CEP DOLSUN… KAFA BOŞ KALSA DA OLUR (!)

Ekonomik bunalım, artık her düzeyde dile getirildiği gibi, ülkemizin acı gerçeği. Biz, kısa erimde değilse bile bir yolunu bulup yeniden “üretim toplumu” olacağımıza inanan iyimserlerdeniz. Daha doğrusu, “üretimini neredeyse bile isteye sürekli geriletip kendisi olağandışı ölçekte üremenin, bir toplum için kaçınılmaz tükeniş nedeni” olacağının, kafamıza dank ettiğini umuyoruz.

Küresel egemenlerin “Üretme, bizden al!” dayatmasına boyun eğmeyip devletin birçok alanda öncü rol üstleneceği “karma ekonomi modeli”ne dönmekten başka umarımızın bulunmadığını da…

Bizim asıl büyük kaygımız ise toplumumuzun içinde bulunduğu derin kültürel / eğitsel bunalım.

Bu gerçeğin somut bir yansımasını, medyamızda özellikle de kimi Tv kanallarımızda karşımıza çıkan dil ve bilgi yanlışları olarak görüyoruz.

ÜZÜCÜ ÖRNEKLER

Batı dillerinde bir ses, birden çok harfle karşılanır.

Fransızlar, “ekmek” demek olan “pain” (pen, okunur) sözcüğündeki “e” sesi için iki harf  (a, i) kullanırlar (diftong).

“Su” anlamındaki “l’eau” (lo, okunur) sözcüğünde ise “o” sesi için üç harften (e, a, u) yararlanırlar (triftong).

Bu konudaki örnekler çoktur.

Türkçe ise yeryüzündeki yazıldığı gibi okunan az sayıda dilden biridir. Türkçede her harf, bir sesin karşılığıdır.

Ama, her dilde olduğu gibi, bizim dilimizde de istisnalar vardır; kimi sözcük ve eylem çekimleri, yazıldığı gibi okunmaz.

Hemen tüm Tv kanallarımızda, en deneyimli olanları dâhil olmak üzere ilgili kuraldan habersiz sunucular, örneğin “ağır” sözcüğünü yazıldığı gibi okuyorlar.

Bir damak ünsüzü olan “ğ” (yumuşak g), konuşma dilinde çoğu kez erir, kendinden önceki ünlüyü uzun okutur (ayraç içindeki okunuşlar doğru):

Yağmur (yaamur), dağınık (daanık), AĞIR (AAR)…

“DEĞİL”İN OKUNUŞU: “DİYİL”

Kimi Tv sunucularımız da konuşma dilimizdeki “geniş ünlülerin daralması” kuralına uymuyorlar.

Bu bağlamda en çok da “değil” sözcüğünün “deyil” diye yanlış sesletildiğine tanık oluyoruz.

Aslında “-ğ-“ harfinin; “e” ve “i” harflerinin arasındaysa “y” okunması doğru.

Ama, burada yine dilimize özgü “geniş ünlülerin daralması” kuralının da uygulanması gerekiyor. Çünkü “e” harfi, geniş ünlüdür ve “değil”i seslendirirken “-e-“yi de “-i-“ye dönüştürmeliyiz.

Bu sözcüğün doğru sesletimi (telaffuz):

“Diyil”.

EYLEM ÇEKİMİ SESLETİMLERİ

Benzer biçimde, kimi eylem çekimlerinin sesletimi de yazımından farklıdır (ayraç içindeki okunuşlar doğru):

“yapacağım” (yapıcaam), “götüreceğiz” (götürüceez)…

Yine gelecek zaman kipi, “y” kaynaştırma harfiyle birlikte kullanıldığında, y’den sonra gelen “a” ve “e” ünlüleri (konuşma dilinde) düşer:

“saklayacağım” (saklıycaam), “gitmeyeceğim” (gitmiyceem) …

(Bu arada, “tutçam”, “etçem”, “konuşçaaz” … gibi yaygın sesletimlerin yanlış olduğunu da anımsatalım.)

Öte yandan, ‘yarım değer’ okunması gereken sesler vardır; örneğin, bir sözcüğün içinde “y”den önce gelen “n” sesi vurgulanmaz:

nya, kampanya, Konya… sözcüklerindeki “n”leri belli belirsiz okumalıyız.

Türkçe sesletimde bir başka özellik:

Dilimize Arapçadan geçmiş “karar” sözcüğünün, ünlü harfle başlayan ek aldığında orta hecesi uzar: “karaarı”.

Yine, Arapça kökenli “zarar” ise ünlü ek alınca da hiçbir hecesi uzatılmadan, düz okunur: “zarara”.

DİZİ DİZİ YANLIŞLAR!

Tv kanallarımızda şu iki sözün, sık sık birbirine karıştırıldığını işitiyoruz:

  1. Sıhhatler olsun.
  2. İyi saatte olsunlar.

Örneğin, daha önce Kanal D’de yayımlanan “Aşk-ı Memnu” dizisi, şimdi bir başka kanalda yineleniyor. Elbette aynı dil yanlışlarıyla…

Dizinin bir bölümünde Bihter (Beren Saat), banyodan çıkan kocası Adnan Beye (Selçuk Yöntem) şu dilekte bulunuyor:

– Saatler olsun.

Oysa, kişilere banyo ya da tıraş sonrası söylenen nezaket sözü şudur:

– Sıhhatler olsun.

Öte yandan “iyi saatte olsunlar” da “cinler, periler” demek.

Doğru örnek:

Adam, kiralamak için gezdiği yapının döküntü hâlini görünce, burada herhâlde iyi saatte olsunlar yaşıyor, diye düşündü.

BU DA İZLEYİCİ PROFİLİ

Peki, Tv izleyicileri bu dil yanlışlarını anlayabilecek kültürel / eğitsel donanıma sahip mi? diye sorduğunuzu duyar gibiyiz.

Sorunun yanıtı yine “aptal kutusu”ndan…

Geçenlerde, özel bir Tv kanalının sokak röportajları yapan muzip muhabiri, halkımıza soruyordu:

– Yerçekimi kanunu kalkıyormuş, ne diyorsunuz?

Yayımlanan yanıtların “kahir ekseriyeti” (kahredici çoğunluk) şöyle:

– Devletimiz yapıyorsa doğrudur. En doğrusunu o bilir!

Özellikle ekonomik bunalım dönemlerinde yoksul insanlarımızın yeme, içme, barınma… gibi temel gereksinimlerinin bile derdine düştüklerine hiç kuşku yok.

Ama, halk dalkavukluğu yapmamızın da âlemi yok; geniş toplum kesimlerimiz için önemli olan:

– Cebimiz dolsun, kafamızın içi boş kalsa da olur!..

Tabii bu arada, kültür ve eğitimin birer “üst yapı kurumu” yani “her devlet için yurttaşına karşı savsaklanamaz görev” olduğu gerçeğinin altını önemle çizmemiz gerekiyor. Biz Atatürkçü müfredatla devletçe yetiştirilmiş kuşaklar olarak toplumumuza karşı kendi sorumluluğumuzu da unutmamak koşuluyla…

GRAM GRAM ‘EPİGRAM’

Kötülerin dünyası

Dönüyorsa hâlâ

İyilerin yüzü suyu hürmetine.

Tutsak etmeyin sevaplarınızı

Kurtarın prangalarından

İyi insan olma özgürlüğünüzü

Döviz güvencesiz sırat köprünüzden

Geçirirse ancak

Onlar geçiririr sizi!

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

five + 10 =