| Ayrılık da sevdaya dahil |
|
|
|
ATTİL İlhan seksen yaşında ‘şair kalbi’ne yenik düştü. Son söyleşilerinden birini Sabah Gazetesi’nden Halime S. Kahveci’yle yapmıştı. Söyleşinin bir bölümü şöyleydi: “- Bu yıl 80. yaşınızı kutluyorsunuz. 80 yıl sizin için rakamsal ya da yaşamsal olarak ne ifade ediyor? - Hiçbir şey ifade etmiyor. Benim için 80 yaşımla 25 yaşım arasında hiçbir fark yok. Ne çalışma düzenimde ne hayata bakış açımda bir farklılık oldu. (...) Ahmet Gazali ne demiş; ‘Dünyanın bir tek gerçeği var, o da ölüm.’ - Yaşlılık ve gençlik nedir o halde size göre? - İnsanın içindeki bir sorun bu. Biyolojik olarak yaşlanırsın; hoş onda da tereddütlerim oluyor benim. En son hastaneye gittiğimde, bütün iç organlarımın resimlerini çektiler. Çeken adam dehşet içinde, ‘Siz 21 yaşında falansınız’ dedi. İçerisi o kadar net, temiz. Temiz ama aksıyor (kalbini gösteriyor).” (...) DUYARLI BİR YÜREK SUSTU İşte, aksayan ‘temiz ama yorgun şair yüreği’ sustu, sanat ve düşün dünyamızın “seksenlik genç”i Attilâ İlhan’ın. Nasıl yorgun olmasın, kafesinde tutsak bir kuş gibi, kim bilir neler için çırpınmıştı o yürek seksen yıldır! Sanatçı, her şeyden önce Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın, Atatürk devrimlerinin yılmaz savunucusuydu. Günümüz Türkiye’sinde yalnızca bunu görev edinmek bile yeterince yıpratıcı değil mi! Henüz 16’sında bir lise öğrencisiyken sevdiği bir kıza yazdığı mektuplarda Nâzım Hikmet’in şiirlerine yer verince cezaevine düşüp “solcu” olmuştu. Kesintili ve zorlu okul yılları, Nâzım Hikmet’i Kurtarma Komitesi’ne katılmak için düşülen Paris yolları, bu sanat başkentinde geçen çileli altı yıl, yurda dönüş, Yeşilçam’da senaryo yazarlığı, İzmir’de gazetecilik, son dönem çeşitli TV’lerde Türk halkını aydınlattığı, kimilerinin ısrarla unutturmaya çalıştıkları Milli Mücadele’nin önemini, içyüzünü vurguladığı izlenceler ve elbette kitaplar, kitaplar, kitaplar... Yazın’ın üç ayrı alanında yetkin ürünler verdi, Attilâ İlhan; şiir, roman ve deneme. Asıl ününüyse şiirleriyle yaptı. Asım Bezirci’ye göre “Onun şiir serüveni, toplumcu şiirimize olduğu kadar bireysel şiirimize de yeni boyutlar kazandırma yolundaki çabaların serüvenidir”. Söz konusu “bireysel şiirler”de elbette “Attilâ İlhan’ın kadınları” vardır. “RUJUNU AL DA GEL, SUNA” Attilâ İlhan, imkansız kadınlarla imkansız aşklar yaşadı. Kendi deyişiyle “ne kadınlar sevdi, zaten yoktular”. İşte, onlardan biri de İzmirli Suna Su’ydu (1). “Ev geçindirebilecek kadar para kazanmadığım gibi, kazanabilmem ihtimali de yoktu; o zaman dutluklar ve incirliklerle dolu Mecidiyeköy’de, bir arkadaşımla ortak bir ev tutmuştuk; çaresiz kalınca inanılmaz bir mektup yazıp Suna’ya dedim ki: ‘Rujunu al da gel!’ Onu serüvene çağırıyordum, ne mektubu geldi, ne kendisi, basbayağı yıkılmıştım. Sonradan -yıllar sonra- öğreniyorum ki, ailesi durumu hissetmiş, kaçacağından korkmuş, ağabeyi Anadolu içlerinde bir yerlerle subaydı, onun yanına kaçırmışlar!”? Sanatçı, belki en büyük yürek yangınını ise Paris’te, Maria Missakian adlı Ermeni kızla yaşamıştı (2). “...piyano siyahı saçları omuzlarına dağılan, seyrek ve dağınık kaşlı, kıvırcık kirpikli, iri siyah gözlü bir kız. (...) Maria Missakian’la en imkansız aşkı yaşadık: o çok yoksuldu, ben parasız. (...) Onu o kadar görmek istediği anayurduna, yurdumuza getirmek istedim; ne mümkün? Ailesi Osmanlı’dan izinsiz kaçmış ‘siyasi mülteci’, Ankara onları almıyor. (...) O kadar çaresiziz ki o Londra’ya çocuk bakıcılığına gitti, ben Türkiye’ye döndüm; ısrarla mektuplaşıyorduk. (...) Yüksekkaldırım’dan yürüyerek Beyoğlu’na çıkarken Maria Missakian şiirini yazdım”. İşte, o şiir: “... yine akşam oldu attilâ ilhan/ üstelik yalnızsın sonbaharın yabancısı/ belki paris’te maria missakian / avuçlarında bir çarmıh acısı / gizlic bir sefalet gecesi / çocuğunu boğarmış gibi boğup paris’i/ sana kaçmayı tasarlar her akşam” Attilâ İlhan’ın ölümü, biz sevenleri için bir ayrılık değil. Zaten ayrılık olsa bile sanatçımızın dediği gibi “ayrılık da sevdaya dahil”. Işıklar içinde yatsın. (1) Ciravoğlu, Öner; Büyük Yolların Haydutu - Fotoğraflarla Attilâ İlhan’ın Yaşam Öyküsü, Sel Yayınları, 1997, sayfa 161 (2) A.g.e. sayfa 162-163 DÜZELTME: Geçen haftaki yazımızda CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in unvanı, yanlışlıkla CHP Genel Başkanı olarak yer almıştır. Düzeltir, özür dileriz. (13/10/2005) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
