ANA SAYFA
TÜM YAZILAR
ARAMA
LİNKLER
İRTİBAT


Güncel Örneklerle Medyada Dil Yanlışları

Kerim Evren'in "Güncel Örneklerle Medyada Dil Yanlışları" adlı kıtabı piyasada!

AYRINTILAR VE SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYIN!




Hızlı Arama


Anket
"Her biri" ayrı yazılır!
  


Sütyen (!) sizden külodu (!) bizden Yazdır E-mail
Türk ulusal kimliğinin en önemli öğelerinden Türkçe sözvarlığına sahip çıkma, dilimizi topluma doğru öğretme görevi, en başta aydınlarımıza düşüyor.
Bu aydınlar arasındaki görev önceliği, medyayı yönetip yönlendirenlerde.
İkincisi sıradaysa iletişim araçlarında çok sık göründükleri için halka “iyi ya da kötü örnek” olan “ünlüler” geliyor.
Günümüz Türk medyasını yönetip yönlendirenlerin büyük bölümü, “Türk insanını Araplaştırmaya” çalışan iktidara yamanmış, pek çok ulusal değerimiz gibi “ulusal dil bilinci”nden de yoksun kişiler.
Kimi “medyatik” ünlülere gelince...
Prof. Ali Atıf Bir, bu köşeye “isteği dışında” en sık konuk ettiğimiz kişilerden biri.
Sayın Bir’in ünü, uzmanı olduğu “reklamcılık” konusunda hem TV izlencesi hazırlayıp sunmasından hem de köşe yazarlığından geliyor.
Bizim Sayın Bir’i çok sık ramp ışıklarının altına çıkarmamızın nedeniyse kendisinin Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı olması. Yani hem “gazeteci yetiştiren bilim adamı” kimliğine sahip bulunması hem de kendi fakültesinde çalışan bilim adamlarını doğru yönlendirebilecek yeterlilikte görülmesi.
Ancak, Sayın Bir’in Hürriyet’te yazdığı bir reklam eleştirisi bize Sherlock Holmes ile yardımcısı Dr. Watson’ı konu alan bir fıkrayı anımsattı.
Fıkra şöyle:
Holmes ile Watson, bir gece sırtüstü uzanmışlar, gökyüzüne bakıyorlarmış.
Sherlock Holmes, “Söyle bakalım Watson” demiş, “Bu yıldızlı gökyüzü sana neyi anlatıyor”?
“Astronomik açıdan, Dünya’nın milyarlarca gök cisminden sadece biri olduğunu... Dinsel açıdan, Tanrı’nın karşısında ne denli zavallı yaratıklar olduğumuzu... Meteorolojik bakımdan da yarın havanın çok güzel olacağını anlatıyor. Bilmem, olayın göremediğim bir yönü kaldı mı, Sayın Holmes”?
“Kaldı ya!” diye yanıtlamış Holmes, “Biz uyurken birileri, üzerimizden çadırı çalmışlar”.
Prof. Bir de 22 Mayıs 2005 tarihli Hürriyet’teki köşesinde, şöyle bir reklam sloganından söz ediyor:
“Sütyen sizden külodu bizden”
Bir’in yazısından öğrendiğimize göre, Eskişehir’in ‘marka’ iç çamaşırı mağazası, 30. yılına bu sloganla girmiş.
Sayın Bir bu sloganı, kendi ifadesiyle “billboardlarda” görmüş. Görünce tekrar tekrar okumuş ve “yaratıcıları takdir etmiş”.
Mutlaka, “yaratıcılar” da Atıf Hoca’yı takdir etmişlerdir.
Ama, kusura bakmasınlar, biz ne “yaratıcılar”ı ne de Sayın Bir’i takdir ettik.
Çünkü, otuz yıl boyunca üretip sattığı bir ürünün adının “nasıl yazıldığını” öğrenmemek, bir firma sahibi için tek kelimeyle ayıptır. Sloganda “sütyen” diye geçen sözcüğün elbette “süt”le hiçbir ilgisi yoktur; doğrusu “u” harfiyle yazılan “sutyen”dir (Fr. soutien – gorge).
Yine, Fransızca kökenli “külot” sözcüğünün, bir sert ünsüz olan son harfi “t”, ünlüyle başlayan ek aldığında da yumuşamaz. Yani, slogandaki gibi “külodu” yazılmaz; “külotu, külotun, külota” vb... yazılır.
İşin en üzücü yanıysa dekan düzeyindeki bir bilim adamının, önünden belki her gün on binlerce kişinin geçtiği koskoca tabeladaki bu iki dil yanlışını –tekrar tekrar okuduğu halde- görememesi.
Dahası, “bir tür tabela” anlamındaki İngilizce “billboard” sözcüğünü Türkçe ekle yazarken araya kesme imi (’) koymaması (billboard’larda).
“Hoca”, aynı gün, bir ilacı konu alan yazısında da aynı yanlışı yineleyip “antiacidleri” diyor.
Yukarıda, Fransızca kökenli “külot” sözcüğünün sonundaki “t” harfinin, bu sözcük ünlüyle başlayan ek alsa da yumuşamadığını anımsattık.
Ancak, Türkçe sözcüklerde durum farklı. Bu konuda, bir başka medyatik adın, Ali Kırca’nın, atv ana haber bültenindeki bir gafı:
“... hissesi yüzde on üç buçuka gerileyecek”.
Aynı bültende, vtr’deki erkek sesi:
“... Irmak’ın öldürüldüğü belirlendi”.
“Buçuk” sözcüğü Türkçedir; “bıçmak – biçmek”ten gelir ve “ortasından kesilen bir nesnenin yarısı, iki bölümünden biri” demektir. Ünlüyle başlayan ek aldığında, “buçuk” sözcüğünün sonundaki “k” harfi “ğ”ye dönüşür; buçuğa...
“Irmak” özel adı da Türkçe bir “yansıma” sözcüğüdür (akarsuyun, türkü söylercesine ses çıkarması, ‘ırlama’sı). Ünlü harfle başlayan ek aldığında “k”, “ğ”ye dönüşüp “Irmağın” diye okunur. Ancak, örnekteki bir özel ad olduğu için yazımda (imla) “k” harfi değişmez ve sözcükle ekin arasına kesme imi konulur; Irmak’ın...
Yazımızın başında, Türk insanına “doğru Türkçe” öğretilmesi için doğru bir ulusal eğitim politikası izlenmesi koşulundan söz etmedik.
Çünkü, bu konuda umutsuzuz.
AKP iktidarının akademik unvanlı bir yetkilisini, Milli Eğitim Bakanı Doç. Dr. Hüseyin Çelik’i, konuk olduğu Star TV’deki “Z Raporu”nda izlerken umutsuzluğumuz daha da derinleşti.
Sayın Bakan, ulusal eğitimde “Türkçenin nasıl ele alınması gerektiğini” anlatırken şöyle dedi:
“Biz Türkçeyi gak - guk, cart – curt eklerinden ibaret sanıyoruz”.
Çelik’in, “dilimizin nelerden ibaret olduğunu” dinleyebilmek için TV başında çok bekledik ama “gerçeği” öğrenemedik!
Bu arada Bakan’ın “klasik”, “Hollanda” sözcüklerinin “l” harflerini ince söylemesi gerekirken kalın söylediğini ; “protokol”ü, son hecesindeki “o”yu inceltmek yerine “portakal” gibi telaffuz ettiğini; “dünya”, “imza”, “mana” sözcüklerinin son hecelerini kısa okuduğunu; kimi eylem çekimlerini de (gidemiyur) sanki azınlık ağzıyla söylediğini üzülerek izledik.
Artık, bu makamdaki bir yetkiliden, doğru Türkçe konuşarak milyonlarca öğrencimize iyi örnek olmasını beklemek bile ham hayal midir?
Zavallı “Türkçem, ses bayrağım”!

(09/06/2005)

< Önceki   Sonraki >