ASIL ‘BEKA’ SORUNU TÜRKÇE KULLANIMI

Göktürk Devletinin yöneticisi Bilge Kaan; Orhun Yazıtları’nda uyruğuna, “Çinlilere öykünmeyin, yok olursunuz!” öğüdünde bulundu. Göktürkler, daha önce ikiye bölündükleri, elli yıl Çin boyunduruğunda tutsak yaşadıkları hâlde Bilge Kaan’ın öğüdüne uymadılar. Ve o tarihsel günden sadece dokuz yıl sonra, 744’te tarih sahnesinden silindiler. Ulusların kalıcı olmasında, anadilini koruyup geliştirmesinin önemini çok iyi bilen Başöğretmen Atatürk, birçok çağcıl atılıma koşut olarak başardığı Dil Devrimiyle bizi özümüze döndürdü. Türkiye Cumhuriyeti’nin[…]

Yazının Devamı

ATATÜRK, NÂZIM VE EFTELYA GERÇEĞİ

Geçen hafta, Nâzım Hikmet’in 117’nci doğum gününü kutladık. Sanat / yazın çevrelerince büyük ustanın şiirlerinden oluşan dinletiler başta olmak üzere, türlü etkinlikler düzenlendi. Bu arada epey zamandır dillendirilmeyen bir şehir efsanesinin de yeniden konuşulmaya başladığına tanık olduk. Efsane şu: Atatürk, Dolmabahçe Sarayı’nda arkadaşlarıyla sofradayken Nâzım Hikmet’ten söz açılmış. Büyük Önder: – Gidin şu deli oğlanı bulun,[…]

Yazının Devamı

SANATLA BİLİMİN ATBAŞI YOLCULUĞU

Polonyalı Kieslowski (1941 – 1996), “yedinci sanat”ı onurlandıran sinema yönetmenlerinden. Ayrı bir yazı konusu olacak denli önemli filmler çeken Kieslowski‘nin büyülenerek izlediğimiz yapıtlarından biri: “Veronique’in İkili Yaşamı” (1991). Filmde, Avrupa sinemasının en güzel oyuncularından Irène Jacob’un canlandırdığı baş karakter, ‘çift yaratılmıştır’; Fransa’da Veronique, Polonya’da da Veronika adıyla eş zamanlı olarak ‘ikili yaşam’ sürmektedir.  Birbirinin varlığını her an duyumsayan iki kadından Veronique,sahnede şarkı söylerken ölür. Birden[…]

Yazının Devamı

HER AN, BİR YAŞIMIZA DAHA GİRİYORUZ!

Türkçe sözvarlığımız (Fr. vocabulaire); atasözü ve deyim varsılı. Yüzyıllardır söyleyegeldiğimiz bu tür sözlerden biri, ‘hiç görüp işitmediğimiz, şaşılacak yeni bir şeyle karşılaşmak’ anlamındaki deyim: “Bir yaşına daha girmek” TRT Haber‘de, Dünya Ekonomik Forumu‘na ilişkin yorum yapan tanımadığımız bir meslektaşımız, konuşmasında şöyle bir eylem (fiil) kullanıyor: “Formülize etmek” Bizim bildiğimiz, ‘bir düşünceye, bir anlatım biçimi vermek’ anlamındaki Batı kökenli eylemin doğrusu: “Formüle (Fr. formulé)etmek” Biz,[…]

Yazının Devamı

DİLİMİZ, KAFAMIZ KADAR BOZUK

. Toplumca kafamız bozuk. Aynı ölçüde Türkçemiz de. Bizim değil, bilindiği gibi Yahya Kemal Beyatlı’nın koyduğu tanı / gösterdiği sağaltım yolu bu: “İmlamız, lisanımız düzelince lisanımız da kafamız düzelince düzelecek; çünkü, o da onlar kadar bozuktur, fazla değil.” Dille düşünce arasındaki sıkı bağa onlarca yıldır dikkat çekerek “doğru düşünme”nin ancak[…]

Yazının Devamı

TÜRKÇE BAĞINA DESTURSUZ GİRMEK

Pek çok alanda olduğu gibi, “doğru ve güzel Türkçe” açısından da artık can sıkıcı olmaktan çıkıp giderek “yürek yakıcı” bir hâl alan gerileme dönemi yaşıyoruz. Toplumun sürekli gözü önünde olan kişilerin ve görsel / yazılı medya organlarında çalışan meslektaşlarımızın yaptığı “dil yanlışları”; Ziya Paşa’nın terkib-i bendindeki ünlü dizeyi akla getiriyor: “… bu terazi bu kadar sıkleti[…]

Yazının Devamı

KİMLER ÇALDI ŞU ESPRİ ANLAYIŞIMIZI!

İnsan her gün yeni bir şey öğreniyor. Biz, Diyanet İşleri Başkanı’nın, “Kuran’la beraber olmayan çocuklar şeytanla beraber olur.” sözünü tartışaduralım… Batılı bilim insanları, Stanford Üniversitesi’nden William F. Fry’ın “gelotoloji” çalışmalarını geliştirmek için gecelerini gündüze katıyorlarmış. “Gelotoloji”; gülümsememizin ve kahkaha atmamızın, ruhsal / bedensel yapımız üzerindeki etkilerini inceleyen bir bilim dalı. Öte yandan çoğu dinin -ve doğal (!) olarak köktendinciliğin- ‘gülmeye karşı’ olduğu biliniyor. KAHKAHA[…]

Yazının Devamı

“REFİK NERDE, DURBAŞ NERDE”

Şair gazeteci Refik Durbaş da günümüzde orta yaş sayılan 74’ünde sonsuzluğa göçtü. Erzurum Pasinler’den gelip İzmir’e yerleşmiş bir ailenin oğluydu. Şiir serüveni de bu kentte başlamıştı, Durbaş’ın. İlk şiiri, “Ege Ekspres”te 1962’de yayımlanan “Velvele”: “Ve koca bir şehir ağlıyordu / Tutsak bulutların gölgesinde / Deli divâne sokakların kör ışıklarında /[…]

Yazının Devamı

ÇOCUKLUK MESLEĞİ!

Çocukluğumuzdan geriye ne kaldı! Geceleri, gaz lambasının alacakaranlığında büyüyüp titreşen gölgeler gibi anılar. Lamba şişesinin islenmesi, gölgelerin daha da korkutucu, silik konturlu düşlem yaratıklarına dönüşmesi demekti bizim için. Evin yetişkinleri, görevini aksatana ertesi sabah tatlı tatlı çıkışırlardı: – Lambanın isine, evin kızına!.. (Bu görevin, örneğin niçin evin oğluna değil de[…]

Yazının Devamı

KUŞLAR VE KENTLER

Bertolt Brecht, “Sezuan’ın İyi İnsanı” oyununda (1), sabahları kentin uyanışını “yaşlı bir işçinin kalkıp çekicine sarılmasına, temiz hava ile ciğerlerini şişirmesine” benzetiyor. Brecht’in Sezuan’ı, “bütün tasarımların ötesinde, yoksulluğun en alt basamağında bir kent, gerçek bir cehennemdir.” Henüz tam anlamıyla “Sezuan’laşmamış” olsa bile İstanbul’un da o yolun yolcusu olduğu kesin. Toplam[…]

Yazının Devamı

GÜLE GÜLE İLHAN BANGUOĞLU!

Bize göre Babıâli’yi Babıâli yapan ustalarımızdan biri daha bu dünyadan göçtü; İlhan Banguoğlu. Geçen pazar günü 91 yaşında hayata gözlerini yuman İlhan Ağabey’i, bu satırlar size ulaşmadan bir gün önce toprağa vermiş olacağız. Bir kolu Mısır kökenli olan, varsıl bir ailenin oğluydu. Eski Millî Eğitim bakanlarından, dilbilimci Tahsin Banguoğlu’nun yeğeniydi. İyi eğitim görmüş, Türkçe haber diline[…]

Yazının Devamı

MEVSİMİN ELLİ TONU

Mevsim döndü. Ama, sıkı giyinerek de olsa sabah kahvaltısı hâlâ balkonda yapılabiliyor. Cemal Süreya ile birlikte! “Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem Ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı” Güneş bir açıp bir külrengi bulutların gölgesinde mola verince karaduygu (melankoli) ile coşku gelgiti arasında yürek sersemi oluyor insan! Karşı evin balkonundaki asma,[…]

Yazının Devamı

MUCİZENİN ADI CUMHURİYET!

Cumhuriyet kuşaklarımız; durmadan, yılmadan çalışan bal arılarına benziyor. Arıların balı, kış mevsiminde kendileri tüketmek için yaptıkları biliniyor. Üstelik çok zorlu bir uğraş onlarınki. Yarım kilo bal yapabilmek için iki milyondan fazla çiçekten bitki özü toplamak zorundalar. Arı da çiçek de bal da birer mucizedir. Özellikle kır kekiği (thymus spp) balının tadına[…]

Yazının Devamı

KAYGAN ZEMİNDE TÜRK ANDI İÇMEK

Tevfik Fikret‘in İstanbul Âşiyan’da, hâlen müze olan evinin önündeki bir kayada, kendi eliyle yazıp kazıttığı dizeleri yer alır. Söz konusu şiir, (günümüz Türkçesiyle) şöyledir: “Ey taş, yeryüzünün paslı yazıtı, / Kırık başlı sfenks gibi durursun şuracıkta, / Seyredersin kuşkulu kuşkulu, olan biteni. / Sen anladın mı bari, o büyük sır ne?[…]

Yazının Devamı

YOKSULLUKLA MÜCADELE GÜNÜ

Bugün 17 Ekim Dünya Yoksullukla Mücadele Günü. Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 1993’te ilan edilen bu günü, Türkiye de benimsemişti. Dünyadaki 7,5 milyar insan nüfusunun iki milyarı “yoksul”, 753 milyonu ise “aşırı yoksul”. Yoksulluk, tabii ki dolarla ölçülüyor. Günlük geliri üç dolar, yirmi sentin (yaklaşık 20 lira) altında olanlar yoksul sayılıyor. Aşırı yoksulluk ölçütü ise günde 1,9 doların (yaklaşık 12 lira) altında[…]

Yazının Devamı

CEP DOLSUN… KAFA BOŞ KALSA DA OLUR (!)

Ekonomik bunalım, artık her düzeyde dile getirildiği gibi, ülkemizin acı gerçeği. Biz, kısa erimde değilse bile bir yolunu bulup yeniden “üretim toplumu” olacağımıza inanan iyimserlerdeniz. Daha doğrusu, “üretimini neredeyse bile isteye sürekli geriletip kendisi olağandışı ölçekte üremenin, bir toplum için kaçınılmaz tükeniş nedeni” olacağının, kafamıza dank ettiğini umuyoruz. Küresel egemenlerin “Üretme, bizden al!” dayatmasına boyun[…]

Yazının Devamı

SAĞIMIZ SOLUMUZ KADIN DÜŞMANI

Dün, 2 Ekim Dünya Şiddete Hayır Günü’ydü. Anadolu’da, erkek erkeğe muhabbette bir suskunluk anı yaşanınca şöyle denir: – Birinin kızı oldu! Kadınla erkeğin eşit sayıldığı hiçbir toplumda, kız bebeğin doğumu suskunluk nedeni olarak görülmez. Aksi durumda kadın için henüz dünyaya bile gelmeden, anne karnındayken başlayan bir eşitsizlik söz konusudur. İşin daha beteri, erkeklerin dünyasında, erkeğin en azından[…]

Yazının Devamı

DİL BAYRAMI KUTLU OLSUN

Bugün 86’ncı Türk Dil Bayramı’nı kutluyoruz.  Atatürk’ün kurduğu Türk Dili Tetkik Cemiyeti (TDTC), ilk kurultayını 26 Eylül 1932’de yapmıştı. TDTC’nin [Şimdiki adıyla Türk Dil Kurumu (TDK)] amacı şuydu: “Türk dilinin öz zenginliğini meydana çıkarmak, onu dünya dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek.” TDK’nın kuruluşundan dört yıl önce 1928’de yapılan Harf Devrimi geniş kitlelere ulaştırılmış; erkeklerde yüzde yedi, kadınlarda ise binde[…]

Yazının Devamı

GAZETE BAŞLIĞI ATMAK SANATTIR

Suna Kan’ı keman çalarken izlediyseniz dikkatinizden kaçmamıştır; o sıradaki yüz ifadesi, sanatçının sanki bir başka boyuta geçtiğini gösterir. Kimi meslek büyüklerimizin de gazete haberlerine atacakları başlığı düşünürkenki jest ve mimikleri öyleydi. Çünkü onlar, gazeteciliği bir sanat dalı gibi “icra etmek” için büyük çaba harcayan, mesleğimize hak ettiği ciddiyetle eğilen sıra dışı insanlardı. ÇETİN EMEÇ FARKI Hürriyet’in rahmetlik Genel[…]

Yazının Devamı

MEDYAMIZDAKİ ‘ŞAPKA’ SORUNSALI

Kimi sözcükler, bir sözcük olmaktan daha fazla anlam taşır. Örneğin, Atatürk‘e verilen unvanlardan “Halaskâr Gazi” gibi… Bu unvanı doğru sesletip doğru yazamayışımızın “ayıp” olduğunu, YeniGün’de daha önce vurgulamıştık. Benzer bir yanlışa, Halk TV‘nin 29 Ağustos 2018 akşamki ana haber bülteninde tanık olduk. Kadın sunucu, bir haberde şöyle diyordu: – Ülkemizin ‘maakus’ talihi… Bu tanımlamadaki sesletimle tanınmaz hâle getirilen “makûs” sözcüğünün de[…]

Yazının Devamı