ANA SAYFA
TÜM YAZILAR
ARAMA
LİNKLER
İRTİBAT


Güncel Örneklerle Medyada Dil Yanlışları

Kerim Evren'in "Güncel Örneklerle Medyada Dil Yanlışları" adlı kıtabı piyasada!

AYRINTILAR VE SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYIN!




Hızlı Arama


Anket
"Her biri" ayrı yazılır!
  


Arapça değil mi uydur uydur söyle! Yazdır E-mail
ATV’deki "Bir İstanbul Masalı" adlı dizi filmin 2 Mayıs 2005 gecesi yayımlanan bölümünde, Çetin Tekindor’un canlandırdığı işadamı, oğluna şöyle çıkışıyordu:

"Neden kimse bana bir şey söylemiyor? Hissikablelvuku ile bilecek değilim".

Usta oyuncu Tekindor, dile hâkim. Yukarıdaki Arapça tamlamayı, tüm vurgularıyla (hiss-i kabl’el-vukû) hakkını vererek söylüyor.

Ama bu eski sözü bilen kaç kişi kaldı?

Dizinin senaristi, "hissikablelvuku" yerine, onun tam Türkçe karşılığı olan –herkesin anlayacağı- şu sözü kullanabilirdi:

"Önsezi"

Her tiyatrocu, bir Çetin Tekindor değil elbet.

Tiyatro kökenli sunucu Mehmet Ali Erbil, Passaparola adlı bilgi yarışmasının 30 Nisan 2005 günü ekrana gelen bölümünde "makûs" sözcüğünü nasıl okusa beğenirsiniz:

"Maakus".

Oysa "ters" anlamındaki bu sözcük, ilk hecesindeki "a" uzun, ikinci hecesindeki "u" sesi de inceltilerek okunur.

Atv’nin 31 Mart 2005 günkü ana haber bülteninde de bir trafik kazasını bildiren haberci, benzer bir yanlışa düşüp şöyle dedi:

"Meskun mahalde yarış, kaza getirdi".

Oturulan, anlamındaki Arapça "meskûn" sözcüğünü "u" harfini inceltmeden söyleyen kişi, dil bakımından kitlelerin karşısına çıkarılacak donanımda görülebilir mi!

"İDDAA"DAN SONRA "KADİR ŞİNAS"

TRT-1’de, Prof. Dr. Üstün Dökmen’in hazırlayıp sunduğu "Küçük Şeyler"i büyük beğeniyle izliyoruz.

Ancak, 10 Mayıs 2005 günkü izlence kapsamında yer alan skeçte, genç bir kadın tiyatrocudan işittiğimiz şu replik, keyfimizi kaçırdı:

"Gözleri yok mu gözleri, felfecir"!

Arapçadan dilimize geçen "velfecir" ya da "velfecri"; Meydan Larousse Ansiklopedisi’ne göre, Kuran’ın 89. suresi "El Fecr"in ilk sözcüklerinden.

Ve dilimizde sadece şu deyimde kullanılıyor:

"Gözleri velfecri okumak"

Hileci, zeki ve kurnaz olduğu, gözlerinden anlaşılmak, anlamında.

"Felfecir" diye bir şey ise yok!..

Öte yandan, Farsça "-şinas"; sonuna eklendiği sözcüklere, "tanıyan, bilen, anlayan" anlamları kazandıran bir ek.

"Hatırşinas" hatır sayan; "musikişinas" müzikten anlayan; "kadirşinas" da değer bilen, demek.

Görüldüğü gibi, yukarıdaki sıfatların tümünde "-şinas" eki sözcüklere bitişik yazılıyor.

Ancak, söz konusu ek’in, bundan sonra bitişik yazılacağı konusunda kuşkuluyuz.

Bakın, neden:

TRT-1’de yeni bir dizi filmin duyurusu yapılıyor.

Dizinin adı:

"Kadir Şinas"

Artık kitleler, özellikle "Osmanlıca kullanma heveslisi gençler", TRT’de, gazetelerin TV sayfalarında "Kadir Şinas" adını göre göre, onun eşanlamlısı "kadirşinas" sıfatını da diğer "-şinas"lı sözcükleri de ayrı yazmaya başlayacaklardır.

Böylece, bir dizi filme esprili bir ad koyma uğruna, dilimizdeki "yazım birliği" biraz daha bozulacaktır.

Hem de görevlerinin arasında "dilimizi korumak" da bulunan "devlet TV’si"nin marifetiyle...

Tıpkı, "iddia" sözcüğünün "devlet eliyle" bozulup bir şans oyununa ad yapılması gibi:

"İddaa"

Kulağımızı tırmalayan bir replik de son ayların reyting rekortmeni TV dizisi "Yağmur Zamanı"nın Show TV’de 2 Nisan 2005 gecesi yayımlanan bölümünden. Dizinin baş karakteri Fırat’ın (Tamer Karadağlı) babası (Eşref Kolçak) bir sahnede şöyle diyordu:

"Hileyle hurdayla galibiyet"...

Buradaki doğru sözcük "hurda" değil, "huda"dır. Arapça "huda", "hile" ile eşanlamlıdır ve bu iki sözcük, anlam güçlendirme amacıyla dilimizde ikileme olarak kullanılır:

"Hile huda"...

İRONİYE GEL, LİĞME LİĞME (!) OL

Yazılı medyaya bakınca, dilimizin "arapsaçı"na döndüğü daha da açık biçimde görülüyor.

Genç gazeteci Kanat Atkaya, 2 Mayıs 2005 tarihli Hürriyet’in spor sayfasındaki "İroniye gel" başlıklı köşe yazısında şöyle bir söz kullandı:

"Velhasılkelam"

Arapça ("husul"den) "hasıl"; meydana gelen, oluşan, demek.

Yine, Arapça "kelam"ın karşılığı söz; "hasılıkelam" da sözün özü, anlamına gelen bir tamlama.

"Hasılıkelam"ın eşanlamlısı:

"Velhasıl"

Türk Dil Kurumu, Türkçe Sözlük’ünde şu anlatımı da doğru kabul ediyor:

"Velhasılıkelam"

Ama, yukarıdaki ikinci "ı" harfinden vazgeçip "velhasılkelam" diyemezsiniz.

Yine, genç gazetecilerden Ebru Çapa’nın, 8 Mayıs 2005 tarihli Hürriyet Pazar’da yayımlanan köşe yazısının hem ara başlığında hem de metninde yer alan bir anlatım:

"Liğme liğme özlü sözler"

Söz konusu yazısında, Dr. Mardy Grohte’un "Tezatname" adlı kitabını tanıtan Çapa, "oxymoron" (öldürücü şefkat, demekmiş) sözcüğü için Redhouse Sözlük’e bakmış; "paradoks"un etimolojisini incelemiş ama Arapçadan dilimize geçen bir ikilemeyi kulaktan dolma yazmış:

"Liğme liğme"...

Oysa, "parçalara ayrılmış, yırtık" anlamındaki ikilemenin (ilk heceleri uzun okunur) doğrusu elbette şudur:

"Lime lime"

Genç gazetecinin, belki de ‘Okuruma biraz olgun, biraz da egzantrik görüneyim.’ kaygısıyla yazarken Osmanlıca batağına saplanması bir ölçüde anlaşılabilir.

Ama, dinsel "rahle-i tedris"ten geçmiş olduğunu kendisi yazan bunca yılın Ahmet Hakan’ının en azından "Arapçaya vâkıf" olduğunu düşünürsünüz değil mi?

Siz düşünedurun. Ahmet Hakan’ın, Hürriyet’teki 25 Nisan 2005 tarihli köşe yazısı, şöyle başlıyordu:

"Ortaköy’deki Feriye Sinemaları’nda kimselerin ilgisine mahzar olmayan filmlerin"...

Sözlüklere göre, Arapça "mahzar", yüksek bir kimsenin yanı, huzuru, demek. "Mahzar olmak" diye bir eylem ise yok.

Ahmet Beyin "bulamadığı" sözcük şu:

"Zuhur"dan gelen, "kavuşmak, nail olmak" anlamındaki "mazhar".

Hep dediğimiz gibi; yüzyılların imbiğinden süzülüp gelen kendi arı - duru Türkçe ırmağımızda aydınlığa kulaç atmak dururken Arap’ın pek bilmediğimiz karanlık sularında yelkensiz, canyeleksiz yol almaya çalışmak, insanı epey kötü durumlara düşürüyor.

Yeniden, ne Şam’ın şekeri ne Arap’ın yüzü, diyeceğimiz günlere!

(12/05/2005)
< Önceki   Sonraki >