ANA SAYFA
TÜM YAZILAR
ARAMA
LİNKLER
İRTİBAT


Güncel Örneklerle Medyada Dil Yanlışları

Kerim Evren'in "Güncel Örneklerle Medyada Dil Yanlışları" adlı kıtabı piyasada!

AYRINTILAR VE SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYIN!




Hızlı Arama


Anket
"Her biri" ayrı yazılır!
  


Kafamız boş kalsın ama cebimiz dolsun Yazdır E-mail
BİLGİNİN sınırı yok. Goethe, “Seksen yıl okudum ama hâlâ bir şey bilmiyorum.” demiş.
Alman yazar, elbette bilge bir kişiydi.
Eskilerin “tecahül-ü ârifane” dedikleri, “olgun insanın alçakgönüllülükten kendine bilisiz (cahil) görüntüsü vermesi”yle açıklanabilir belki Goethe’nin sözü.
Öte yandan, gerçekten “kendi bilgisizliğini bilmek” de “ehven-i şer” yani “kötünün iyisi”dir.
Bunun aksiyse insanı çok gülünç durumlara düşürebilir.
Nitekim, TV izlencelerinde böyle gülünçlüklerle sık sık karşılaşıyoruz.
Konuya ilişkin en çarpıcı örnekler, Show TV’nin “Kim 500 Bin YTL İster?” adıyla yeniden yayımlamaya başladığı sözüm ona “bilgi yarışması”nda sergileniyor.
“Cahil cesareti”yle pek çok şey yapılabilir ama herhalde “bilgi yarışması” yapılamaz ya da bir “bilgi yarışması”na katılınamaz.
Ama, bizim TV kanallarında oluyor.
14 Aralık 2005 günkü “Kim 500 Bin YTL İster?”de yarışan 20 yaşındaki gencimizin, bir soru üzerine “Oktay Akbal’ı hiç tanımadığı” ortaya çıktı. Dehşet içinde kaldık. Yarışmanın sunucusu Kenan Işık, “Akbal’ın başta ‘Önce Ekmekler Bozuldu’ olmak üzere birçok kitabı var. Hadi, onları bilmiyorsunuz, gazete yazılarına da hiç rastlamadınız mı?” diye üsteledi. Yarışmacı, kitap okumadığı gibi “gazete okuru da olmadığını” itiraf etti.
Aynı yarışmacı, “Benim Adım Kırmızı” romanının, Orhan Pamuk’a ait olduğunu “anımsayamadı”! Bu soru için “telefon jokeri” kullandı. Güvendiği kişi, bir tiyatro sanatçısıydı. Ne acıdır ki telefondaki tiyatrocu da “Orhan Pamuk” yanıtını çok ikircikli verdi.
Sıkı durun; “ne kitap ne de gazete okuru olan” söz konusu yarışmacı, bir üniversite mezunu. Kendini tanıtırken “Gıda yüksek mühendisiyim.” dedi. Bu bilgi düzeyiyle kendisinden, unvanının “gıda yüksek mühendisi” değil, “yüksek gıda mühendisi” olduğunu bilmesini elbette bekleyemezdik.
(Daha önce benzer örnekleri anımsatmıştık; “gıda mühendisi” bir belirtisiz ad tamlamasıdır. Tıpkı “pencere camı”, “oda tavanı” gibi... Belirtisiz ad tamlamasında, ‘tamlayan’la ‘tamlanan’ın arasına sıfat koyup örneğin “pencere eski camı”, “oda yüksek tavanı” diyemezsiniz. Bunu ancak belirtili ad tamlamasında yapabilirsiniz. Örneğin, “pencerenin eski camı”, “odanın yüksek tavanı” diyebilirsiniz. Bu dilbilgisi kuralı gereği, söz gelimi “Maliye eski Bakanı”, “gıda yüksek mühendisi” de denmez; doğrusu “eski Maliye Bakanı”, “yüksek gıda mühendisi”dir.)
Bu da aynı yarışmada bir kadın yarışmacıya yöneltilen soru:
“Orhan Kemal’in eserlerinden birine ad olan koğuş, kaçıncı koğuştur?”
Yarışmacı, “9. koğuş” yanıtını verdi.
Doğru yanıt elbette “72. Koğuş”tu.
Sunucu Işık, “9. Hariciye Koğuşu” adıyla bir başka yazın (edebiyat) yapıtının varlığından söz etti. Ama, Sayın Işık söz konusu ünlü Türk klasiğinin Peyami Safa’ya ait olduğunu ya anımsayamadı ya da bu bilgisini izleyicilerden esirgedi.
Yine “Kim 500 bin YTL İster?”de iki gün sonra da yabancı bir yazarın adı ekrana şöyle yazıldı:
“Naguib Mahfouz”
Önce, Allah Allah bu da kim? diye irkildik. Gerçeği anlayınca ise kahkahayı basmaktan kendimizi alamadık. Ekranda adı Batı dillerindeki okunuşuna uydurulan yazar, Mısırlı Necip Mahfuz’dan başkası değildi. Ulusal bir TV kanalında “bilgi yarışması” düzenleyenler; Türk okurunun daha çok “Midak Sokağı” adlı enfes romanıyla tanıdığı Nobel Edebiyat Ödüllü Necip Mahfuz’un, “Naguib Mahfouz” diye yazılamayacağını bilmiyorlar mı?
Dilimizde özel adların yazımıyla ilgili kural şudur:
Latin Abecesi (alfabe) dışındaki abeceleri kullanan uluslara ait özel adlar, Türkçe okunuşlarına göre yazılır. Mısır’da da Arap Abecesi kullanılır. Dolayısıyla Mısırlı söz konusu yazarın adı Türkçe okunuşuna göre, Necip Mahfuz diye yazılır. (Benzer biçimde, Hürriyet Gazetesi’nin eklerinden birinde geçen ay “Karim Rashid” adıyla manşette yer alan Mısır asıllı moda tasarımcısının dilimizdeki doğru yazılışı da “Kerim Raşit”tir.)
Aynı yarışmanın 19 Aralık 2005 günü yayımlanan bölümünde de şu soru soruldu:
“Yeldeğirmenleriyle savaşan roman kahramanı kimdir”?
İnanılır gibi değil ama ekrandaki erkek yarışmacı, bu sorunun yanıtını bilmiyordu.
Çünkü, Cervantes’in dört yüzyıldır eskimeyen romanı Don Kişot’u ne okumuş ne de romanın tiyatro uyarlamasını izlemişti.
Bu arada yarışmanın hazırlayıcıları, yarışmacıdan “geri kalmamak için” (!) olsa gerek, dünyaca ünlü orkestra şefimiz Gürer Aykal’ın adını, yanıt seçenekleri arasına şöyle yazmışlardı:
“Gürel Aykal”
Üç gün sonra 2006 yılına gireceğiz. Kukuletamızı önümüze koyup kendimize şu soruyu sormalıyız:
Acaba “bilgi toplumu” olma yolundan saptığımız için mi köktendincilerin ağına düşüyoruz yoksa köktendinciliğe teslim olduğumuz için mi “bilgi toplumu” hedefinden son hızla uzaklaşıyoruz?
Aslında, yanıtları aynı kapıya çıkan felsefi bir “ikilem” bu:
“Bilenle bilmeyen bir olur mu”!
Aydınlık yıllar diliyoruz.

(29/12/2005)

Sonraki >