‘Komilfo’ Bir Adam

Eski İstanbullular, ‘istedikleri biçimde gelişen bir durum, hoşlarına giden bir olgu ya da her yönüyle beğendikleri kişi için’ şu Fransızca sözü kullanırlardı:

“Komilfo” (Fr. comme il faut).

Türkçesi:

Olması gerektiği gibi.

9 Temmuz 2017 Pazar günü, Kemal Kılıçdaroğlu’nun İstanbul Maltepe’deki “Adalet Mitingi”ni baştan sona, yerinde izlerken hem CHP liderinin tarihsel eyleminde türlü kışkırtmalara karşın ‘sağduyu’ çizgisinden bir an bile sapmayışı hem de miting alanını dolduran üç milyon kişinin ‘olgun coşkusu’ bize aynı sözü anımsattı:

Komilfo.

‘Komilfo’ Bir Adam yazısına devam et

Aydın Yakmak

Yurt Gazetesi’nin, 2 Temmuz 2017 günkü manşeti:

“#unutMADIMAKlımda”

24 yıl önce, 2 Temmuz 1993 günü Sivas’ta, 33’ü aydın ve sanatçı, ikisi otel görevlisi 35 kişi, diri diri yakılarak öldürüldü. Pir Sultan Abdal Şenlikleri’ne katılan, aralarında Aziz Nesin’in de bulunduğu aydınların kaldığı Madımak Oteli, cuma namazının ardından toplanan on beş bin kişininSivas, laiklere mezar olacak!” çığlıkları eşliğinde ateşe verildi. Aziz Nesin’in kurtulduğu olayda, Metin Altıok, Asım Bezirci, Behçet Aysan, Nesimi Çimen, Hasret Gültekin… gibi 33 aydın – sanatçı, feci biçimde can verdi.

Aydın Yakmak yazısına devam et

Aykırı Durumlar

“Tarlakuşuydu Juliet / Gezip tarlada biraz uçtu / Sonra Romeo’nun kafasına pisledi / Ve gitti başka bir tarlaya kondu”

Ölümsüz aşkın tiyatro hâli, Shakespeare’in “Romeo ve Juliet”i… Birbirine düşman iki ailenin çocukları olan sevgililer, bir dizi talihsizlik sonucu ölümü seçmeyip de gizlice yaptıkları evliliği sürdürseler mutlu olurlar mıydı?

Efraim Kişon’un “Tarlakuşuydu Juliet” oyununa göre, ‘mutsuzlukta dibe vururlardı’!

Aykırı Durumlar yazısına devam et

BAYRAMLIK

Üç gün sonra Şeker (Ramazan) Bayramı.

Yurttaşlarımızın, hiç değilse üç günlük bayramı ağız tadıyla geçirmelerini dileriz.

Bütçesinden, kısa dinlenceye pay ayırıp ‘tebdili mekândaki ferahlık’tan yararlanacak olanlarımız şanslı. İşlerine, kendilerini ‘şarj’ etmiş olarak dönecekler.

Şarj deyince yeni türetilen bir sözcüğü anımsadık; “plagomani”. Kişinin cep telefonu ‘şarj’ına ilişkin hastalıklı saplantısı, demekmiş.

Günümüz insanı, ‘ya telefonuma yüklediğim elektrik gücü biter de arayanlar bana ulaşamazsa!’ hastalığından mustarip demek ki! (Yüce Tanrı başka keder vermesin!)

En çok da cep telefonuyla kara sevdaya benzer bir ilişki içindeki biz Türkleri tehdit eden bir hastalık olmalı bu!

Ama, “plagomani” sözcüğünü bulan biz değiliz; bilim ve uygulayımbilim (teknoloji) üstünü ileri Batı.

BAYRAMLIK yazısına devam et

Huzur Yolculuğu

Boğaziçi’nde deniz, birkaç gündür sürekli renk değiştiriyor. Dün, su yeşiliydi. Bu sabah Büyükdere Koyu, göztaşı renginde bir krater gölü olup çıkmış!

Çubuklu sırtlarına güneş doğuyor; koruluğun denizle buluştuğu yerdeki mavi karanlık, Beykoz’a doğru yerini, sim rengi parıltılara bırakıyor.

Dünyanın, içinden deniz geçen tek kenti İstanbul, göz alıyor.

Ve, insanoğlunun hiç bitmeyen, bitmeyecek huzur arayışında ömür boyu gezseniz keşfedemeyeceğiniz gizli durakların, sığınakların mekânı Boğaziçi.

Ahmet Hamdi Tanpınar‘ın “Huzur” romanını yeniden okuma zamanıdır. Büyük edebiyatçımız, o yapıtında Boğaziçi‘ni; Nuran’la Mümtaz’ın aşkını bile geri plana iten başat bir roman kişiliği olarak ‘huzur’una çıkarır okurun.

Huzur Yolculuğu yazısına devam et