ANA SAYFA
TÜM YAZILAR
ARAMA
LİNKLER
İRTİBAT


Güncel Örneklerle Medyada Dil Yanlışları

Kerim Evren'in "Güncel Örneklerle Medyada Dil Yanlışları" adlı kıtabı piyasada!

AYRINTILAR VE SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYIN!




Hızlı Arama


Anket
"Her biri" ayrı yazılır!
  


Yıktınız ekranı eylediniz viran... Yazdır E-mail
Atasözü ve deyimlerin değiştirilemeyeceğini, geçen haftaki yazımızda anımsatmıştık.
10 Mart 2005 gecesi TRT-Int’te yayımlanan bir dizi filmin -çıkmazdaki- kahramanı Safiye, şöyle diyor:
“Doluya koyuyorum olmuyor, boşa koyuyorum olmuyor”.
Oysa, yukarıdaki sözün Türkçemizdeki en güzel deyimlerden biri olan doğrusu şu: “Doluya koydum almadı, boşa koydum dolmadı”.
Pek çok seçeneği denedimse de çıkar yol bulamadım, anlamında.
Satışı en yüksek gazetelerimizden birinin ekinde TV eleştirileri yazan genç de 23 Şubat 2005 tarihli köşe yazısında şöyle bir tümce kuruyor:
“İnsan kendini bilmek kadar arif olamaz”.
Böyle bir söz yok. Sözün doğrusu şöyle:
“Kişi, kendini bilmek gibi irfan olmaz”.
İnsanın öğrendiği en önemli bilgi, kendini bilmektir, anlamında tek tümcelik derin bir felsefe; ciddi bir uyarı da içeriyor gibi:

Türkçenin gerçek bir hazine olan sözvarlığına (Fr. vocabulaire) hoyratça el atılamaz. Kulaktan dolma bilgiler; bir sözlüğe, ansiklopediye, öteki kaynaklara başvurup doğrulatılmadan yüz binlerce gazete okurunun önüne çıkarılamaz!

“BU GECE ‘İSTİŞAREYE’ (!) YATIN”

Bilgiden söz edince, kimi TV kanallarında bilgi yarışması adı altında düşülen trajikomik durumlara değinmemek olmaz.
Söz konusu izlencelerden birini sunan tiyatro kökenli sanatçı, bir yarışmacıya şöyle diyor:
“Siz bu gece istişareye yatın”.
Oysa, istişareye yatılmaz. Çünkü, Arapça “toplantı” anlamındaki “şûra”dan gelen “istişare”; danışma, fikir sorma, düşüncesini öğrenme, demek.
O “yatılan” ise yine Arapça “hayr”dan gelen “istihare”dir; bir işin sonunun iyi mi, kötü mü olacağını düşte görebilme umuduyla aptes alıp dua ederek uykuya yatma, anlamına gelir.

(Öte yandan “istihare”yle sık sık karıştırılan “istiare” diye Osmanlıca bir sözcük var. “İstiare”nin Türkçesi, “iğretileme” ya da “eğretileme”. Ad aktarımı yoluyla yapılan yazın [edebiyat] sanatlarından biri bu. Örneğin, aptal birinden söz ederken “Adam tam bir kaz!” derseniz, “iğretileme” yapmış olursunuz. Kimi TV sunucularının -yerli yersiz- bu sanattan söz ederken sözcüğün güzelim Türkçesinin [iğretileme] yerine ya Osmanlıcası “istiare”yi ya da Fransızcası “metaphore”u kullandıklarını işitiyoruz. Daha bilgiç görünmek için olsa gerek...)

Bir başka TV kanalında, “bir kumaş türü” adı altından ekrana yazılan sözcüğe buyrun:
“Güpür”
Deve örneği, her yanı eğri bir soru.
Ona elbette “güpür” değil, “gipür” derler. İkincisi, bu bir “kumaş türü” değil, “dantel türü”dür.
Fransızca kökenli “gipür”ün ardından bu kez de bir başka yanlışla saç baş yolduruyorlar.
Geleneksel halk tiyatromuza mal olmuş “Karagöz”deki karakterlerden birini sorarken bu sanat için ne deseler beğenirsiniz:
“Orta oyunu”...
Öncelikle bu bir bileşik sözcüktür ve bitişik yazılır: Ortaoyunu.
Yani, “Seyircilerle çevrilmiş bir alanda, yazılı metne bağlı kalınmadan oynanan tulûat oyunu”.
Ortaoyununun iki ana karakteri vardır; Kavuklu ve Pişekâr.
“Karagöz” oyununda bu karakterlerin neredeyse birebir karşılıkları, Karagöz ile Hacivat’tır.
Ama, Karagöz bir ortaoyunu değildir.
Elbette biliyorsunuz, nedir;
“Gölge oyunu”.

Rahmetli hocamız Tahir Alangu’dan Çin kökenli olduğunu ve Hindistan’dan göçen Çingeneler aracılığıyla Anadolu’ya getirildiğini öğrendiğimiz Karagöz, günümüzde bir bilgi yarışmasını hazırlayanlarca bile yeterince bilinmediğini işitse herhalde şöyle kükrerdi:

Yıktın ekranı eyledin viran/ Varayım, Türkçe Gönüllüleri’ne haber vereyim hemân (hemen)!

GENÇ GAZETECİLERE

Haber dilinde kalıplaşmış olan ya da kalıplaşma eğilimi gösteren kimi “yanlış Türkçe” örnekleri:
Facia ucuz atlatıldı: “Yenikapı’da batan ro-ro gemisinden denize düşen yedi LPG tankının çıkarılmasıyla bir facia ucuz atlatıldı.” tümcesi yanlıştır. Facia, “çok acıklı, feci olay” anlamındadır. Haberde sözü edilen olay ucuz atlatılmışsa zaten facia yaşanmamış demektir. “Facianın eşiğinden dönüldü.” denebilir.
Gözlem altına alınmak - gözetim altına almak: Birinin, güvenlik güçlerince belli bir süre, belli bir yerde alıkonmasına “gözaltına alınma” denir. Genellikle “rasat”ın karşılığı olarak kullanılan “gözlem” (müşahede) ise daha çok bilimsel amaçlı izleme – incelemedir. “Gözetim”e gelince; bu kavram “himaye etme, koruyup kollama” anlamına gelir. (Örnek: T.C. Anayasası: Din ve ahlak eğitimi, devletin gözetimi altındadır.)
Gerekçesiyle yargılanmak: “Polisçe yakalanan ..., hırsızlık yaptığı gerekçesiyle adliyeye sevk edildi”. Hukukta “gerekçe”; bir mahkeme kararının dayandığı yasal nedenlere denir. Yukarıdaki tümcedeyse zanlı hakkında henüz dava bile açılmadığı için “gerekçesiyle” yerine, “... iddiasıyla adliyeye sevk edildi” demek gerekir.
Aldığını savunmak: “futbolcu ..., ...’ın da teşvik primi aldığını savundu.” Bu tümcede “iddia etmek” eyleminin Türkçe karşılığı olan “savlamak” yerine “savunmak” kullanılmıştır. Oysa, “savunmak” eyleminin anlamı farklıdır; 1- Bir saldırıya karşı kendini müdafaa etmek. 2- Bir kişiyi, hareketi ya da düşünceyi haklı görüp desteklemek.
Şeklinde konuşmak: “Başbakan, ‘Doktorlarla ilgili sözlerim yanlış anlaşıldı.’ şeklinde konuştu”. Oysa, şeklinde konuşmak; ancak “konuşma biçimini” anlatmak amacıyla söz gelimi “bağıra çağıra” ya da “sakin bir ses tonuyla” konuşulduğunu belirtmek için kullanılabilir. Bu tümcede doğru anlatım; “... dedi” ya da “... diye konuştu” olabilir.

(17/03/2005)
< Önceki   Sonraki >