KAYGAN ZEMİNDE TÜRK ANDI İÇMEK

Tevfik Fikret‘in İstanbul Âşiyan’da, hâlen müze olan evinin önündeki bir kayada, kendi eliyle yazıp kazıttığı dizeleri yer alır. Söz konusu şiir, (günümüz Türkçesiyle) şöyledir:

“Ey taş, yeryüzünün paslı yazıtı, / Kırık başlı sfenks gibi durursun şuracıkta, / Seyredersin kuşkulu kuşkulu, olan biteni. / Sen anladın mı bari, o büyük sır ne? / Ey, rahata ermiş kalp, sen anladın mı bari / Neden yalnız taş yüreklilerin keyfi yerinde?”(1)

Ülkemizde durup durup alevlendirilen “Öğrenci Andı” tartışması bize, yukarıdaki dizeleri anımsattı.

Bir de “patinaj” kavramını…

DÖN BABA DÖNELİM!

“Patinaj”, Fransızca bir sözcük (patinage); bilindiği gibi, yolun kaygan olması dolayısıyla tekerleklerin dönmesine karşın taşıtın ilerleyememesi, demek.

Ama, sanırız Fransızlardan ve öteki uluslardan çok daha fazla patinaj yapan biz Türkleriz!

Yollarımız, zeminlerimiz hep kaygan!

Aslında üstencimiz (müteahhit), geçen yüzyılın en büyük devlet insanı; bize altyapısı çok sağlam bir ülke bırakmıştı.

Ama biz, Cumhuriyet’in taşıyıcı kolonlarını, ana yollarımızı, eski kuşaklarla yenileri birbirine bağlayan kültür köprülerimizi, üzerinde yürüdüğümüz kaldırımları, ara sokakları, izleklerimizi hep bozduk.

Bu arada kendi dengemizi de yitirdiğimiz için ayaklarımızın üzerinde duramıyoruz!

85 YILLIK ‘ANT’ SERÜVENİ

Patinaja son örnek: 1933 – 2013 yılları arasında okullarımızda içirilen “Öğrenci Andı”nın yüksek yargı kararıyla geri dönüşü! Daha doğrusu, bu karar da henüz kesinlik kazanmadığı için yeniden paten sahasına sürülmesi!

Geçmişte cumhurbaşkanlığı da yapmış bir siyasetçimiz, “Türk’üm, doğruyum…” diye başlayıp “Ne mutlu Türk’üm diyene.” sözleriyle biten Öğrenci Andı’nı, “ilkellik” olarak nitelendirmişti. Ülkemizde başka etnik gruplar olduğunu da belirterek Andımız ile “bölücülük” yapıldığını savlamıştı.

Doğru bir eleştiri midir bu?

Hayır, tam tersine.

Atatürk; ırk, etnik köken, din ve mezhep ayrımı yapmaksızın “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına, Türk milletidir denir.” diyor.

T.C. Anayasası’nın hâlen yürürlükte olan 66. Maddesindeki tanım da şöyle: Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.” (…)

NEREDEN NEREYE

Tüm bunlara karşın “Öğrenci Andı” 2012 yılında ortaokullardan, 2013’te de ilkokullardan kaldırıldı.

Ardından bir baktık ki İstanbul Esenler’de ve öteki kimi yerlerde birileri, sözümüz ona “eğitim” verdikleri 4- 6 yaş arasındaki bebelere, çok farklı bir “ant” içiriyorlar. Sınıfa giren hoca “Selamünaleyküm!” diyor. Buna karşılık olarak bebelere, hep bir ağızdan söylemeleri için ezberletilen metin, “Aleyküm selam. Bu ne güzel kelam. Yaşasın İslam. Elimizde Kur’an…” sözleriyle başlayıp ” Müslümanız Müslüman.” diye bitiyor.

Peki, bu doğru bir uygulama mıdır?

Siyasal İslam devleti kurmak gibi çağ dışı bir hedefe yürüyenler bile bu yolla “dini, imanı sağlam” değil, ancak “meczup” kuşaklar yetiştirebilirler.

Daha önceki bir yazımızda da dile getirdiğimiz gibi, 12 yaşından küçük çocuklar; din, iman, Tanrı, vatan gibi soyut kavramları anlayamazlar. Anlayamadıkları için de kendi kendilerini yetersizlikle suçlarlar ve böylece onların körpecik beyinlerine “olumsuz benlik algısı” yerleşir.

Bunu biz değil, eğitim biliminin (pedagoji) en önemli uzmanlarından, İsviçreli Piagetsöylüyor.

TEK UMAR, LAİK EĞİTİM

Çocuklarımız için din eğitimini mutlaka gerekli görüyorsak 12 yaşından sonra “seçmeli ders” olarak vermeliyiz. Müfredatta ağırlık ise elbette pozitif bilimlerde olmalı.

Son aylarda, Halk TV ve Tele-1 kanallarında izlediğimiz Türk millî eğitim uzmanları, müfredattaki din ağırlığına dikkat çekiyorlar. Üstelik, yeni okul kitaplarımızda laikliğin, Tanrıtanımazlıkla eşdeğer tutulması gibi çok büyük bir yanlışa düşüldüğünü vurguluyorlar. “Laiklik”; bir ülkede yalnızca din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması demek değil, her türlü bağnazlıktan arınmış, duyargaları dünyaya dolayısıyla da çağcıl bilime / sanata açık, özgür istençli (irade) bireyler yetiştirmek demek.

Son yıllarda gençlerimizin üniversite lisans ve yüksek lisans eğitimi için yurtdışını yeğleyip mezun olduktan sonra da yurda dönmeyişlerinin önemini, siyasetçilerimiz kavramaya başladılar.

İleri Batı’ya kaçışın, giderek lise öğrenimi düzeyine inmekte olduğu da belirtiliyor. Merdiven altı tekkelerine itilen zavallı bebelerimiz belki yaşam boyu ayırdına varamayacaklar ama orta sınıf ve üstü Türk çocukları için dünya, çoktandır bilgisayar mouse’unun ucunda.

Öğrenci Andı, 1930’larda Atatürk ilke ve devrimlerine yürektan inanmış Cumhuriyet kuşaklarına görevlerini anımsatmaktan çok, onların özgüvenini pekiştirme amaçlıydı.

Şimdi de büyük hasara uğratılan “ulus bilinci”nin onarılması ve Türk gençliğinin 21’inci yüzyıl Türkiye’sini uygar dünya ile buluşturabilmesi için “Ata’sının açtığı yolda, gösterdiği hedefe durmadan yürüyeceğine ant içmesi” elbette çok önemlidir.

Ama siyaset, yargı ve eğitim ordumuzun ortak zeminde patinaj yapmaktan kurtulup yüzünü çağa dönebilmesi koşuluyla.

Unutmayalım ki bu konuda da en büyük yaptırım gücü biziz:

“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkı”; yani, Türk milleti!..

 

GRAM GRAM ‘EPİGRAM’

Bu nasıl bir görünge (2) Abidin

Ayrılık tablolarında

Kaçıp gidenler büyüyor çerçevenin uzak ucunda

Biz geride bıraktıklarına bak, gözyaşı bedenli…

Arabesk cüceleriz!

 

(1) Söz konusu şiirin Türkçesi: A. Kadir; Bugünün Diliyle Tevfik Fikret, T. İş Bankası Kültür Yayınları, Kasım 2014, İstanbul, sayfa 3

(2) Görünge: Perspektif

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

18 − seven =