ÜLKENİN birinde -asla Türkiye’de değil- bir trafik polisi, rüşvet almak için gözüne kestirdiği sürücüyü çevirmiş:
- Ehliyet, ruhsat?
- Buyrun, ikisi de var.
- Trafik sigortası, egzoz ölçüm pulu?
- Onlar da tamam.
- Ecza kutusu, takoz, zincir, çekme halatı?
- Ben tedbirli şoförüm, hepsini bulundururum.
Polis sıkıntıyla başını kaşımış ama rüşvet alma kararlılığından da geri adım atmamış:
- Aracında teyp var mı?
-Zorunlu olduğunu bilmiyordum ama evet, var.
- Peki, Rumeli oyun havası kaseti?
- O da var.
- Şimdi teybe Rumeli oyun havası kasetini koy. Ben oynayacağım. Sen de benim alnıma para yapıştıracaksın!
- .......?! |
|
Devamı...
|
|
BİR kısım medyamızın, yabancı kökenli sözcükleri kullanmakta gösterdiği zaaf artık pes dedirtiyor.
15 Mayıs 2007 tarihli Hürriyet Gazetesi’nin sürmanşetinde yer alan yüzlerce puntoluk başlık şuydu:
“Paşa, Fener halayında”
FB taraftarı olduğu bilinen Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt’ın,
takımının lig şampiyonu olması nedeniyle düzenlenen şenliğe katıldığına
ilişkin bir haberin başlığıydı bu.
|
|
Devamı...
|
|
HAKKI Devrim Üstat, 27 Nisan 2007 tarihli Radikal Gazetesi’ndeki köşesinde şöyle yakınıyordu:
“Dilde yanlışların yayılma gücüyle baş etmek kolay değil.”
Doğru. Hâttâ öylesine doğru ki -halkımıza ‘doğru ve güzel Türkçe’ öğretmek
için büyük emek harcayan- üstat bile kimi zaman sapla samanı birbirine
karıştırıyor.
|
|
Devamı...
|
|
OSCAR Wilde’ın, kimi eleştirmenlerimize göre Fuzuli’nin bir şiirinden
‘fazlaca esinlenerek’ yazdığı fantastik bir öyküsü vardır; “Gül ve
Bülbül”.
|
|
Devamı...
|
|
MEDYA editörleriyle TV sunucularının, “doğru Türkçe” kullanımı konusunda ayrı bir toplumsal sorumlulukları var. Çünkü,
onların kitle iletişim araçlarında yaptıkları dil yanlışları,
doruklardan yuvarlandıkça büyüyüp Türkçemizin üzerine çığ olarak düşen
birer kartopuna benziyor.
|
|
Devamı...
|
|
DAHA
çok Geleneksel Türk Tiyatrosu’nda kullanılan, “tevriye” adlı bir yazın
(edebiyat) sanatı vardır; iki ayrı anlamı olan bir sözcüğü, ilk akla
gelen anlamının yanı sıra uzak anlamını da çağrıştırmak amacıyla
kullanmak, demektir. Söz gelimi Pişekâr, hizmetine almak istediği Kavuklu’ya yıllık ücret önerdikten sonra ekler: “Ayrıca, üstüne başına da yapacağım”. İlk
anlamıyla ‘Sana giysiler alacağım.’ demek olan bu söz, aynı zamanda
‘Seni tepeden tırnağa pisliğe bulayacağım.’ çağrışımı yaptığı için
izleyiciyi kahkahalarla güldürür.
|
|
Devamı...
|
|
BİLGİNİN sınırı yok. Goethe, “Seksen yıl okudum ama hâlâ bir şey bilmiyorum.” demiş. Alman yazar, elbette bilge bir kişiydi. Eskilerin “tecahül-ü ârifane” dedikleri, “olgun insanın alçakgönüllülükten kendine bilisiz (cahil) görüntüsü vermesi”yle açıklanabilir belki Goethe’nin sözü. Öte yandan, gerçekten “kendi bilgisizliğini bilmek” de “ehven-i şer” yani “kötünün iyisi”dir. Bunun aksiyse insanı çok gülünç durumlara düşürebilir. |
|
Devamı...
|
|
|
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
|
| Sonuçlar 1 - 7 toplam 82 |