‘Negatif Seleksiyon’

Hitler Almanya’sından 1936 yılında kaçıp Türkiye’ye sığınan Alman İktisat Profesörü Fritz Neumark, 1952’ye dek İstanbul Üniversitesinde eğitim vermiş. “Hocaların hocası” bilim insanına, Türkiye’den ayrılırken yaptığı söyleşi toplantısında bir gazeteci, çok ilginç bir soru sormuş:

Türkiye’de 16 yıl kaldıktan sonra ülkemizi nasıl özetlersiniz?

Prof. Neumark’ın yanıtı kısa ve net olmuş:

– Negatif seleksiyon!

Yani, olumsuz seçim!

Bu sözün dirimbilimsel (biyolojik) anlamı:

Doğa, tüm değersiz canlı türlerini bir bir ayıklıyor, değerlileri bırakıyor (pozitif seleksiyon).

Neumark’a göre, biz Türkler ise ‘değerlileri önemsiz’ sayıp ayıklıyor, ‘değersizleri önemli’ bulup seçiyoruz!

KISSADAN HİSSE

Prof. Neumark’ın bu çarpıcı gözleminden ders alıp almamak bize kalmış! Her koyun (elbette, kimi zaman da sürüsüyle) kendi bacağından asılıyor. Üstelik aramızdan, “Sizin Almanlar ‘pozitif seleksiyon’a bu denli meraklıysalar Hitler’i neden seçtiler?” deyip Neumark’a sitem edenler de çıkabilir! (*)

Halkımız, 24 Haziran 2018 Pazar günü -sahneyi siyasette, kör kör parmağım gözüne oynanan her türlü oyunu bozup- Muharrem İnce’yi 13’üncü cumhurbaşkanı olarak seçmediği için şapkasını önüne koyup pişmanlık duyacak mı, bunu gelecek beş yıl içinde göreceğiz.

Bizce adil, dürüst, barışçıl, uygar, şair, yazın (edebiyat) okuru hem zarif hem mizah yönü güçlü hem de ciddi bir siyasetçi, Muharrem İnce. Yaklaşık her üç seçmenden birinin oyunu almış olması da küçümsenmeyecek bir başarı. Kısa ve uzun erimde, toplumca kendisinden yararlanacağımızı umarız.

VAH, FOKS TV!

Öte yandan, bizim bir derdimiz de -ömrünün yarım yüzyılında medya emekçiliği yapmış biri olarak- güvendiğimiz bir dağa daha kar yağmış olması!

Şöyle:

Son yıllarda ana haber bültenlerini Foks TV’den izliyorduk. “Anchorman” Fatih Portakal’ın etkileşimli (interaktif) sunumunu beğendiğimiz için. Ancak, bu kanalın 24 Haziran Pazar geceki seçim özel canlı yayınında büyük düşlem kırıklığı yaşadık. İzlencenin o geceki konuklarından bir iktidar yandaşı, hapisteki gazetecilerin tümünü “terörist” diye suçladı. İzlencede, Türkiye’deki acımasız OHAL uygulamaları ile Fransa’da yalnızca güvenlik amaçlı olarak bir süre uygulanan OHAL’in aynı şey olmadığı söylenince ne dese beğenirsiniz:

Ben buna gâvur âşıklığı diyorum!

Seçim özel yayınının iki sunucusu Fatih Portakal ve İsmail Küçükkaya, yandaşa haddini bildirmediler. Bildirmek isteyen diğer konukların da sözlerini ağızlarına tıkadılar! Böylece geçenlerde, gösterici lise öğrencilerine neredeyse öldüresiye polis dayağı atılması (ki FoksTV, bu dayağı ekrana getiren ender kanallardan biriydi) gibi ardı arkası gelmeyen OHAL zulmünün savunulmasına da sessiz kalmış oldular, suçsuz yere hapiste yatan meslektaşlarımıza “terörist” denmesine de…

Umarız, medyamızda bir kale daha düşmemiş ve sürüsüne bereket yandaş medya organlarının arasına Foks TV de katılmamıştır.

Elbette asıl can alıcı sorun, şu ya da bu gazete / Tv kanalı değil, “pozitif seleksiyon” yapabilmesi için halkımızın olmazsa olmazı; haber alma özgürlüğüdür!

 

GRAM GRAM ‘EPİGRAM’

Ölmeyi değil / Yaşamayı öğretmeliyiz / El kadar bebelerimize / Montaigne’in meridyen kollarıyla / Dünyayı sarmayı / Sevgiyi kutsamayı / Yok illa ölünecekse de / Maçayı sıkıp / Kendimiz ölmeyi!

 

(*) Aslında, Almanya’da Hitler’in iktidarını pekiştirdiği Mart 1933 seçimleri ibretliktir. Derin devlet, seçimlerden önce 27 Şubat 1933’te Reichstag’ı (Alman Parlamento binası) kundaklattı. Hitler, bu bahaneye sığınıp OHAL ilan etti. Ağır yasak ve kısıtlamalar getirmekle yetinmeyip muhalefet liderlerini tutuklattı, sayıları 20’yi aşan muhalif gazeteleri kapattı. Tüm bunlara karşın, seçimde yüzde 43 oy alabildi. 1934’te de Cumhurbaşkanı Hindenburg’un ölmesi üzerine, başbakanlık ve cumhurbaşkanlığını birleştirip tek adam oldu.