ANA SAYFA
TÜM YAZILAR
ARAMA
LİNKLER
İRTİBAT


Güncel Örneklerle Medyada Dil Yanlışları

Kerim Evren'in "Güncel Örneklerle Medyada Dil Yanlışları" adlı kıtabı piyasada!

AYRINTILAR VE SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYIN!




Hızlı Arama


Anket
"Her biri" ayrı yazılır!
  


TV sunamayıcıları! Yazdır E-mail
TÜRK toplumunun bireyleri olarak önemli bir “insani” eksiğimiz var; gündelik ilişkilerimizde, “karşımızdakilere kendini iyi hissettirmeye çalışmıyoruz”.
Hâttâ tam tersine, kötü hissettirmeyi neredeyse marifet sayıyoruz.
Söz gelimi, güzellik salonundan geldiğini söyleyen bir kadına söylenebilecek en kötü söz şu olsa gerek:
“-Görülen o ki salon kapalıymış”.
Düpedüz “Sen çirkinsin.” anlamına gelen böyle bir sözün muhatabı kadın elbette çok üzülür. Hele, o sırada çevredeki “şaka anlayışı çarpık” birileri bu alaya çıngıraklı kahkahalarla gülerlerse kadıncağızın üzüntüsü katmerlenir.
Kimi sunucuların TV’de konuklarına basbayağı “insanlık dışı” davranmaları, stüdyodaki izleyicilerin de “ekranda görünebilmenin bedelini öder gibi” bu sunucuları alkışlayıp koro halinde gülmeleri, işte böylesine yürek burkan örneklerden.
İnsanların üzülmesini eğlenceli bulmak, sağlıklı kişilerin harcı olamaz.
Bir süre önce Mehmet Ali Erbil’in bir yarışma izlencesinde sözüm ona ağırladığı aktör Selahattin Taşdöğen’e yaptıklarını “dehşetle” izlemiştik. Taşdöğen’i biliyorsunuz; kendisi Star TV’de yayımlanmakta olan “En Son Babalar Duyar” adlı dizide babayı canlandırıyor. Daha doğrusu, Erbil’in babasını oynuyor.
Sözünü ettiğimiz yarışmada Erbil, konuğu Taşdöğen’i ayakkabılarını çıkarmaya zorladı. Aktör direnmeye çalıştı ama Erbil’e karşı koymak ne mümkün! “Cebren ve hile ile” ayakkabıları çıkartılan Taşdöğen, izleyicilere tam anlamıyla rezil oldu. Neden mi? Çünkü, aktörün çoraplarından biri yırtıktı. Biz ekran karşısında “Eyvah!” diye hayıflanırken Erbil’den sanatçı arkadaşının durumunu kurtarmak için şu sözleri bekledik:
“- Sayın izleyiciler, değerli sanatçı arkadaşım Taşdöğen, sanırım ayakkabısındaki bir çivinin azizliğine uğradı. Bu nahoş görüntüye ben sebep olduğum için önce kendisinden, sonra da sizlerden özür dilerim. Galiba, şakayı ayağa düşürdük”.
Oysa, Erbil tam tersi bir tutumla önce güldü, ardından da aktörü fena halde azarladı:
“- Kardeşim, insan televizyona gelirken ayağına sağlam çorap giyer”.
Alı al, moru mor Taşdöğen’se Erbil’in garip tutumuna karşın olgunluğunu koruyup işi şakaya vurmuş göründü.
Öte yandan, gençlerin sevgilisi Okan Bayülgen’in de kimi zaman kantarın topuzunu kaçırdığını görüyoruz.
Zaga’ya kimi şahsen kimiyse telefonla katılan konuklarını yarı şaka yarı ciddi şöyle azarlıyor, Bayülgen:
“-Yüzüme çemkirme”!
Çemkirmek eyleminin iki anlamı var: 1- Sert yanıt vermek, 2- Köpeğin kesik kesik havlaması.
Hiçbir konuğu, ‘sivri dilli’ Bayülgen’e sert yanıt verme cesareti gösteremediğine göre bu sunucumuz, “çemkirmek” eyleminin ikinci anlamını kastederek onlara basbayağı hakaret ediyor demektir.
Tabii, kimi konuklarının da Erbil ve Bayülgen tarafından hakarete uğramaya, aşağılanmaya teşne oldukları gerçeği var. Kimileri mazoşist oldukları için bundan hoşlanıyor kimileriyse izlencede Erbil’den gelecek “avanta” aşkına onun hakaretlerini sineye çekiyor gibi. Her iki durum da ayrı ayrı sağlıksızlık göstergeleri değil mi!
“Mazoşizm”den dem vurunca Huysuz Virjin sahne adıyla ünlenen Seyfi Dursunoğlu’nu anmamak olmaz. İlk bakışta çok garip görünebilir ama gerçek; “zenne - şarkıcı” Dursunoğlu’nun popüler olmasının tek nedeni şuydu: Gece kulüplerinde sarhoş müşterileri eğlendirmek adına, âmiyane deyimle onları itin bir yerlerine sokup çıkarmak.
İçmeyi bilmeyen, alkol duvarını aştıktan sonra müzik yerine kedi miyavlamasıyla bile coşacak birilerinin (hayali ihracatçılar, kara para aklayıcıları) kendilerini aşağılatmaları, bir dönemin eğlence anlayışı kapsamındaydı:
“Katina’nın elinde makası, biçemez, ah biçemez/ Biçmesini bilse bu angut, yanındaki değnek bacaklı kadından vazgeçemez”!
Ama, hedef kitlesi aile olan TV kanalları özelleşip yaygınlaştıkça söz konusu eğlence anlayışı da değişti. Nitekim, Huysuz Virjin ekranlarda uzun ömürlü olamadı. Hem de Sibel Can’ın yardımcı sunucu olarak kendisine destek vermesine karşın...
Sözü, yazımızın giriş tümcesiyle bağlayacak olursak “TV izleyicilerine ve konuklara kendini iyi hissettiren” sunucumuz yok mu?
Var.
Popüler müzik yıldızı Serdar Ortaç, sunuculukta değme televizyonculara taş çıkartıyor. Kamera karşısında çok rahat, bir o kadar da düzeyli. Konuklarını çok iyi yönetiyor, kimsenin kimseden “rol çalmasına” izin vermiyor. Üstelik, yeri geldiğinde onları azarlarken bile sevimli.
Ama...
Kanal D’deki “Serdar Ortaç’la Biz Bize” adlı bu izlenceye mutlaka bir kültür danışmanı gerekiyor.
16 Kasım 2005 günkü yarışmada sorulan şarkı, dev boyutlardaki tabelaya aynen şöyle yazıldı:
“Hey gidi koca dünya gam yükümüsün”
Buradaki “müsün” soru ilgeci (edat) elbette ayrı yazılmalı.
Özetle, sunucu Serdar Ortaç da “dil gönüllülerine kendilerini kötü hissettiriyor”.

(08/12/2005)

< Önceki   Sonraki >