ANA SAYFA
TÜM YAZILAR
ARAMA
LİNKLER
İRTİBAT


Güncel Örneklerle Medyada Dil Yanlışları

Kerim Evren'in "Güncel Örneklerle Medyada Dil Yanlışları" adlı kıtabı piyasada!

AYRINTILAR VE SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYIN!




Hızlı Arama


Anket
"Her biri" ayrı yazılır!
  


"Geçmişi maziye gömen" çevirmen Yazdır E-mail
GAZETECİLİĞİN diğer uğraşı dallarından farkı, şu “veciz” örnekle anlatılır:
Hekim, yaptığı yanlışı mezara gömer. Avukat, yanlışını demir parmaklıkların ardına gizler. Gazeteci ise gazeteye manşet yapıp yanlışının altına imzasını atar.
5 Mart 2005 günkü Hürriyet Cumartesi’nin 7’nci sayfasını incelerken bunu düşündük.
Sayfada, bir kadın gazetecimiz, Fransa’nın Strasbourg kentindeki bir lokantayı anlatıyordu.
Sayfanın manşetine yayılan yüzlerce puntoluk uzun başlık şöyleydi:
“Her lokmayı taşra usulü kör gözüm parmağına sunuyorlar ama yemekler müthiş”
Fransız mutfağının “ağız sulandıran” ürünlerinin övüldüğü yazıya, bir Türk gazetesinin mutfağında “yüz buruşturan” bir başlık atılmıştı.
Çünkü, koskoca başlıkta, bir deyimimiz “... kör gözüm parmağına” diye yanlış kullanılmıştı.
Oysa, herhangi bir şeyin, yadsınamayacak biçimde gözler önüne konulduğu durumları anlatan deyimin doğrusu şudur:
“Kör kör parmağım gözüne”.

Atasözlerini ve deyimleri oluşturan sözcükler değiştirilemez. “Küplere binmek” yerine, nasıl kavanozlara tırmanamazsanız; “kör parmağı” da “kör göz” yapamazsınız. Çünkü bunlar; ulusların yüzlerce yıllık yaşam deneyimiyle kazandıkları bilgi birikimlerini, ibret alınacak öykülerini yansıtan kalıplaşmış sözlerdir. (Yalnızca, kimi deyimlerdeki adıllar [zamir] değiştirilebilir. Örneğin: “Bana göre hava hoş”. “Sana göre hava hoş”.)

SAHTE RAKI HAFTASI

Medyamızdaki “kör kör parmağım gözüne” dil yanlışları, devletin televizyonunda da alabildiğine sürüyor.
TRT-1’de, 4 Mart 2005 gecesi, Yönetmen Bruce Berensford’un “Çifte Tehlike” adlı gerilim filmi oynatıldı. Filmin kadın kahramanı, öldürmekle suçlandığı kocasını sağ salim bulunca ona ne dese beğenirsiniz:
“Geçmişi maziye gömeceğiz değil mi Jonathan”?
Arapçadan gelen “mazi” sözcüğünün Türkçemizdeki tam karşılığı “geçmiş”.
Başta dediğimiz gibi, hekim yanlışını mezara gömerken; TRT, özensiz bir çevirmenin “geçmişi maziye gömerek” yaptığı dil yanlışını kendi izleyici sayısınca çoğaltıyor.
Özel kanallar da bu konuda TRT’den geri kalacak değil ya!
5 Mart 2005 günü, NTV’nin saat 11.00 haberleri öncesi sunulan hava raporundan bir inci:
“Lodostan esen rüzgâr”...
Bizim bildiğimiz lodos, güneyden ya da güneybatıdan esen rüzgârın adıdır. Dolayısıyla, lodostan esen rüzgâr, denmez.
İki ilginç örnek de atv’nin ana haber bültenlerinden:
Türkiye, onlarca kişinin sahte rakıdan ölümünü konuşurken 1 Mart 2005 gecesi atv muhabiri, sahte rakı imalathanesinden bildiriyor:
“İşte, bu da sahte rakı şişelerinin konulduğu muhafaza”.
Arapçadan dilimize geçen “muhafaza”, bilindiği gibi “koruma, kollama” anlamına gelir. Bu haberde kullanılması gereken doğru sözcük ise “içine değerli eşyanın konulduğu kutu ya da kap” anlamındaki “mahfaza”dır.
Yine, atv’nin 3 Mart 2005 günkü ana haber bülteninde, Ankara’da göstermelik sahte rakı denetimi yapan Tarım Bakanlığı denetçilerini küçük çapta bir gazeteci ordusunun izlediği belirtilerek şöyle denildi:
“Medya, tam tesisat işbaşındaydı”.
Askerlikle ilgili bu deyimin doğrusu “tam tesisat” değil, “tam teçhizat (donatım)”dır.

GENÇ GAZETECİLERE

Genç gazetecilerin, yukarıdaki “muhafaza – mahfaza”; “tesisat – teçhizat” örneklerindeki gibi sık sık birbiriyle karıştırdıkları öteki kimi sözcükleri de anımsatalım.
Doyumsuz – doyulmaz: “Kar, doyumsuz güzellikteki İstanbul’un yedi tepesine bin bir güzellik kattı.” tümcesi yanlıştır. Çünkü “doyumsuz”; “bir türlü tatmin olunmayan” demek. (Doğru örnek: Katları, yatları var ama adam hâlâ doyumsuz.)
Yukarıdaki haber tümcesinde ise “doyumsuz güzellikteki ... ” yerine, “(seyrine) doyulmayan ... ” denebilir.
Veli – veli: Yine atv’nin ana haber bülteninde yayımlanan bir vtr’de şöyle denildi: “Sakarya’da kar tatili okullara geç bildirilince veliler yakındı”. Vtr’yi seslendiren spiker “veli” sözcüğünü “i” harfini uzatmadan okuyunca ortaya çok garip bir söylem çıktı. Bilindiği gibi “i” harfi uzatılarak okunan “veli” sözcüğü, “velayeti üstlenen kişi” demek. “İ” harfi düz okunan “veli” ise “evliya”nın tekili olan “ermiş, eren” anlamına geliyor.
Takdir – taktir: Bir gazetemizde, bir siyasetçimizin Türkiye – AB ilişkilerine değgin sözü şöyle aktarıldı:
“Avrupa, Türkiye’nin uyum için gösterdiği çabaları taktirle karşılamalı”.
Bilindiği gibi “takdir”; beğenme, beğenip belirtme, değer verme, anlamlarına gelir.
Yukarıdaki tümcede geçen “taktir” ise Arapça “katre”den (damla) türetilmiştir ve “damıtmak” demektir.
Vefakâr – cefakâr – cefakeş: Çok ünlü bir televizyoncumuz, ana haber bülteninde, çalışma arkadaşlarından birini överken, onun “vefakâr ve cefakâr” olduğunu söyledi.
Farsça “-kâr”; eklendiği adlara “yapan, eden, veren, sahibi olan” anlamı kazandırır. Hizmetkâr (hizmet eden), isyankâr (isyan eden), hilekâr (hile yapan)...

Yukarıda, ünlü televizyoncunun söylediği iki Osmanlıca sözcükten “vefakâr”ın kullanımı doğru. Arapça “vefa”ya, “-kâr”ın eklenmesiyle oluşan “vefakâr”; sevgi ve dostluk bağları güçlü, vefa gösteren, sözünde duran, demek. “Cefakâr”ın anlamı ise yukarıda anlatılmak istenenin tam tersi; “cefa veren, eziyet eden”... “Cefakâr”ın yerine kullanılması gereken sözcük, “cefakeş” (cefaya katlanan, cefa çeken)... ki o da galiba günümüzün ağır işçileri biz “medya takipçileri” oluyoruz.

(10/03/2005)
< Önceki   Sonraki >