüm yıldönümü nedeniyle andığımız ‘memleket sevdalısı’ Nâzım Hikmet’in Şilili arkadaşı Pablo Neruda (1904 – 1973), bir şiirinde şöyle diyor: “… ve bir gün bitirmek için dünyasal yoksulluğu / yardım et bize ey okyanus, / ey yeşil ve derin baba.“ Şiirin adı: “Deniz Kasidesi“. Dünya’nın dörtte üçünü kaplayan denizler, Neruda’nın deyişiyle ‘dünyasal yoksulluğu bitirmek için’ elinden geleni[…]

Yazının Devamı

ÇAY, MANGO VE YAŞAMA SAYGI

Çetin Altan’ın deyişiyle “Türk’e Türk propagandası yapmanın” hiçbirimize yararı yok. Türkiye’nin günümüzdeki manzarası iç karartıcı: Bir yandan siyasî rakiplerine yönelik neredeyse ölüm tehdidine varan şiddet söylemleri, kışkırtmalar; ‘kamu vicdanını kanattığını’ (?) düşündüğümüz anayasa / yasa / kural tanımazlıkla birlikte ortaya çıkan ‘kimi devlet görevlileri ile kimi suçluların iç içeliğine’ ilişkin kuşkular; öte yandan getirim (rant) uğruna belki tarihte benzeri görülmemiş yoğunlukta doğa yağması… sürüp gidiyor. 44 YIL[…]

Yazının Devamı

Cumhuriyetin Simge Meydanı TAKSİM’İN DÜŞÜŞÜ

Beyoğlu; önce Osmanlı’nın sonra da Türkiye’nin Batılı yüzü, çağcıl kültür / sanat merkezi. Bu ilçemizin gözbebeği Taksim Meydanı da alçakgönüllü ama anlamlı Cumhuriyet Anıtı ile Atatürk Türkiye’sinin simgelerinden. Daha doğrusu öyleydi. Artık değil. . Pandemi yasaklarına karşın dün, binlerce kişinin kıldığı cuma namazı ile Taksim Camisi ibadete açıldı. Cemaat, sanki[…]

Yazının Devamı

TOLSTOY’DAN 3 SORU 3 YANIT

Son zamanlarda Türkiye’de olup bitenlere bakınca bu dünyaya kötülük etmek için geldiğine inanan ne çok insan var, diye düşünmekten kendimizi alamıyoruz. Durum bize, Tolstoy’un (1828 – 1910) “Üç Soru” öyküsünü (*) anımsatıyor: Padişah; ‘yapacağı işlerin önem sıralamasını, hangi işe ne zaman başlayacağını, kimlerle çalışıp kimlerle çalışmaması gerektiğini’ doğru saptayabilirse hep başarılı olacağını düşünmüş. Bu üç sorunun yanıtını bulacak[…]

Yazının Devamı

ATATÜRK 140 YAŞINDA

19 Mayıs, Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutluyoruz. Mustafa Kemal, doğum tarihini bilmediği için 19 Mayıs’ı doğum günü olarak benimsemişti. Bugün, O’nun 140. doğum yıldönümü. Kimileri, bu anlamlı günün adını bir emir kipi gibi, “Atatürk’ü anma!” diye söyleyedursunlar… İyi ki doğmuş Mustafa Kemal. HANNİBAL’İN YAPAMADIĞI Batılı tarihçiler, Kartacalı komutan ve devlet adamı Hannibal‘i (anıt gömütlüğü Kocaeli, Gebze’de) bütün[…]

Yazının Devamı

BAYRAM VE ‘EŞ GÖRÜ’

Yarın bayram. Eskiler, “Bugün bayram, bir kaşık ayran sana da yeter bana da.” diye hoş bir tekerleme söylerlerdi. Azla yetinip toplumca yan gelip yatmanın değil, çalışıp çabalayarak edindiğimiz az ya da çok neyimiz varsa kardeşçe, barış içinde paylaşmanın önerildiği bir tekerleme. 1789 Fransız Devrimi’nin simgeleşen “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” ilkelerini çağrıştırıyor. Aslında, dinsel bayramları karşılarken bizden yaşlı kalem erbaplarına öykünüp ‘geçmişe özlem’ yazısı[…]

Yazının Devamı

HIDIRELLEZ HAVALARI

İlkyazın son ayı mayıs, bu kez mayıs değil gibi. Uzun kışın ardından doğa, takvime boş verip doğrudan hazirana geçti sanki. (Yoksa mayısın tamamı bir genelgeyle kaldırıldı da haberimiz mi olmadı!?) Oysa yarın 6 Mayıs, Hıdırellez. Müslümanlık – Hıristiyanlık ortak inanışına göre, iki kutsal kişi olan Hızır ve İlyas‘ın, karanlıklar ülkesinde arayıp buldukları bengisudan (abıhayat) içerek ölümsüzlüğe kavuştukları gün. Aslında, üç kişi olarak yola çıkmışlar. Aralarında, İskender-i Zülkarneyn de bulunmaktaymış. Ama, bengisuya ulaştıklarını Zülkarneyn’den[…]

Yazının Devamı

SOYKIRIM İFTİRASI

Amerikalı ile Rus, arkadaş olmuşlar. Rus, Moskova Metrosu’nu anlata anlata bitiremiyormuş. Bir süre sonra Amerikalının yolu, Moskova’ya düşmüş. İki arkadaş buluşup metro trenine binmişler. On dakika sonra elektrikler kesilmiş. Amerikalı, Rus’a takılmış: — Öve öve bitiremediğin metronuz bu mu? Alı al, moru mor Rus, verecek yanıt bulamayınca ne dese beğenirsiniz: — Ama, siz de Kızılderilileri kestiniz. Şakadaki[…]

Yazının Devamı

İKİ TARİHSEL KİLOMETRE TAŞI

Nisan ayının üç haftasını geride bıraktık ama soğuklar gitmekte ayak sürüyor. Sanki havalar da bizim gibi, ‘Türkiye yorgunu’. Karaduygu (melankoli) kol geziyor. Yağmur, fırtına, sis, pus derken birçok bölgemizde, hava bilgisi uzmanlarının deyişiyle ‘toz taşınımı’ yaşanmış. Hem de yine içinde bulunduğumuz koşullara koşut biçimde ‘çamurlaşarak’! (Sözcüğün mecaz anlamıyla; sanki o da kimileri gibi her fırsatta ‘terbiyesizliğini açığa vurup hır[…]

Yazının Devamı

‘SİYASAL DİL’ EYLEMLİLİĞİ!

Siyaset ağalarımız, bu günlerde ‘seçim’ sözcüğünü bizce gereken sıklıkta kullanmıyorlar ama neredeyse her gün ‘seçim konuşması’ yapıyorlar. Elbette kimilerinde yine ‘asgari nezaket’ kuralları bile hak getire! En hafifinden birbirlerini ‘yalan konuşmakla’ suçluyorlar. Oysa, Türkçemizde “yalan söylemek”, “yalan atmak” … var ama “yalan konuşmak” diye bir eylem (fiil) yok. Ama onlar, “Türkçe kuralları dışı” örgütlü eylemlilikte (!) sanki birleşiyorlar. * Akademisyenlik geçmişi de olan bir siyasal parti[…]

Yazının Devamı

DİL YANLIŞI SALGINI!

Türkçe yazım ve sesletim yanlışları, bir tür salgın hastalık gibi yayılıyor. Giderek de bu alanda ‘güvendiğimiz dağlara kar yağıyor’! Çok değerli, deneyimli bir gazeteci, 27 Mart 2021 günkü köşe yazısında; üniformasının üzerine sarık ve cüppe giymiş olarak bir tekkede namaz kılarken görüntülenince haklı tepkiler gören tuğamiralin geçmişini yazdı. Sayın meslektaşımıza göre, bu kişinin üstlendiği görevlerden[…]

Yazının Devamı

İSTİKLAL MARŞI YETER Mİ (2)

Arapça kökenli “istiklal” sözcüğünün Türkçesi “bağımsızlık”. Mehmet Akif Ersoy’un (1873- 1936) yazdığı İstiklal Marşı; 12 Mart 1921’de TBMM’de kabul edildiğine göre, dolu dolu 100 yaşında. Akif, “Allah bu millete bir daha istiklal marşı yazdırmasın.” demiş. Bu dileğe, içtenlikle katılıyoruz. Ancak, Akif’in kendisi de İstiklal Marşı’nı yazmakta pek istekli değildi; Atatürk’ün[…]

Yazının Devamı

İSTİKLAL MARŞI YETER Mİ (1)

Türkiye’de, Cumhuriyetin ‘dalya’ demesine yalnızca iki buçuk yıl kala, köktenci (radikal) karar ve uygulamalar birbirini izliyor. Uzun süre bekletilen, soğutulan, en azından yüksek basınçlı muhalif gazların alındığına emin olununca buhar kazanının supabı birden açılıveriyor.  Geçen hafta Danıştay‘ca verilen “Andımız”ın (öteki adıyla“Öğrenci Andı”nın), kesin olarak (?) kaldırılmasına ilişkin karar, bu gelişmelerden yalnızca biri. Böylece Türkiye, karnıyarık gibi bir kez daha[…]

Yazının Devamı

SANSÜRSÜZ OLAMIYORUZ!

Bir düşünür, “İnsan, cenaze törenlerinde kendi ölümüne ağlar.” demiş. Tezdeki doğruluk payını bilemiyoruz ama sevdiğimiz kişilerin ölümünü kolay kabullenemediğimiz bir gerçek. Acı haberi birbirimizle paylaşırken ölümü yumuşatır; eskilerin deyişiyle “Falanca kişiyi sakladık…”; günümüzde ise “aramızdan ayrıldı” gibi avuntu sözlerine sığınırız. Sevdiğimiz ‘kalan sağlar’la aramızda ya da kendi kendimize uyguladığımız bir tür sansür olabilir mi bu? Belki evet ama en azından insan doğasına uygun bir sansür…[…]

Yazının Devamı

BİRLİK ÜSTÜNE…

Oportünist siyasetçilerden her dönemde sıklıkla işittiğimiz bir söylem: “Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde…” Birlik ve beraberliğe tabii ki evet ama neyin, kimin, kimlerin ‘birliğine’?.. Geçen hafta, “Atatürk Devrimi Üçlemesi”nin 89’uncu yıldönümüydü. Siyaset sahnesinde, hiç değilse güvendiğimiz Atatürkçü dağlara kar yağışı diner, bahar çiçekleri tomurcuklanır da ülkemizin yarınları için umutlanırız diye bekledik.[…]

Yazının Devamı

DİRENGEN VE ‘DİŞİL’ MART

Marta girdik. İlkyazın ilk ayı. Doğa; İstanbul’da yeni mevsimi, beyaz ipek geceliğini giyip gezintiye çıkmış gizemli orman perisi ‘dolunay’la karşıladı. Ak pak inci güzelliğini, akşam Beykoz Ormanları’nın üstünden gösterdi önce dolunay. Gece boyu Boğaziçi’nin lacivert sularında yıkandı, kristal aynasında tarandı, sabah da Belgrad Ormanı’nın serin koynunda gündelik dinlencesine çekildi. İstanbul[…]

Yazının Devamı

‘BOYALI KUŞ’ FACİALARI

Çocuklara yardım örgütü “Save the Children”, dünya ölçeğinde yapılan bir araştırmanın sonuçlarını, geçen hafta dünyanın dikkatine sundu. Açıklamayı okudukça insanı hafakanlar basıyor. Kosinski’nin ünlü “Boyalı Kuş” (E Yayınları, çev. Aydın Emeç) romanını, aynı yürek çarpıntılarıyla okuduğumuzu anımsıyoruz. “Save the Children”ın yeni yazanağına (rapor) göre, dünyanın çatışma bölgelerindeki 426 milyon çocuk var. Bunlardan 72 milyonu yani her altı çocuktan biri, ‘cinsel[…]

Yazının Devamı

TANRI İLE KUL ARASINDA…

Din, yeryüzündeki birçok toplumun olduğu gibi Türk toplumlarının da hep yumuşak karnıydı ve kuşkusuz hâlâ öyledir. Anadolu’nun en ücra köyüne gidin; dantelli mahfazasının içinde, tek göz evin tavanına yakın bir yerine asılı Kuranıkerim görürsünüz. Yüceliğine yaraşır bir yerde tutmayı, ona saygımızı göstermek için yeterli sayarız. Kuran’ın özellikle de Arapçasını yeğleriz; çünkü, onu okuyup anlamak,[…]

Yazının Devamı

AMOK KOŞUCULUĞU

Amok, daha çok Malezya’da görülen bir tür delilik. Hasta, geçirdiği nöbet (cinnet) sırasında eline bir silah alıp sokağa fırlayarak önüne geleni acımasızca öldürür. Bu illeti dünyaya, “Amok Koşucusu” kitabıyla Stefan Zweig (1881 – 1942) tanıtmıştı. O bir Yahudi idi ve Almanya’daki ‘siyasî Amok koşucusu’ Naziler, öteki Yahudi yazarlara yaptıkları gibi, Zweig’ın da kitaplarını yaktılar. Yazar, faşizmin elinden Brezilya’ya kaçarak kurtulabildi. Zweig ile eşini, sonunda kendi canlarına kıymaya[…]

Yazının Devamı