MUCİZENİN ADI CUMHURİYET!

Cumhuriyet kuşaklarımız; durmadan, yılmadan çalışan bal arılarına benziyor.

Arıların balı, kış mevsiminde kendileri tüketmek için yaptıkları biliniyor.

Üstelik çok zorlu bir uğraş onlarınki.

Yarım kilo bal yapabilmek için iki milyondan fazla çiçekten bitki özü toplamak zorundalar.

Arı da çiçek de bal da birer mucizedir.

Özellikle kır kekiği (thymus spp) balının tadına doyum olmaz. Anadolu bozkırı, kara kış dışında her mevsim çiçek açan üç yüz tür kır kekiği kokar.

Mustafa Kemal Atatürk ile O‘nun silah ve devrim arkadaşları; kır kekiği vatanı Anadolu bozkırının ortasında, bizim için Türkiye Cumhuriyeti balı yaptılar!

Şimdi o balın üretiminin 95’inci yıldönümündeyiz.

En büyük bayramı kutluyoruz.

TAM BAĞIMSIZLIK ÜLKÜSÜ

Atatürk, 1923 yılının 29 Ekim’ine gelinceye değin yurdu arı gibi dolaşıp Anadolu insanına, her alanda ilerleyip güçlü, çağcıl bir toplum olabilmenin ana fikrini aşıladı.

Devrim Gezisi boyunca halka hemen her seslenişinde; bir ulusun “tam bağımsızlığı” için öncelikli koşulun “ekonomik bağımsızlık” olduğunu vurguladı.

İç ve dış barışın buna bağlı olduğunu da.

İzmir‘de halka (31 Ocak 1923):

“Biz barış istiyoruz, dediğimiz zaman tam bağımsızlık istiyoruz dediğimizi herkesin bilmesi gerekir. (…) Bize (yabancılar) bazı şeyleri vermiş gibi görünürler ama ekonomik bakımdan elimizi kolumuzu bağlarlar, ekonomik tutsaklıkla bizi inmeli ederler.”

“ÇAĞDAŞLIK KÂFİRLİK DEĞİL”

Adana’da çiftçilere (16 Mart 1923):

“Güzel yurdumuzu yoksulluğa, memleketimizi yıkıntıya sürükleyen çeşitli nedenler içinde en güçlü ve en önemlisi, ekonomide bağımsızlıktan yoksunluğumuzdur.”

Bu arada, yine Adana’da esnafa:

“Çağdaş olmak, kâfir olmak değildir.”

Büyük Önder’in aynı Devrim Gezisi çerçevesinde yaptığı 21 Mart 1923 tarihli Konyakonuşması ise halkı ülkü birliğine çağırdığı bir tür Devrim Andı gibidir:

“Ulusumun tüm aydın güçlerinin (…) gezdiğim yerlerde gördüğüm, tanıdığım ulusun tüm kutlanası, şükredilesi, övülesi çiftçisiyle, esnafıyla, tüccarıyla, bütün köylüsüyle(…) büyük ruhlu halkın benimle geldiğine inanarak, güçle dolu, sağlam ve yürekli(olarak) durmadan ileri yürüyeceğim.”

Devrim Gezisi’ni tamamlayan Atatürk’ün, Ankara’ya dönmesinden sonra 8 Nisan 1923’te, Ulusal Devrim’in Dokuz İlkesi yayımlandı. 29 Ekim 1923’te ilan edilecek Cumhuriyet’in ana omurgasını oluşturacak bu ilkeler (1) arasında; ulusal yaşantıya ve yazgıya TBMM’nin egemen olacağı, saltanatın diriltilmeyeceği, gericiliğe ödün verilmeyeceği, öğretimin birleştirilip laik hâle getirileceği; yasalarda, örgütlerde, yönetimde, eğitimde ulusal egemenliğin temel kılınacağı… yer aldı.

MUCİZEVİ DEVRİMLER

29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildi ve onu izleyen 15 yıla, mucizevi Anadolu Aydınlanması adı verilebilecek bir dizi devrim sığdırıldı. Bunlardan en önemlileri:

* Öğretimin birleştirilip laikleştirilmesi (1924),

* Arap Abecesi’nin kaldırılıp Latin Abecesi’ne geçilmesi (1928),

* Dinsel esaslara dayalı Mecelle’nin yerine Medenî Kanun’un getirilerek; kadınların oy verme dâhil, erkeklerle eşit haklara sahip kılınmaları, resmî görevlere atanabilmeleri, Millet Meclisi’ne seçilebilmeleri ve tek eşlilik ilkesi (1924 – 1937),
* Çiftçiliğin özendirilmesi, örnek çiftliklerin ve tarım kredi kooperatiflerinin kurulması (1925),
* Sanayiyi Teşvik Kanunu (1927),
* I. ve II. Kalkınma Planları (1933, 1937)…

DÜŞÜLEN ÇIKMAZDAN ÇIKIŞ

Aradan geçen 95 yılın sonunda ülkemiz, gele gele “ekonomik bağımlılık” sarmalında çırpınır duruma geldi. Peki, bu sarmaldan nasıl kurtulunacak? AtatürkCumhuriyet‘inin bilge adlarından Ceyhun Atuf Kansu’ya kulak verelim (2):

“Bu işler, tam bağımsızlık ilkesi içinde, ulusun kendi gücüyle, kendi emeğiyle, kendi olanaklarıyla ve halk yönetiminin işlediği, yürüdüğü bir toplum düzeninde yapılacaktır. Yabancı anapara, anamal (sermaye) gerekebilir, çekilebilir ama Osmanlı devleti ve Hindistan yabancı anapara yüzünden sömürgeleşmiş, batmıştır. Yabancı anamalın, anaparanın jandarmalığını yapan bir ekonomi ulusal bağımsızlık ekonomisi değil, bir sömürge ekonomisidir.”

HAZIR BALI REDDETMEK

Atatürk ile O’nun silah ve devrim arkadaşlarının; kır kekiği Cumhuriyet balını üretmeleri hiç kolay olmamıştı.

Sadece Büyük Önder, bilinen dört bin kitap okudu.

Askerlik dehasına bilimsel bilgiyi kattılar; vatan – millet sevgisini, insanlık onuru için çarpan yüreklerini koydular; en güç durumlarda bile umutsuzluğa teslim olmayıp haklı olanın mutlaka kazanacağına inandılar.

Onların ürettikleri kır kekiği Cumhuriyet balı, şifalıdır.

Reddetmek akıl kârı olmaz.

Üstelik, buzdolabına kaldırmış bile olsan kolay kolay donmaz.

Toplumca tansiyonunu çok mu yükselttiler, kaşıkla Cumhuriyet balını, kan basıncın normale döner.

Sayısız yararının yanı sıra, örneğin yüksek ateşli bünyelerde, ateşin kaynağı iltihabın vücuttan atılmasını sağlar.

Az şey mi bunlar!..

GRAM GRAM ‘EPİGRAM’

– Buruk 29 Ekim-

Ölüm kirli beyaz bir gölge gibi düştü

Cumhuriyet Bayramı coşkusunun üstüne

Yağız Efe daha altı aylık, bilemiyor

Efelik edemeyeceği bir alaca karanlığa doğduğunu

Tunceli’nin Nazımiye kırsalında

Jandarma çavuşu babası Ferruh ile

Silah arkadaşı, yazgı yoldaşı Asım’ı

Bir güz gecesi cehennem soğuğunun boğduğunu!

Seksen bir milyonun kanıyla birlikte

Kendi yarınlarının donduğunu

Nereden bilecek ki daha altı aylık yetim

Çığ altında, çığlık çığlığadır Cumhuriyetim!

 

(1) Ceyhun Atuf Kansu; Devrimcinin Takvimi, Cumhuriyet Gazetesi yayını, sayfa 104- 105

(2) Age. sayfa 102 – 103

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

eight − seven =