ANA SAYFA
TÜM YAZILAR
ARAMA
LİNKLER
İRTİBAT


Güncel Örneklerle Medyada Dil Yanlışları

Kerim Evren'in "Güncel Örneklerle Medyada Dil Yanlışları" adlı kıtabı piyasada!

AYRINTILAR VE SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYIN!




Hızlı Arama


Anket
"Her biri" ayrı yazılır!
  


Kültür ve sanat adına dil kıyımı Yazdır E-mail
Tiyatro sanatçıları, çok ciddi bir dil eğitiminden geçerler. Yoksa bu konuda da artık di’li geçmiş zaman ekini kullanıp "geçerlerdi" dememiz mi gerekiyor?

İşte, bizi "doğru Türkçe"nin tiyatro sahnelerinden de el etek çekmeye başladığı kaygısına sürükleyen nedenler:
İstanbul Devlet Tiyatrosu, Dario Fo’nun bir oyununu oynuyor. Piyes, yıllardır yanlış bir Türkçe adla sahneleniyor:

"Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü"

Burada "sonuç" sözcüğü kullanılmaz. Çünkü "sonuç", bir gelişimden ya da girişimden elde edilen şeydir. Bu kavramın kullanımında doğru örnekler:
"Kanadalı bir grup hekim, üç yıllık laboratuvar deneyleri sonucunda, ülser mikrobunu yok eden bir ilaç geliştirdi".
"AİHM’de muhalif yargıç oyları, sonucu değiştirmeye yetmedi".

Söz konusu tiyatro oyununun doğru başlığı da "Bir Anarşistin Kaza Sonunda Ölümü" (ya da doğrudan "Bir Anarşistin Kazada Ölümü") olabilir. Çünkü "biten, devamı gelmeyen zaman, olay ya da nesne" için ancak "son" kavramı kullanılabilir.

Ama, yıllardır bu düzeltmeyi yapmak kimsenin aklına gelmediği gibi, söz konusu oyun Murat Karasu’nun rejisiyle bu yıl yeniden sahnelenirken verilen gazete ilanlarında yanlışa bir yanlış daha eklendi:

"Bir Anarşistin Kazasonucu Ölümü"

Yapmayın efendiler!
Siz, devletimizin Türk insanını aydınlatmakla görevli kıldığı bir kültür kurumusunuz.
Dilimizde, "kazasonucu" diye bir bileşik sözcük olmadığını bilmeye mecbursunuz.

"ANLATILABİLİNİYOR" DENMEZ

Bu da Maya Sahnesi’ndeki bir "okuma tiyatrosu"yla ilgili TV haberinde izlediğimiz, bir kadın oyuncunun özeleştirisi:
"Hareketlerim ne kadar salkım saçakmış. Demek ki fazla el kol hareketi yapmadan da anlatılabiliniyor".

Anlatabilmek, Türkçede bir yeterlilik bileşik eylemidir.
Dilimizin kurallarına göre burada çatı eki "anlat" köküne, kişi ve zaman eki de "bil" köküne gelir. Böylece de örnekteki "yeterlilik eyleminin edilgen çatılı geniş zaman üçüncü tekil kişi çekimi" şöyle olur:
"Anlatılabilir".
Öte yandan, 22 Nisan 2005 günü TV’deki Passaparola adlı bilgi yarışmasında sorulan sorulardan biri:
"Eski dilde gelecek"?
Yarışmacının bilemediği soruyu, konservatuvar mezunu, tiyatro kökenli Mehmet Ali Erbil yanıtlıyor:
"Ati"

Erbil, "a"sını uzatarak okuması gereken Arapça kökenli "âti" sözcüğünü ilk kez işitiyor olmalı ki "ati" diye dümdüz okuyor. İzlencede hazır ve nazır bulunan sözüm ona danışman da Erbil’in bu önemli yanlışını düzeltmiyor.

Aynı gün devletin, Devlet Tiyatroları gibi bir kültür kurumu olan TRT-1’deki "Miras" adlı bilgi yarışmasında da Puccini’nin ünlü Madame Butterfly operası soruluyor. Soru, ekrana şöyle yazılıyor:

"Amerika’lı bir deniz subayı tarafından baştan çıkarıldıktan sonra terk edilen bir geyşanın öyküsünü anlatan opera".

Türkçeleşmiş yabancı yer adları, aldığı "-li" ilgi sıfatı ekinden kesme imiyle (’) ayrılmaz. TRT’cilerin "Amerika’lı" diye yazdıkları sıfatın doğrusu; "Amerikalı".

Aynı yarışmada "aktris" (Fr. actrice) sözcüğü "aktrist" diye yanlış yazılıyor. Sunucu –ki bu görevini birkaç hafta sonra Gani Müjde’ye devretti- Metin Uca’nın, sözcüğün sonunda olmayan "t" harfini üstüne basa basa söylemesi de cabası!

Dahası, yine Uca; özellikle "Çocuk Kalbi" romanı dünya yazın klasikleri arasına giren -bu arada "İstanbul" adlı bir kitabı da bulunan- İtalyan yazar Edmondo De Amicis’in adını nasıl söylese beğenirsiniz:

"Edmondo Dö Amiks"

28 Nisan 2005 günkü "Miras"ta da kısa bir süre önce yitirdiğimiz besteci Melih Kibar’ın ünlü şarkısı, ekrana şöyle yazılıyor:

"İşte Öyle Birşey"
Oysa "şey", hiçbir sözcükle bitişik yazılmaz. Doğru örnekler:
her şey, bir şey, hiçbir şey...
Bilgi yarışması hazırlayıp sunanların bilgisizliğinden illallah!

ÇEVİRİ KEPAZELİKLERİ

Öte yandan, film çevirilerindeki dil rezilliği de aynen sürüyor.
E-TV, 3 Nisan 2005 günü, yabancı bir film oynattı. Filmin adını nasıl Türkçeleştirmişler dersiniz:
"Kral Solomon’un Hazinesi"
Frenklerin Kral Solomon’una, biz Türklerin "Hz. Süleyman" dediğimizi bilmeyen Türk çevirmene şapka çıkarıyoruz (!)

Yine, TRT-1’de 17 Nisan 2005 günü bir kovboy filmi ekrana getirildi. "Ulzana" adlı bu filmin bir sahnesinde Apaçiler, Amerikan askerlerine saldırı hazırlığında. Burt Lancaster’ın canlandırdığı karakter, bir Kızılderilinin bu konuda yaptığı ihbarı, teğmene aktarıyor. Diyalog aynen şöyle:

"- Bundan emin mi"?
"- Fazlasıyla emin".

Emin olmak, "inanmak, güvenmek" demek. Fazlasıyla da "gereğinden çok" anlamına gelir. "Az emin olmak" nasıl saçmaysa "fazlasıyla emin olmak" da öylesine bir acayiplik örneği.

Benzer bir dil yanlışının daha da komiğine, NTV’de yayımlanan World Business adlı yabancı izlencenin Türkçe uyarlamasında rastladık:

"Ferrari, genç pilotlar için oldukça ideal".

İdeal, "tüm üstün nitelikleri kendinde toplayan" demek. Oldukça ise "ne az ne de çok" anlamına geliyor. Bu iki sözcüğün kan uyuşmazlığı (!) ortada ama kimin umurunda!

20 Nisan 2005 gecesi de cnbc-e’de, Yönetmen Milos Forman’ın "Valmont" filmi İngilizce oynatılıyor. Bir sahnede Markiz Merteuil, Vikont Valmont’a bir kadınla geçirdiği geceyi soruyor. Türkçe altyazılara bakılırsa Vikont şu yanıtı veriyor:

"- Oldukça muhteşem"!

Bu "şöyle böyle görkemli" (!) Türkçe, insana feleğini şaşırtıyor.

(19/05/2005)
< Önceki   Sonraki >