ANA SAYFA
TÜM YAZILAR
ARAMA
LİNKLER
İRTİBAT


Güncel Örneklerle Medyada Dil Yanlışları

Kerim Evren'in "Güncel Örneklerle Medyada Dil Yanlışları" adlı kıtabı piyasada!

AYRINTILAR VE SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYIN!




Hızlı Arama


Anket
"Her biri" ayrı yazılır!
  


Malumun ilanı (!) Yazdır E-mail
ESKİ bir deyim, yeniden moda oldu.
Bu deyimi, son olarak 4 Ekim 2005 günü CNNTürk ekranında, gazeteci Semih İdiz’den işittik. Sayın İdiz, CHP Genel Başkanı Onur Öymen’in, “AB’ye tam üyelik görüşmelerinin Türkiye için çok zorlu geçeceğine” ilişkin sözlerini değerlendirirken şöyle dedi:
“-Sayın Öymen haklı ama malumun ilanını ortaya koyuyor”.
Başbakan Erdoğan da İngiltere Başbakanı Blair’le 27 Temmuz 2005 tarihli Londra görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada tam üç kez bu tamlamayı kullanmıştı: “Malumun ilanı”. Aynı gece, yine CNNTürk’ten Barçın İmer, “Gece Görüşü” adlı izlencede canlı yayına telefonla katılmıştı. O da AB ile Gümrük Birliği’nin Güney Kıbrıs’ı da kapsaması için “ek protokol” imzalanmasıyla ilgili bilgi verirken Başbakan’ın kullandığı tamlamayı yinelemişti:
“Malumun ilanı”
Oysa, bu tamlamadaki doğru sözcük “ilan” değil “ilam”dır. “İlm”den gelen “ilam”; bildirme, demektir; “mahkeme ilamı” gibi... Malumu ilam etmek de zaten bilinen bir şeyi söylemek, demek.
Arapça dinsel eğitimden geçmiş olan “imam-hatip” Tayyip Erdoğan’ın bu basit sözcüğü bilmemesi şaşırtırıcı. Çünkü, “ilam”, Arapça kökenli.

ATILAN TAŞ VE YARILAN BAŞ

Ancak, Sayın Başbakan’ın her türlü dil gafını yapmakta olduğu gibi atasözü ve deyimleri yanlış kullanmakta da yarışamayacağı bir medya ünlüsü var: Hıncal Uluç.
Önce bir saptamamızı dile getirelim:
Kimi genç köşe yazarları, Hıncal Uluç’la polemiğe girmekten hem korkuyor hem de vazgeçemiyorlar. Korkmakta yerden göğe haklılar çünkü Uluç’un bırakın öfkesini, TV ekranlarındaki gülüşü bile karşıtlarının tüylerini diken diken etmeye yetiyor. Buna karşın “Hınç-al”a çatmayı göze alanlar, mahallede kendinden yaşça büyüklere taş atıp kaçarken yakayı ele veren çocuk ‘tırsaklığı’ ile yazıyorlar.
Örneğin, 22 Ağustos 2005 tarihli Hürriyet’in eki Kelebek’te Cengiz Semercioğlu, Uluç’un, İzmir’de yapılan 23. Dünya Üniversitelerarası Yaz Oyunları (UNIVESIADE) hakkındaki eleştirisine şöyle itiraz etti:
“... Ama bir tek Eurosport’ta açılış töreninin olmadığını görüp de ‘Yaptığımız hayır, ürküttüğümüz kurbağaya değmiyor’ (doğrusu ‘attığımız taş ürküttüğümüz kuşa değmiyor’ değil miydi???) demek en başta (Ahmet) Priştina’ya haksızlık olmuyor mu Hıncal Ağabey”?
Bu satırlar hem Semercioğlu’nun hem de onun Hıncal Ağabeyinin atasözü özürlü olduklarını gösteriyor.
Uluç, atasözündeki hayvanı, Semercioğlu da taşı anımsayamamış. Tabii, her ikisi de yaşamını “Türkçe yazarak ve konuşarak” kazandıkları halde ellerinin altında bir “Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü” bulundurma sorumluluğundan uzak oldukları ... ya da telefonun ahizesini eline alıp sadece birkaç tuşa basarak gazetenin arşiv görevlisinden yardım istemeyi kendilerine yediremedikleri için...
Kötüye giden bir durumu düzelteyim diye boşa çaba harcamamak gerektiğini anlatan atasözünün doğrusu elbette şu:
“Attığınız taş, ürküttüğünüz kurbağaya değmeli”.
MERAKI CEZBEDEN (!) KONU
Ali Sirmen, 20 Ağustos 2005 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’ndeki köşesinde şöyle bir eylem kullandı:
“Sureti haktan görünmek”
Buradaki doğru sözcük “suret” değil, Arapça kökenli bir belirteç olan ve görünüşte anlamına gelen “suretâ”. Dolayısıyla deyimin doğrusu da şu:
“Suretâ haktan görünmek”
Haktan yana görüntüsü altında kendi çıkarının peşinde koşmak, anlamında.
Bir Osmanlıca yanlışı da devletin TV’sinden... 24 Temmuz 2005 gecesi de TRT-1’de Yönetmen Fred Schepisi’nin “IQ” adlı filmi Türkçe yayımlandı. Meg Ryan’ın nişanlısını oynayan genç bilim adamı, bir sahnede şöyle dedi:
“-Bu konu benim merakımı cezbediyor”.
Replikteki eylem, tabii ki “celbetmek” (çekmek) olacak.

GÖZÜMÜZE SOKULANLAR

Kanaltürk’te 1 Ekim 2005 günü “Hayatı Keşfet” adlı izlenceye konuk olan diş hekimi, şöyle yakındı:
“-Ben, kör parmağın gözüne takılan ‘implant’ları sökmekten yoruldum”.
İmplant, bildiğimiz kadarıyla diş hekimliğinde çene kemiğine yapay diş vidalanması, demek.
Peki, “kör parmağın gözüne implant takılması” ne?
Geçirdiğimiz kısa şaşkınlıktan sonra hekimin söylemek istediğini anlayınca kahkaha atmaktan kendimizi alamıyoruz.
Sayın diş hekimi, meslektaşlarının kötü implant takarak mağdur ettiği hastaların yoğun biçimde kendisine başvurduklarını söylemeye çalışıyordu.
Oysa, herhangi bir şeyin yadsınamayacak biçimde gözler önüne serildiği durumu anlatan deyim şu:
“Kör, kör parmağım gözüne”.
Eskiden sorun ettiğimiz küçücük dil yanlışlarının yerini giderek koskoca mertekler aldı; aptal kutusu TV aracılığıyla gözümüz, kulağımız, kafamız “yadsınamayacak biçimde” taciz ediliyor.

(29/09/2005)
< Önceki   Sonraki >