| Ahmet Özhan, TRT'ye "imtizaçlı" sunucu mu? |
|
|
|
TRT’yi, Türk Müziği’ni sevenlerin yıllardır özlemini çektiği "Alaturka Beste Yarışması" düzenlediği için kutlarız. İlk bölümü 17 Eylül 2004 gecesi yayımlanan yarışmanın, bizim gibi 50’li yaşlardaki birçok izleyiciyi ekran başına topladığını sanıyoruz. İlk bölümde yarışan altı besteden son sıradaki hicaz parça, bizce "yılın şarkısı" olmaya aday. Elbette, bu olası başarıda, TRT şarkıcısı Gökhan Sezen’in parçayı sanki tüm duyularıyla seslendirmesinin de büyük payı var. Yarışmanın iki sunucusundan biri olan Emel Sayın, söylediği iki nefis parçayla herkesi coşturdu. Böylesine varsıl (zengin) tınılı, Fransızların "voix sonore" dedikleri "öterli ses", müziğe apayrı bir güzellik katıyor. (Son zamanlarda dikkatimizi çeken bir başka "öterli ses" de Star TV’nin "En Son Babalar Duyar" adlı dizisinde, sonradan görme kadın karakteri büyük başarıyla oynayan sanatçı Gülseren Gürtunca.) Yalnız, TRT’nin "Alaturka Beste Yarışması"yla Türk Müziği’ni yeni kuşaklara sevdirmeye katkı sağlayacağından kuşkuluyuz. Çünkü, izlencenin - haftada birkaç kez ekrana çıkarıldığına bakılırsa yeni TRT yönetimince çok tutulan- öteki sunucusu Ahmet Özhan, Osmanlıca konuşuyor. Örneğin, Türkçe "adı üstünde" demek yerine, Arapça "ismiyle müsemma"; "uygunluk, birbirini tutma" sözcükleri dururken yine Arapça "imtizaç" demeyi yeğliyor. Böylece de bir bakıma, Türk Müziği’ni "saray müziği" diye bir dönem dışlamaya çalışan kültür ayrımcılarının eline koz veriyor. "Müsemma"yı, "imtizaç"ı yeni kuşaklar nereden bilsin! Sayın Özhan’ın seçip seslendirdiği iki şarkıdan birindeki Türkçe yanlışı bile "dil gönüllüsü" gençleri o gece ekran başından kaçırtmış olabilir; "Seni Ben Ellerin Olsun Diye mi Sevdim"? Ellerin olmasaydı, çolak olsaydın da seni severdim, gibi bir garip söylem... Doğrusu, herhalde şöyle olacak: "Seni Ben Ellerin ‘Olasın’ Diye mi Sevdim"? Yine de TRT’nin hem müziğimizi hem de dilimizi korumada -hâlâ- en duyarlı kurumlardan biri olduğunu yadsıyamayız. O nedenle, not ettiğimiz aşağıdaki dil yanlışlarını, TRT ilgililerinin dikkatine sunuyoruz: l TRT-2’de 9 Eylül 2004 günü bir haber: "Maddi imkanları sınırlı ve başarılı öğrencilere burs verilmesi için Kızılay ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında protokol imzalandı". Tümcedeki "ve" bağlacı, anlamı bozuyor; öğrenciler için "maddi imkanları sınırlı"nın yanı sıra, "maddi imkanları başarılı" gibi garip bir tanımlama ortaya çıkıyor. Doğru anlatım için tümcede "ve" bağlacının yerine, "olan" sıfat - eylemi (ortaç) kullanılabilirdi: "Maddi imkanları sınırlı olan başarılı öğrencilere"... l TRT-1’de pazar geceleri yayımlanan futbol izlencesi "Stadyum"da yorumcu Bülent Yavuz’un unvanı ekrana "MHK Eski Başkanı" olarak yazılıyor. Oysa, dilimizde kuraldır; "belirtisiz ad tamlaması"nda, tamlayanla tamlananın arasına hiçbir sözcük girmez. Örneğin; "duvar kâğıdı", bir belirtisiz ad tamlamasıdır; "duvar eski kâğıdı" diyemezsiniz. "MHK Başkanı" da dilbilgisi bakımından "duvar kâğıdı"yla aynı yapıdadır; dolayısıyla "MHK Eski Başkanı" demek yanlış olur. (30 Ağustos 2004 gecesi de TV-8’de bu yanlışa düşüldü; Sami Selçuk’un unvanı, "eski Yargıtay Başkanı" yerine, "Yargıtay Eski Başkanı" diye yazıldı.) l 5 Eylül 2004 tarihli "Stadyum"da da ekranın altından şöyle bir duyuru yazısı geçti: "Fenerbahçe’li Fatih Akyel’in transferinde sürpriz gelişme"... Burada, özel ada eklenen "-li" yapım ekinin (ilgi sıfatı), kesme imiyle ayrılmaması gerekiyor; "Fenerbahçeli" olacak. (Fatih Altaylı da 4 Eylül 2004 tarihli Hürriyet Gazetesi’ndeki köşe yazısında aynı futbolcudan söz ederken şöyle diyordu: "Galatasaray’a sinkaflı küfürler savurdu". Sayın Altaylı herhalde "sunturlu küfürler" demek istiyordu.) Yeri gelmişken, kesme iminin yanlış kullanımına bir örnek de Cumhuriyet Gazetesi’nden: 5 Eylül 2004 tarihli gazetede, karikatürcü Semih Poroy’un çizgi bandındaki kadın karakter, Dikili Festivali’ne giden erkeğe şöyle çıkışıyordu: "Sen bu Dikili’lere yalnız başına fazla gitmeye başladın". Oysa, özel adlara aşırılık (abartma) anlamı veren ekler, kesme imiyle addan ayrılmaz; yukarıdaki sözcük "Dikililere" diye yazılmalıydı. (Bk. Haydar Ediskun "Türk Dilbilgisi", Remzi Kitabevi, 7. basım, 1999 İstanbul, sayfa 108) TEŞEKKÜRLER, SAYIN HAKKI DEVRİM Hakkı Devrim, Radikal Gazetesi’ndeki 16 Eylül 2004 tarihli köşesinde şunları yazdı: "Burada Türkçe üzerine ahkâm kesilir. Zaman zaman okurlardan gelen sualler cevaplandırılmaya çalışılır, ama pek sual sorulmaz. Bugün soracağım. Bizim Gazete’yi hepiniz bilmezsiniz; ama biz biliriz. Ben her gün (haftada altı gün çıkar) okurum. Bu adı gibi bizim gazete’mizdir, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından yayımlanır. 5 ağustos perşembe günü Bizim Gazete’nin 7’nci sayfasında ‘Cetvel’ adlı köşeyazısını okudum. Konu dil ve Türkçe hatalarıydı. Yazarı Kerim Evren. Ertesi hafta 12 Ağustos Perşembe günü "Cetvel" gene oradaydı. Sonra ne oldu ki, bu güzel yazıların ardı gelmedi? Cevap veren olur mu?" Olmaz mı! Yanıtlıyoruz: 19 Ağustos 2004 tarihli "CETVEL"de "kısa bir yaz dinlencesi için" okurlarımızdan izin istemiştik. Bu notumuz, Sayın Devrim’in gözünden kaçmış olmalı. CETVEL’in, Türk kültürüne, özellikle dilimize büyük emeği geçen Hakkı Devrim tarafından da okunup güzel bulunduğunu, yokluğunda arandığını bilmek, bizim için elbette kıvanç verici. Sayın Devrim’e, Bizim Gazete ve şahsımız adına teşekkür ederiz. (23/09/2004) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
