İSTİKLAL MARŞI YETER Mİ (2)

Arapça kökenli “istiklal” sözcüğünün Türkçesi “bağımsızlık”. Mehmet Akif Ersoy’un (1873- 1936) yazdığı İstiklal Marşı; 12 Mart 1921’de TBMM’de kabul edildiğine göre, dolu dolu 100 yaşında. Akif, “Allah bu millete bir daha istiklal marşı yazdırmasın.” demiş. Bu dileğe, içtenlikle katılıyoruz. Ancak, Akif’in kendisi de İstiklal Marşı’nı yazmakta pek istekli değildi; Atatürk’ün[…]

Yazının Devamı

İSTİKLAL MARŞI YETER Mİ (1)

Türkiye’de, Cumhuriyetin ‘dalya’ demesine yalnızca iki buçuk yıl kala, köktenci (radikal) karar ve uygulamalar birbirini izliyor. Uzun süre bekletilen, soğutulan, en azından yüksek basınçlı muhalif gazların alındığına emin olununca buhar kazanının supabı birden açılıveriyor.  Geçen hafta Danıştay‘ca verilen “Andımız”ın (öteki adıyla“Öğrenci Andı”nın), kesin olarak (?) kaldırılmasına ilişkin karar, bu gelişmelerden yalnızca biri. Böylece Türkiye, karnıyarık gibi bir kez daha[…]

Yazının Devamı

SANSÜRSÜZ OLAMIYORUZ!

Bir düşünür, “İnsan, cenaze törenlerinde kendi ölümüne ağlar.” demiş. Tezdeki doğruluk payını bilemiyoruz ama sevdiğimiz kişilerin ölümünü kolay kabullenemediğimiz bir gerçek. Acı haberi birbirimizle paylaşırken ölümü yumuşatır; eskilerin deyişiyle “Falanca kişiyi sakladık…”; günümüzde ise “aramızdan ayrıldı” gibi avuntu sözlerine sığınırız. Sevdiğimiz ‘kalan sağlar’la aramızda ya da kendi kendimize uyguladığımız bir tür sansür olabilir mi bu? Belki evet ama en azından insan doğasına uygun bir sansür…[…]

Yazının Devamı

BİRLİK ÜSTÜNE…

Oportünist siyasetçilerden her dönemde sıklıkla işittiğimiz bir söylem: “Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde…” Birlik ve beraberliğe tabii ki evet ama neyin, kimin, kimlerin ‘birliğine’?.. Geçen hafta, “Atatürk Devrimi Üçlemesi”nin 89’uncu yıldönümüydü. Siyaset sahnesinde, hiç değilse güvendiğimiz Atatürkçü dağlara kar yağışı diner, bahar çiçekleri tomurcuklanır da ülkemizin yarınları için umutlanırız diye bekledik.[…]

Yazının Devamı

DİRENGEN VE ‘DİŞİL’ MART

Marta girdik. İlkyazın ilk ayı. Doğa; İstanbul’da yeni mevsimi, beyaz ipek geceliğini giyip gezintiye çıkmış gizemli orman perisi ‘dolunay’la karşıladı. Ak pak inci güzelliğini, akşam Beykoz Ormanları’nın üstünden gösterdi önce dolunay. Gece boyu Boğaziçi’nin lacivert sularında yıkandı, kristal aynasında tarandı, sabah da Belgrad Ormanı’nın serin koynunda gündelik dinlencesine çekildi. İstanbul[…]

Yazının Devamı

‘BOYALI KUŞ’ FACİALARI

Çocuklara yardım örgütü “Save the Children”, dünya ölçeğinde yapılan bir araştırmanın sonuçlarını, geçen hafta dünyanın dikkatine sundu. Açıklamayı okudukça insanı hafakanlar basıyor. Kosinski’nin ünlü “Boyalı Kuş” (E Yayınları, çev. Aydın Emeç) romanını, aynı yürek çarpıntılarıyla okuduğumuzu anımsıyoruz. “Save the Children”ın yeni yazanağına (rapor) göre, dünyanın çatışma bölgelerindeki 426 milyon çocuk var. Bunlardan 72 milyonu yani her altı çocuktan biri, ‘cinsel[…]

Yazının Devamı

TANRI İLE KUL ARASINDA…

Din, yeryüzündeki birçok toplumun olduğu gibi Türk toplumlarının da hep yumuşak karnıydı ve kuşkusuz hâlâ öyledir. Anadolu’nun en ücra köyüne gidin; dantelli mahfazasının içinde, tek göz evin tavanına yakın bir yerine asılı Kuranıkerim görürsünüz. Yüceliğine yaraşır bir yerde tutmayı, ona saygımızı göstermek için yeterli sayarız. Kuran’ın özellikle de Arapçasını yeğleriz; çünkü, onu okuyup anlamak,[…]

Yazının Devamı

AMOK KOŞUCULUĞU

Amok, daha çok Malezya’da görülen bir tür delilik. Hasta, geçirdiği nöbet (cinnet) sırasında eline bir silah alıp sokağa fırlayarak önüne geleni acımasızca öldürür. Bu illeti dünyaya, “Amok Koşucusu” kitabıyla Stefan Zweig (1881 – 1942) tanıtmıştı. O bir Yahudi idi ve Almanya’daki ‘siyasî Amok koşucusu’ Naziler, öteki Yahudi yazarlara yaptıkları gibi, Zweig’ın da kitaplarını yaktılar. Yazar, faşizmin elinden Brezilya’ya kaçarak kurtulabildi. Zweig ile eşini, sonunda kendi canlarına kıymaya[…]

Yazının Devamı

AYDINLIĞIN KARANLIĞI

— Resim yaparken ışığa dikkat etmelisin. Aydınlığın içinde karanlık vardır. Fransız yönetmen Jean – Pierre Jeunet’nin “Amélie” (Amelia) filminden bir replik yukarıdaki. 2001 yılı yapımı filmde, Serge Merlin’in canlandırdığı karakter, bir ressam adayına fısıldıyor, söz konusu ‘sırrını’: ‘Aydınlığın içinde karanlığın var olması’, iç içe geçmiş karşıtlığı barındıran oksimoron bir durum.[…]

Yazının Devamı

ATA’DAN, ÖLÜMÜNE HATAY DİPLOMASİSİ

Bugün 27 Ocak 2021. Mondros Ateşkes Antlaşması sonrası 1918’de Fransızların işgal ettiği Hatay’ın, BM kararıyla yeniden ‘Türk toprağı’ olarak kabulünün 84’üncü yıldönümü. Bu utkuyu da benzersiz bir komutan, dâhi devlet adamı olmasının yanı sıra üstün diplomasi zekâ ve becerisine sahip Atatürk‘e borçluyuz. Biz Türklerin, göçebe de olsak üzerinde yaşadığımız süre içinde yurt diye benimsediğimiz toprağa bağlılığımızın tarihsel kökenleri var. METE’DEN BERİ İÖ üçüncü yüzyılda Hun İmparatoru Bahadır Kağan (öteki adıyla Mete) tahta geçtiğinde komşu Tung – hu’lar güçlü[…]

Yazının Devamı

KARLA GELEN…

Ocak ayının ortalarındaki ‘ilkyaz iyiliği’ sona erdi. ‘Limonata’ havalar, soğuyuverdi. Evimizden sokağa inilen merdivenlerin başında bir “gladicia” ağacı var. Bu mevsimde ağacın -kimi zamane politikacılarına benzettiğimiz- çirkin, yapış yapış ve yalancı keçiboynuzu tohum keseleri, arsızca dört bir yana dağılıyor. Dün, onların üzerine basmayalım diye basamaklarda slalom yaparken birden dolu tanecikleriyle karışık Tevfik Fikret dizeleri yağmaya başlamıştı: “Küçük, tekdüze, ürkek darbeler / Kafeslerde, camlarda titreşerek… /[…]

Yazının Devamı

PERŞEMBENİN GELİŞİ…

Göktürk boyları, henüz devlet kuramadıkları 500’lü yılların başında, yönetici (bey) seçmek için inanılması güç bir yönteme başvuruyorlardı. Kimi Çin kaynaklarına göre, yönetici adayları arasında ‘yükseğe sıçrama yarışı’ yapıyorlardı. En yükseğe sıçrayanı da kendilerine ‘bey’ olarak seçiyorlardı. Ancak, bu ‘çevik’ beylerden ‘zeki ve ahlaklı’ olmayanlar, boy’un yaşlı bilgelerinden oluşan bir kurulca görevden uzaklaştırılıyordu. [Orhun Yazıtları, Göktürklerin devlet olduktan sonra (yıl: 552) seçimi kurumsallaştırdıklarının belgesidir. Meclis (toy) onaylamadan, kağan tahta geçemiyordu. Örneğin, 572’de tahta çıkan Tapo Kağan, ölümünden[…]

Yazının Devamı

ÇİÇEĞİ BURNUNDA ‘DİL YANLIŞLARI’

Şaşırtıcı olmadı; 2020’yi, medyamızın -ve de medya ünlülerimizin– eline, diline dolanan Türkçe yanlışlarıyla uğurladık. Yeni yılı da yine onlarla karşılıyor ve haşır neşir olmayı sürdürüyoruz! Kimi zaman, mum dibine ışık vermiyor. Türkçe yanlışları konusunda kitaplar da yazmış olan ünlü bir akademisyen, haftanın beş günü yayımlanan tv izlencesinde arada bir, ‘ölümcül bir hastalık atlatmış olduğunu’ söylüyor. Kendisine, geçmiş[…]

Yazının Devamı

PARDON!.. 2021’E GİRMESEK OLMAZ MI?

Yarın gece, 2020’ye veda edeceğiz. Biz her yeni yıla, ‘ülkemize ve insanlığa hayır getirmesi’ dileğinde bulunarak girerdik. Şimdi de aynı dileği yineliyoruz. Ama, düşünce ve öngörülerine güvenilir bir tek ekonomist, toplum bilimci, siyaset bilimciden beklediğimiz umut verici sözleri duyamıyoruz. Tam tersine, söz konusu uzmanların yorumlarını dinleyince gözümüzde şöyle bir tablo canlanıyor: Patinaj yapan bir otomobildeyiz. Saplandığımız[…]

Yazının Devamı

KADININ 4300 YILLIK SESİ:’ENHEDUANNA’

Yaşar Kemal, “Coğrafya kaderindir.” demiş. ‘Ön Asya’ Anadolu ve ona komşu Orta Doğu coğrafyası; özellikle kadın hak ve özgürlüklerinin sanki ‘tarihsel bir hınçla’ çiğnendiği yerler. Tarihsel dedik; çünkü, bu iki bölgenin kesiştiği Mezopotamya, kadına da altın çağ yaşatan uygarlıkların temeli. Tarihin, iç içe geçmiş ilk uygarlıklarını kuran Sümerler ile Akadların yurdu. İÖ 4000 – 2000 yılları arasında yazıyı, tekerleği, tarım aracı kara sabanı, güneş saatini… Sümerler buldu. Yazılı yasaları[…]

Yazının Devamı

‘BİR TEK ZAMAN VAR; ŞİMDİKİ…’

Tatsız yılın son ayını yarıladık. Yanmış odun isi kokusuyla gelip balkon kapısına, pencerelere dayanan zorbanın adı bu kez “kış”. Kimi zaman Tevfik Fikret “Sis”iyle ağırlaşıp insanın büsbütün genzini tıkıyor. Martılarınsa bu durum pek umurunda değil gibi; kaptanı, beni seven ardımdan gelsin demişçesine bir balıkçı teknesinin peşi sıra telaşla kanat çırpıyor; önce hız kesip[…]

Yazının Devamı

UZAT KOLUNU TÜRKİYE!

Dünyayı saran korona virüsü salgınında aylardır “Türkiye’yi uyandırma servisi” olarak çalışan bilim insanlarımızdan Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Saltık’ın yeni sloganı: “Uzat kolunu Türkiye!” Çünkü aşı bulundu ve bütün dünya için olduğu gibi bizim için de umut ışığı doğdu. İlk olarak Çin’den elli milyon doz aşı getirtilecekti. Bu miktara[…]

Yazının Devamı

‘BEN DEĞİL KORKMAK SEN’ (!)

Günümüzde özellikle cep telefonları aracılığıyla sözde Türkçe iletişimimiz, giderek Çinceye benziyor: “Vo bu pa ta…” Çince bir tümce bu. Sözcüğü sözcüğüne Türkçe karşılığıyla: “Ben değil korkmak sen.” Yani: “Ben  senden korkmuyorum.” Çince ve Tibetçe diller takımında pek çok sözcük, yukarıdaki örnekte görüldüğü gibi tek heceli ve hiçbir ek almıyor (1). Dolayısıyla da insanların bu sözcükleri doğru yazmaları, özellikle de doğru vurgulayarak konuşmaları, birbirini anlayabilmelerinin olmazsa olmaz koşulu.[…]

Yazının Devamı

KADINA ŞİDDETLE MÜCADELE GÜNÜ

Yağmur çisentili, sisli puslu bir güz sabahının öğleye evrildiği saatlerde, çarşı fırınının önünde kuyrukta bekliyoruz. Küresel “kovit 19” salgını nedeniyle müşteriler birer ikişer içeriye alınıyor. Fırının kapısı, birbirine karışan kokulara açılıp kapanıyor; ekşi mayalı ekmeğinki sokak simidiyle, tahinli kekin yapışkan buğusu dereotlu poğaçayla iç içe.    Aralarında, çocukluğumuzun taze ekmek kokusu yok. Birbirine bakan evlerin ortak[…]

Yazının Devamı

KIZ KULESİ’NE KELEPÇE

Türk Sineması’nın “Hoca” takma adlı yazar / senaristi Vedat Türkali (1919 – 2016),  bir film çekimi için gittiği taşra kentinde, benzersiz bir olay yaşamıştı.  Sanatçının, güvenlik güçlerince ‘daktilosu gözaltına alınmıştı’. Nasıl yani? dediğinizi duyar gibi oluyoruz. Hoca’nın henüz tamamlamamasına karşın ‘sakıncalı’ bulunan senaryosuyla birlikte, ‘suç (!) aleti’ daktilosu, birkaç gün karakolda alıkonulmuştu. Düşünce ve sinema tarihimize geçmeye aday bu ‘trajikomik’ olayı, yıllar önce Akşam gazetesinde yazmıştık. Fakat, İstanbul’daki tarihsel Kız Kulesi’ne ‘kelepçe takılmış’ olduğunu bilmiyorduk. Daha doğrusu,[…]

Yazının Devamı