| Keşke medya da Sezer gibi "tasfiyeci" olsa |
|
|
|
Medyamız geçen hafta kutlanan Dil Bayramı’nda "doğru Türkçe"ye -dili döndüğünce- bayram ettirdi! "Güzel Türkçemiz"e eğilenlerden biri de Taha Akyol’du. Sayın Akyol, CNN Türk’te 24 Eylül 2004 günü ekrana gelen "Eğrisi Doğrusu" adlı izlencesinde "dilimizdeki bozulmayı" işledi. Türk Dil Kurumu (TDK) Başkanı Haluk Akalın, konuk olduğu bu izlencede, en azından "düzeltme iminin (şapka) kalkmadığını" anımsatma fırsatı buldu. Akalın; "k" ve "g" harflerini izleyen "a" ile "u"nun üzerine düzeltme imi konup (kâğıt, dükkân, mahkûm, rüzgâr, tezgâh...) yazılması gerektiğini; eşsesli sözcükleri birbirinden ayırmak için de uzun okunacak ünsüzün üzerine yine bu imin konulduğunu (hala, hâlâ; adet, âdet; alem, âlem...) belirtti. "Eğrisi Doğrusu"nda asıl dikkatimizi çeken şey ise Taha Beyin, bir ara "Cumhurbaşkanı Sezer’in öztürkçeciliğinden" dem vururken, yumuşak biçemini (üslup) sertleştirmesi oldu. Haluk Akalın, "Evet, Sayın Cumhurbaşkanımızın yabancı sözler yerine, bunların Türkçelerini kullanması çok sevindirici" diyecek oldu. Taha Akyol, TDK Başkanı’nın sözlerini ağzına tıkadı; "Sezer, dilde tasfiyeci. Bu, kabul edilebilecek bir şey değil" diye birkaç kez üstüne basarak görüşünü sertçe vurguladı. Bir süre önce de Hürriyet Gazetesi’ni yönetenler, gazetenin birinci sayfasına attıkları bir manşetle, Sezer’in Türkçesiyle akılları sıra alay etmişlerdi. Sürekli okurlarımız anımsarlar; o zaman biz de bu köşede, Sezer’in düzgün öztürkçesini diline dolayanların kendi Türkçelerini, Hürriyet’ten seçtiğimiz "vahim" örneklerle sergilemeye çalışmıştık. Hürriyet’teki dil yanlışları, gittikçe daha da artan bir "vahamet"le sürüyor. Ama bu arada, Cumhurbaşkanımızın sessiz kalışından cesaret bulan kimileri, nerede duracaklarını öğrenmemekte kararlılar. Söz konusu kişiler arasında; Sayın Sezer’e, "bir gün ak dediğine ertesi gün çok rahat kara diyebilen" takıyyeci, sözüm ona "AK" Parti iktidarının AB katındaki çabalarını desteklemediği için yazılı saldırıda bulunanlar da var. Sürekli izlediği "Dene!.. Göğüsleyemeyeceğin tepkilerle karşılaşırsan geri adım at" siyasetiyle Türkiye’yi her gün biraz daha karanlığa sürükleyen; bilim yerine hurafeyi, okul yerine medreseyi, sivil toplum örgütü yerine tarikatı, ulus yerine ümmeti, toplumsal akıl yerine toplu cinneti egemen kılmaya çalışan; fikriyle zikrinin farklılığı son "zina oyunu"nda -hem de uluslararası çapta- ortaya çıkan bir iktidarla Sayın Sezer’in hangi temel politikada görüş ortaklığı söz konusu olabilir ki AB konusunda olsun! "Dilde tasfiyecilik" suçlamasına dönersek... Sezer’i dilimiz açısından "tasfiyeci" bulduğunu açıklayan Sayın Taha Akyol da Hürriyet’in bağlı bulunduğu medya grubundan... Ve, ortada yine bir çelişki, bas bas bağırıyor. İnsanın ulusal bir kanalda, milyonlarca kişinin karşısına çıkıp TV izlencesi sunabilmesi, hele hele kitleleri "doğru ve güzel Türkçe" konusunda aydınlatmaya soyunabilmesi için önce kendisinin bu alanda iyi bir "model" olması, örneğin İstanbul Türkçesi konuşması gerekmez mi? Ya da, durumu Sayın Akyol’un izlencesinin adıyla değerlendirecek olursak; Sezer’in "tasfiyeciliği" Türkçenin "Eğrisi"; Akyol’un dili ise "Doğrusu" mu? Şimdi, Sayın Akyol’un "yapıcı eleştiri" olarak benimsemesi umuduyla birkaç noktaya parmak basmak istiyoruz: Taha Bey, ekranda konuşurken, "açık e", "kapalı e" ayrımına dikkat etmiyor. Geniş ünlü "e"yi, bu harfin önünde sanki dar ünlü "i" varmış gibi söylüyor. Örneğin; "ben de..." diyecekken, "bien de..." diyor. Aynı izlencede Sertab Erener’den söz ederken, bu şarkıcımızın adını "siertap" diye söyledi. "İnternet"e de "internêt" dedi. Ya dilbilgisi?.. Söz konusu izlencede Akyol’un veda tümcesi şöyleydi: "Önümüzdeki hafta başka bir konuyu sohbet etmek üzere programı kapatıyoruz". Bizim bildiğimiz "sohbet etmek", geçişsiz bir eylemdir; "nesne" almaz. Bu yüzden de "... konuyu sohbet etmek" denmez. Yukarıdaki tümcede ancak "dolaylı tümleç" kullanıp "... konuda sohbet edebilirsiniz". Taha Beyin, Cumhurbaşkanı’nı "tasfiyeci" diye nitelendirmesine yeniden dönersek... Köktendincilerin hemen her alana kök saldıkları günümüz Türkiye’sinde çok şükür ki Çankaya Köşkü hâlâ Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçiliğini yapan bir cumhurbaşkanına emanet. Sezer’in sahip çıktığı Atatürk kalıtına (miras), "dil devrimi" de dahil... Yine, son yıllarda büyük kitlelere, "aydın" geçinen birçok "aymaz" aracılığıyla "unutturulan" şu gerçeği Sayın Sezer çok iyi biliyor: "Ulusal dil, ulusal bağımsızlığın olmazsa olmaz koşuludur". Cumhurbaşkanımız, bu bilince sahip bulunduğu için konuşmalarında ve yayımladığı iletilerde (mesaj) yabancı kökenli sözcükler yerine, Türkçe sözcükler kullanmayı yeğliyor. Bu, kötü değil, iyi anlamda bir "tasfiye"dir. Keşke medyamızda da böyle bir "tasfiye" olabilse ama nerede!.. (30/09/2004) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
