‘Ölmeye Geldik’!

Türkiye, hiç bu denli ‘kanayan’ bir ülke olmamıştı. Her gün asker – polis canı alan PKK ve IŞİD terörü, kadın cinayetleri, çocuklara tecavüz, trafik kazaları, iş kazaları… günlük olağan facialarımız oldu neredeyse!

TV kanallarımızın ana haber bültenleri, akşam yemeği saatiyle çakışıyor. Ekranda şehit annelerinin yürek paralayan feryadı, lokmaları boğazınıza diziyor.

Devletin, kitlesel ölümlerle sonlanan kimi terör eylemlerindeki güvenlik zaafına değgin skandal haberleri birbirini izliyor.

COŞKUMUZU YİTİRDİK

BJK’nın İstanbul Dolmabahçe’deki (Arena ?) stadının yapımına katkıda bulunan bir boru firması TV reklamı hazırlatmış. Reklam, şu marş sözleriyle bitiyor:

“… Beşiktaş seninle ölmeye geldik!”

Niçin ölmeye geliyorsunuz kardeşim?

Kayahan’ın bestesi, şu güzelim BJK Marşı’na ne oldu?

“Bizimkisi bir aşk hikâyesi / Siyah – beyaz film gibi biraz…”

Hayata dönük yaşayan genç, dinamik bir ulustuk biz; bu dünyadaki geleceğimizden umudu kesip rotamızı tamamen öbür dünyaya çevirdik sanki.

Yaşama sevincimizi, coşkumuzu yitirdik.

O coşkuyu en yoğun yaşadığımız günlerden biri, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’ydı. Dünyadaki tek çocuk bayramında, hemen her kıtadan gelen çok sayıda çocukla Türkiye, rengârenk, cıvıl cıvıl bir ‘yeryüzü cenneti’ne dönüyordu.

Daha önemlisi 23 Nisan’ın, TBMM’nin kuruluş yıldönümü olması. Ama

‘parlamenter sistem’, Cumhurbaşkanımızın söylemiyle ‘bekleme odasında’! ‘Devletlilerimiz’ neredeyse bu ulusal bayram hiç kutlanmasın, diyecekler.

İşte şimdi de 23 Nisan yerine, sözüm ona Kut ül Ammare Zaferi’nin 100’üncü yıldönümünü kutlayacaklarmış. Millî (?) Eğitim Bakanlığı talimatıyla imam hatip okullarında Kuranıkerim’i, 1001 kez hatmettireceklermiş.

Mustafa Kemal Atatürk muhalifi ‘şeriatçı’ Nurettin Paşa komutasında, İngilizlere karşı Bağdat’ın güneyindeki Kut kasabasında yapılıp kazanıldığı varsayılıyor söz konusu savaşın. Kazanılmış bile olsa bir Pirus zaferidir bu; çünkü, 25 bin askerimiz şehit düşmüş.

Osmanlı her alanda hortlatılmaya çalışılırken yüz yıllık ‘şüheda’ kanlarından bile medet umuluyor.

Cumhuriyetimizi yoktan var eden ‘ayakları öpülesi’ kahramanlar ise mezarında her gün ters dönüyor!

 

GRAM GRAM ‘EPİGRAM’

‘Öğretmen egemen’ / Işıklı bir toplumduk / Bin dokuz yüz kırklarda / Köy Enstitüleriyle / Özgür, uygar, barışçıl / Çağdaşlığı ‘bilen’ Türkiye / Yetmiş altı yıl sonra bugün / Çağ dışı eğitim meşalesi / Rahlelerini ateşliyor / Dindar – kindar kuşakların / ‘Hoca egemeniz’ çok şükür! / Yaşasın ‘ölen’ Türkiye!