| RTÜK, reklamlardaki dil yanlışlarına seyirci |
|
|
|
RTÜK, TV reklamlarındaki dil yanlışlarıyla ilgilenmemekte direniyor gibi. Argoda 'ölmek' demek olan 'kalıbı dinlendirmek' fiilinin, Turkcell reklamında 'istirahat etmek' anlamında kullanıldığını daha önce bu sayfada anımsatmıştık. Bizden bir hafta sonra da Prof. Emre Kongar, hem Cumhuriyet'teki 'Medya Notu' köşesinde hem de internette aynı şeyi yazdı. Ancak aynı reklam aynı biçimde ekrana gelmeye devam ediyor. Kimi yeni reklamlardaki yeni dil yanlışları da cabası! Örneğin, Maksimum Card'ın TV reklamında Fransız otomobil markası 'Peugeot'nun da adı geçiyor. Ama 'pöjo' diye okunması gerekirken, 'pejo' deniliyor. (Tıpkı 'röno'nun 'reno'; 'örovizyon'un 'erevizyon' yapıldığı gibi...) Ekranlardaki altyazı 'facia'sı da sürüyor elbet. Flash TV'nin ana haber bültenlerinden birinde papuç kadar bir başlık: "Manyetik fırtına, dünyayı mahfediyor". Coğrafi terim, yani gezegen adı olarak geçtiğinde 'dünya' sözcüğünün özel ad olup 'Dünya' diye yazılması gerektiği bir yana... 'Mahvetmek' fiilini 'mahfetmek' diye yazmak bağışlanmaz bir hatadır!.. 'Tüccarlar' denmez 'üç sacayağı' da... Son haftalarda medyada yapılan dil yanlışlarına ilişkin notlarımız arasında iki önemli yazarın kaleminden çıkanlar da var. Haluk Şahin, Radikal Gazetesi'ndeki 12 Kasım 2003 tarihli köşe yazısında, Show TV'nin 'Ben Evleniyorum' adlı yarışma izlencesini eleştirdi. Şahin, ABD'de de bu tür izlencelerin hem ucuza çıktığını hem de reyting getirdiğini belirterek şöyle dedi: "Seyirci tüccarları (ki, seyirciyi reklamcılara satarlar) daha ne istesinler"? 'Tüccar' sözcüğü, 'tacir'in çoğulu değil mi! Çoğul sözcüğe bir de 'lar' eki koymak herhalde doğru değil. Prof. Toktamış Ateş de Cumhuriyet'te ders gibi izlediğimiz 'Arayış' başlıklı köşesinde şunları yazdı: "Türkiye Cumhuriyeti, üç sacayağının üzerinde durur. Bunlar 'halk egemenliği', 'çağdaşlık' ve 'laikliktir'." Hocam, sacayağı zaten 'üçlü' olmaz mı! 'Üç sacayağı' dediğiniz zaman ise dokuz ayaktan söz etmeniz gerekir ki sanırız muradınız bu değil. 'Yurtsama', 'daüssıla'nın Türkçesi. Peki ya 'nostalji'nin? Türk Dili Dergisi'nin Kasım-Aralık 2003 sayısında sayısında Nurten Başak, 'Yapıtlar Yazarlar' köşesinde Abdülkadir Paksoy'un "İki Bulut Yardan Aşağı" adlı şiir kitabını tanıtırken şu dizeleri alıntılıyor: "{...) Durup durup insanın geçtiği yolları düşünmesine ne denir/ Nostalji mi / Bu sözcüğü hiç sevmiyorum / Züppece bir şeyler var bu sözde / Yurtsama mı demeli Türkçe / Bilemiyorum. / (...)" (s. 32) Şair, ikircikli (mütereddit) davranmakta yerden göğe dek haklı. 'Yurtsama', eski deyişle 'daüssıla'... Türk Dil Kurumu'nun internetteki Türkçe Sözlük'ünde 'daüssıla' sözcüğünün karşısında şu açıklama ve örnekler yer alıyor: Yurt özlemi, yurtsama. "Bu daüssıla denen bir yurt acısı hastalığıdır."- R. N. Güntekin. "Anlıyorum ki, İstanbul'a karşı içinde sakladığı bir daüssıla var."- A. Gündüz. Aynı sözlükte 'nostalji' sözcüğüne bakıyoruz:1. Yurt özlemi, yurtsama, daüssıla. 2 . Geçmiş bir zamana duyulan aşırı bir özlem. "Geçmişi özlemle, nostalji ile ananı ise nedense daha bir doğal karşılarlar."- H. Taner. Kafamız karışıyor. 'Yurt' sözcüğünden türetilen 'yurtsama', içinde 'sıla'yı barındıran 'daüssıla'yı pekala karşılıyor. Ama bu sözcük (yurtsama), TDK'nın Türkçe Sözlük'ünde olduğu gibi 'nostalji'nin birinci anlamı olmamalı diye düşünüyoruz. İKİLİ DİYALOG (!) Star TV'de 2 Aralık gecesi Galatasaray-Juventus futbol karşılaşmasını naklen anlatan spiker şöyle diyor: "- Di Vaio ile Orhan Ak arasındaki ikili diyalog"... 'Diyalog' zaten 'iki kişinin karşılıklı konuşması' değil mi! Aynı spiker, maçın uzatma dakikalarında Hakan Şükür'ün bir gol daha atmasını da şöyle yorumluyor: "- İkinci golü hakketmiştik". Bu köşede birkaç kez yazmıştık, yineliyoruz: 'Hakketmek', maden, ağaç gibi sert cisimlerin üzerine yazı yazmak ya da resim yapmak demektir. Spikerin söylemek istediği fiil ise 'hak etmek'tir. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
