‘BARBARİZM’İN MEDYA HÂLİ!..

Güneşi özlemişiz. Kararsız mart, aydınlıkta karar kılmış görünüyor. Günler artık göz alan, kıpır kıpır bir saydamlıkla başlıyor.  Karanlık kötüdür; kuşku yüklü belirsizlikler içerir. Divan Edebiyatı şairleri, “siyah”ı belki de bu nedenle “küfür”le eş anlamlı saydılar. Şeriat düzeninde, caize (bahşiş) koparabilmek için hünkârın nabzına uygun şerbet verme çırpınışıyla da olsa… Fuzuli, bir güzele şöyle sesleniyor:[…]

Yazının Devamı

SEÇMENİ ŞİDDETE KIŞKIRTMAYIN!..

31 Mart Yerel Seçimleri yaklaştıkça siyaset dilindeki kirliliğin kitleler üzerinde yarattığı dehşet, bir alacakaranlık kuşağı filminin gerilim düzeyine yükseliyor sanki.   Tanrı, adama: – Dile benden ne dilersen. Ama bir şartım var; sana ne verirsem rakibine iki katını vereceğim, demiş. Adam, tereddütsüz yanıtlamış: – Tanrım, benim bir gözümü kör et! Sevgi dilinden de[…]

Yazının Devamı

TV’LERİMİZDEKİ SUNAMAYICILAR!

Şempanzenin genleri, insan genleriyle yüzde 98 aynı. Tanrı bize, şempanzeden esirgediği “ses kirişleri”ni verdiği için konuşabiliyoruz. Kimi Tv sunucuları ve ‘ekran gediklisi’ diyebileceğimiz kimi ‘uzmanlar’ (?) yakınlarındaki kimselerce uyarılmıyor -ya da yapılan uyarıları önemsemiyor- olmalılar ki sürekli aynı sesletim (telaffuz) yanlışlarıyla karşımıza çıkıyorlar. Bu kişiler, doğru sesletiminden emin olamadıkları herhangi bir sözcük için[…]

Yazının Devamı

KORKMA, SÖNME YAPMAZ… (!)

Atatürk‘ün Dil Devrimi ile başlattığı “Türkçemizi yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarma” çalışmalarını geliştirerek sürdürmek yerine, kültür meşalesini ne yazık ki yerlere düşürdük. Artık, Büyük Önder’in kurduğu CHP’nin bile bu konuda yeterli özeni gösterdiğinden kuşkuluyuz. Kuşkumuzun nedenine geçmeden önce, 2016 Ekim‘indeki bir yazımızda anımsattığımız yürek burkan bir öykücüğü (anekdot), YeniGün okurları için yineleyelim: DE GAULLE DALGA GEÇTİ Charles de Gaulle (1890 – 1970), Fransa Cumhurbaşkanı[…]

Yazının Devamı

TÜRKÇE YARIŞMASI SUNMAK, BELALI İŞ

İhsan Varol, yıllardır türlü Tv kanallarında hazırlayıp sunduğu yarışma izlencesi“Kelime Oyunu”nu, hâlen Teve 2′de sürdürüyor. Varol, bu yolla halkımızın sözcük dağarcığının gelişmesine -elbette izlenirliği ölçüsünde- katkı sağlıyor. Kendine özgü; sıcak, sevimli bir sunuş tarzı olduğu için seviliyor da. Gelgelelim, bu ‘belalı iş’te ‘allameyi cihan’ olsanız yanlıştan kaçınmanız güç! Yanlışlarınızı olabildiğince azaltmak için ise ‘yapıcı’ eleştiriler karşısında dört göz, dört[…]

Yazının Devamı

UNVANDAN ‘SANDVİÇ’ YAPABİLEN MEDYAM!

Güzel Türkçemizdeki güzel atasözlerinden biri:“Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur.”Yazılı  ve görsel / işitsel medya (1) organlarımız, şu dil yanlışını döne döne, sanki ısrarla sürdürüyor:– Adana eski Valisi.– DİSK eski Başkanı…Kim bilir kaç kez anımsattık; Türkçe dilbilgisi kurallarına göre, belirtisiz ad tamlaması ikiye bölünüp ortasına sıfat konulamaz.Yukarıdaki iki[…]

Yazının Devamı

ASIL ‘BEKA’ SORUNU TÜRKÇE KULLANIMI

Göktürk Devletinin yöneticisi Bilge Kaan; Orhun Yazıtları’nda uyruğuna, “Çinlilere öykünmeyin, yok olursunuz!” öğüdünde bulundu. Göktürkler, daha önce ikiye bölündükleri, elli yıl Çin boyunduruğunda tutsak yaşadıkları hâlde Bilge Kaan’ın öğüdüne uymadılar. Ve o tarihsel günden sadece dokuz yıl sonra, 744’te tarih sahnesinden silindiler. Ulusların kalıcı olmasında, anadilini koruyup geliştirmesinin önemini çok iyi bilen Başöğretmen Atatürk, birçok çağcıl atılıma koşut olarak başardığı Dil Devrimiyle bizi özümüze döndürdü. Türkiye Cumhuriyeti’nin[…]

Yazının Devamı

ATATÜRK, NÂZIM VE EFTELYA GERÇEĞİ

Geçen hafta, Nâzım Hikmet’in 117’nci doğum gününü kutladık. Sanat / yazın çevrelerince büyük ustanın şiirlerinden oluşan dinletiler başta olmak üzere, türlü etkinlikler düzenlendi. Bu arada epey zamandır dillendirilmeyen bir şehir efsanesinin de yeniden konuşulmaya başladığına tanık olduk. Efsane şu: Atatürk, Dolmabahçe Sarayı’nda arkadaşlarıyla sofradayken Nâzım Hikmet’ten söz açılmış. Büyük Önder: – Gidin şu deli oğlanı bulun,[…]

Yazının Devamı

SANATLA BİLİMİN ATBAŞI YOLCULUĞU

Polonyalı Kieslowski (1941 – 1996), “yedinci sanat”ı onurlandıran sinema yönetmenlerinden. Ayrı bir yazı konusu olacak denli önemli filmler çeken Kieslowski‘nin büyülenerek izlediğimiz yapıtlarından biri: “Veronique’in İkili Yaşamı” (1991). Filmde, Avrupa sinemasının en güzel oyuncularından Irène Jacob’un canlandırdığı baş karakter, ‘çift yaratılmıştır’; Fransa’da Veronique, Polonya’da da Veronika adıyla eş zamanlı olarak ‘ikili yaşam’ sürmektedir.  Birbirinin varlığını her an duyumsayan iki kadından Veronique,sahnede şarkı söylerken ölür. Birden[…]

Yazının Devamı

HER AN, BİR YAŞIMIZA DAHA GİRİYORUZ!

Türkçe sözvarlığımız (Fr. vocabulaire); atasözü ve deyim varsılı. Yüzyıllardır söyleyegeldiğimiz bu tür sözlerden biri, ‘hiç görüp işitmediğimiz, şaşılacak yeni bir şeyle karşılaşmak’ anlamındaki deyim: “Bir yaşına daha girmek” TRT Haber‘de, Dünya Ekonomik Forumu‘na ilişkin yorum yapan tanımadığımız bir meslektaşımız, konuşmasında şöyle bir eylem (fiil) kullanıyor: “Formülize etmek” Bizim bildiğimiz, ‘bir düşünceye, bir anlatım biçimi vermek’ anlamındaki Batı kökenli eylemin doğrusu: “Formüle (Fr. formulé)etmek” Biz,[…]

Yazının Devamı

DİLİMİZ, KAFAMIZ KADAR BOZUK

. Toplumca kafamız bozuk. Aynı ölçüde Türkçemiz de. Bizim değil, bilindiği gibi Yahya Kemal Beyatlı’nın koyduğu tanı / gösterdiği sağaltım yolu bu: “İmlamız, lisanımız düzelince lisanımız da kafamız düzelince düzelecek; çünkü, o da onlar kadar bozuktur, fazla değil.” Dille düşünce arasındaki sıkı bağa onlarca yıldır dikkat çekerek “doğru düşünme”nin ancak[…]

Yazının Devamı

TÜRKÇE BAĞINA DESTURSUZ GİRMEK

Pek çok alanda olduğu gibi, “doğru ve güzel Türkçe” açısından da artık can sıkıcı olmaktan çıkıp giderek “yürek yakıcı” bir hâl alan gerileme dönemi yaşıyoruz. Toplumun sürekli gözü önünde olan kişilerin ve görsel / yazılı medya organlarında çalışan meslektaşlarımızın yaptığı “dil yanlışları”; Ziya Paşa’nın terkib-i bendindeki ünlü dizeyi akla getiriyor: “… bu terazi bu kadar sıkleti[…]

Yazının Devamı

KİMLER ÇALDI ŞU ESPRİ ANLAYIŞIMIZI!

İnsan her gün yeni bir şey öğreniyor. Biz, Diyanet İşleri Başkanı’nın, “Kuran’la beraber olmayan çocuklar şeytanla beraber olur.” sözünü tartışaduralım… Batılı bilim insanları, Stanford Üniversitesi’nden William F. Fry’ın “gelotoloji” çalışmalarını geliştirmek için gecelerini gündüze katıyorlarmış. “Gelotoloji”; gülümsememizin ve kahkaha atmamızın, ruhsal / bedensel yapımız üzerindeki etkilerini inceleyen bir bilim dalı. Öte yandan çoğu dinin -ve doğal (!) olarak köktendinciliğin- ‘gülmeye karşı’ olduğu biliniyor. KAHKAHA[…]

Yazının Devamı

“REFİK NERDE, DURBAŞ NERDE”

Şair gazeteci Refik Durbaş da günümüzde orta yaş sayılan 74’ünde sonsuzluğa göçtü. Erzurum Pasinler’den gelip İzmir’e yerleşmiş bir ailenin oğluydu. Şiir serüveni de bu kentte başlamıştı, Durbaş’ın. İlk şiiri, “Ege Ekspres”te 1962’de yayımlanan “Velvele”: “Ve koca bir şehir ağlıyordu / Tutsak bulutların gölgesinde / Deli divâne sokakların kör ışıklarında /[…]

Yazının Devamı

ÇOCUKLUK MESLEĞİ!

Çocukluğumuzdan geriye ne kaldı! Geceleri, gaz lambasının alacakaranlığında büyüyüp titreşen gölgeler gibi anılar. Lamba şişesinin islenmesi, gölgelerin daha da korkutucu, silik konturlu düşlem yaratıklarına dönüşmesi demekti bizim için. Evin yetişkinleri, görevini aksatana ertesi sabah tatlı tatlı çıkışırlardı: – Lambanın isine, evin kızına!.. (Bu görevin, örneğin niçin evin oğluna değil de[…]

Yazının Devamı

KUŞLAR VE KENTLER

Bertolt Brecht, “Sezuan’ın İyi İnsanı” oyununda (1), sabahları kentin uyanışını “yaşlı bir işçinin kalkıp çekicine sarılmasına, temiz hava ile ciğerlerini şişirmesine” benzetiyor. Brecht’in Sezuan’ı, “bütün tasarımların ötesinde, yoksulluğun en alt basamağında bir kent, gerçek bir cehennemdir.” Henüz tam anlamıyla “Sezuan’laşmamış” olsa bile İstanbul’un da o yolun yolcusu olduğu kesin. Toplam[…]

Yazının Devamı

GÜLE GÜLE İLHAN BANGUOĞLU!

Bize göre Babıâli’yi Babıâli yapan ustalarımızdan biri daha bu dünyadan göçtü; İlhan Banguoğlu. Geçen pazar günü 91 yaşında hayata gözlerini yuman İlhan Ağabey’i, bu satırlar size ulaşmadan bir gün önce toprağa vermiş olacağız. Bir kolu Mısır kökenli olan, varsıl bir ailenin oğluydu. Eski Millî Eğitim bakanlarından, dilbilimci Tahsin Banguoğlu’nun yeğeniydi. İyi eğitim görmüş, Türkçe haber diline[…]

Yazının Devamı

MEVSİMİN ELLİ TONU

Mevsim döndü. Ama, sıkı giyinerek de olsa sabah kahvaltısı hâlâ balkonda yapılabiliyor. Cemal Süreya ile birlikte! “Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem Ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı” Güneş bir açıp bir külrengi bulutların gölgesinde mola verince karaduygu (melankoli) ile coşku gelgiti arasında yürek sersemi oluyor insan! Karşı evin balkonundaki asma,[…]

Yazının Devamı

MUCİZENİN ADI CUMHURİYET!

Cumhuriyet kuşaklarımız; durmadan, yılmadan çalışan bal arılarına benziyor. Arıların balı, kış mevsiminde kendileri tüketmek için yaptıkları biliniyor. Üstelik çok zorlu bir uğraş onlarınki. Yarım kilo bal yapabilmek için iki milyondan fazla çiçekten bitki özü toplamak zorundalar. Arı da çiçek de bal da birer mucizedir. Özellikle kır kekiği (thymus spp) balının tadına[…]

Yazının Devamı

KAYGAN ZEMİNDE TÜRK ANDI İÇMEK

Tevfik Fikret‘in İstanbul Âşiyan’da, hâlen müze olan evinin önündeki bir kayada, kendi eliyle yazıp kazıttığı dizeleri yer alır. Söz konusu şiir, (günümüz Türkçesiyle) şöyledir: “Ey taş, yeryüzünün paslı yazıtı, / Kırık başlı sfenks gibi durursun şuracıkta, / Seyredersin kuşkulu kuşkulu, olan biteni. / Sen anladın mı bari, o büyük sır ne?[…]

Yazının Devamı