Atasözü ve deyimlerin değiştirilemeyeceğini, geçen haftaki yazımızda anımsatmıştık. 10 Mart 2005 gecesi TRT-Int’te yayımlanan bir dizi filmin -çıkmazdaki- kahramanı Safiye, şöyle diyor: “Doluya koyuyorum olmuyor, boşa koyuyorum olmuyor”. Oysa, yukarıdaki sözün Türkçemizdeki en güzel deyimlerden biri olan doğrusu şu: “Doluya koydum almadı, boşa koydum dolmadı”. Pek çok seçeneği denedimse de çıkar yol bulamadım, anlamında. |
|
Devamı...
|
|
GAZETECİLİĞİN diğer uğraşı dallarından farkı, şu “veciz” örnekle anlatılır: Hekim, yaptığı yanlışı mezara gömer. Avukat, yanlışını demir parmaklıkların ardına gizler. Gazeteci ise gazeteye manşet yapıp yanlışının altına imzasını atar. 5 Mart 2005 günkü Hürriyet Cumartesi’nin 7’nci sayfasını incelerken bunu düşündük. Sayfada, bir kadın gazetecimiz, Fransa’nın Strasbourg kentindeki bir lokantayı anlatıyordu. |
|
Devamı...
|
|
En çok satan gazetelerimizden biri, başlıklarında nihayet noktalama imi kullanmaya başladı. Bu eksikliğe -Türkçe Gönüllüleri’nin yanı sıra- sık sık değinen biri olarak, gelişmeden kendimize pay çıkarabiliriz. İşte, söz konusu gazetemizin 27 Şubat 2005 günü birinci sayfadan dört sütuna verdiği “virgül”lü haber başlığı: “Uçak, otobüsfiyatına indi” Edip Cansever’in “Masa da masaymış hani” dizelerindeki gibi, haber de haberdi hani! Otobüs fiyatına uçak... |
|
Devamı...
|
|
Şenol Demiröz’ün Genel Müdür olmasından sonra TRT’nin dili çok bozuldu. Örneğin, TRT’deki futbol izlencelerinde "stat" sözcüğü hep "stad" diye yazılıyor. Oysa, bu sütunda defalarca belirttiğimiz gibi; Türkçe sözcükler "-b, -c, -d, -g" gibi yumuşak ünsüzlerle bitmez. Özgün yazımı yumuşak ünsüzle biten yabancı kökenli sözcükler de dilimize uydurulur, bu sözcüklerin son sesleri sert ünsüze çevrilir; kitab – kitap; ilac – ilaç; stad – stat; vaad – vaat; reng – renk gibi... |
|
Devamı...
|
|
Deneyimsiz müneccim, gökte yıldız ararken önündeki kuyuyu görmezmiş. Hürriyet Gazetesi’nin genç TV eleştirmeni Cengiz Semerciğlu, 7 Şubat 2005 günkü “Full Ekran”a şu tümceyle başlıyordu: “Bir İstanbul Masalı mayıs ayı gibi bitecek”. Dakika bir, Türkçe gönüllülerine gol bir, diye buna derler. Şimdi gelin, Cengiz Beyin yukarıdaki anlatımını -şakayla karışık- irdeleyelim: |
|
Devamı...
|
|
Gazeteci, okur – izleyiciyle sağlıklı iletişim kurabilmek için her şeyden önce “doğru ve güzel Türkçe” kullanmalıdır. Batı’da medyaya eleman yetiştiren okulların, dil eğitimi verirken kılı kırk yardıklarını işitiyoruz. Bizdeyse “hoca” unvanlı kimi medya mensuplarının dili bile en hafif deyişle insanı “irkiltiyor”. Bu konuda karşımıza çıkan en “şaşırtıcı” örnekler, Prof. Dr. Ali Atıf Bir’in Hürriyet Gazetesi’nde “Atıf Hoca’nın Not Defteri” logosuyla yazdığı köşe yazıları. |
|
Devamı...
|
|
Medya ve yazın dünyamızda Türkçe savrukluğu, bulaşıcı bir sayrılık gibi “doruktaki” gazeteci ve yazarları da etkisi altına almaya başladı. İsterseniz, “bardağın dolu yanını” görüp aşağıda sıralayacağımız örneklere “ünlülerin kalem sürçmesi” diyelim. Selim İleri, Cumhuriyet Gazetesi’ndeki “Yazı Odası” logolu köşesinde, kendine özgü renkli Türkçesiyle çok özel ve güzel şeylere değiniyor. 21 Ocak 2005 günü de bir dönem Yeşilçam’ının “kısık gözlü” vamp kadını Diclehan Baban’ı yazdı. Meğer bu oyuncu, gazeteci Cihad Baban’ın yeğeniymiş. |
|
Devamı...
|
|
|
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
|
| Sonuçlar 36 - 42 toplam 82 |