| Dilimizi, eşek arıları "müzik eşliğinde" sokuyor |
|
|
|
TV haberlerinde ‘reyting uğruna’ bir bardak suda fırtına koparma yarışı tüm hızıyla sürüyor. Birçok TV kanalı, cenaze törenlerinde, öğrenci gösterilerinde, trafik kazalarında hatta sıradan sokak kavgalarında yükselen çığlıklara, akan gözyaşlarına, ortaya çıkan kan revan görüntülerine mal bulmuş Mağribi gibi sarılıyor. Ekrandaki (Reha Muhtar kalıtı) duygu ve şiddet sömürüsü çoktan diz boyunu aştı. Bu konuda en ölçülü kanal olarak ise atv’yi görüyoruz. Ali Kırca’nın ağırbaşlı, güvenilir imajıyla bütünleşen bir çizgi izleniyor atv haber bültenlerinde. Ancaaak... Bu kanalda Türkçeye, özellikle de haber diline yeterli özenin gösterildiğini söyleyemeyeceğiz. İşte, atv’nin geniş kitlelerin ekran başına geçtiği zaman diliminde (prime time) yayınlandığı için üzerinde en çok durulması gereken ana haber bültenlerinden seçtiğimiz kimi örnekler: * 1 Nisan günkü bültende, polisin Türkiye ve İtalya’da örgütlenmiş bir uyuşturucu şebekesini açığa çıkarma çalışmaları bildiriliyor: "- 29 kişilik listenin 19’una ulaşıldı". Doğrusu elbette "listedeki 29 kişiden 19’una ulaşıldı" olacak. * 7 Nisan’daki bültende ise anlatılmak istenenin tam tersi belirtiliyor: "- Kadınlar, erkek şiddetine karşın geldikleri sığınma evinde"... ‘Karşın’, bilindiği gibi ‘rağmen’ demektir. Yukarıdaki haber tümcesine göre, ‘sığınma evinde erkekler şiddet uyguluyorlar, kadınlarsa buna rağmen söz konusu eve sığınıyorlar’!.. Oysa ‘erkek şiddetinden kaçan kadınların sığınma evine geldikleri’ ifade edilmek isteniyor. * 8 Nisan’da da kulağımızı tırmalayan bir sözcük yanlışı: "- Başbakan Erdoğan’ı motorsikletli polisler koruyacak". ‘Motosiklet’ sözcüğü, haberin vtr’sini seslendiren kadın tarafından bir değil, belki on kez ‘r’ harfi eklenerek ‘motorsiklet’ diye yanlış söyleniyor. * 11 Nisan’da ise İstanbul’un göbeğinde gece yarısı inşaat çalışması yapıldığı anlatılırken haberci, ‘zaman’ı bildiriyor: "- Saatler 24.30’u gösteriyordu"... Bu durumda, yarım saat sonra 25.00’i mi gösterecekti? Doğrusu elbette şöyle olacak: "- Saatler 00.30’u gösteriyordu"... Fenerbahçe ‘ağır’ bir yenilgi almış! Bu arada birçok kanalın spor izlencelerinde de pirenin deve yapıldığı ‘abartma’ hastalığına rastlanıyor. Show TV’deki ‘Maraton’u sunan Şansal Büyüka, Çaykur Rizespor - Fenerbahçe futbol maçının sonucunu yorumluyor: "- Fenerbahçe, Rize’de ağır bir yenilgi aldı". Bu maçın skorunu anımsatalım: Çaykur Rizespor: 1 Fenerbahçe: 0 Fenerbahçe, tek golle yenildi yani. Üstelik karşılaşmayı yöneten hakem, Sarı-Lacivertliler’in ‘buz gibi’ bir golünü geçerli saymadı. Peki, Fenerbahçe Rize’de ‘hafif’ bir yenilgi almış olsaydı maçın skoru ne olacaktı? ‘Yarım - sıfır’ mı? Yenilgiden söz edince, ‘yazılı medya’dan da bu konuda ilginç bir not aktaralım. 4 Nisan 2004 tarihli Hürriyet’in birinci sayfasında, BJK’nın Mısırlı futbolcusu Ahmet Hassan için şöyle bir başlık kullanıldı: "Yenilgiyi sevmiyor". Kim sever!.. Yoğurt mu dediniz?.. ‘Dil’, bir ulusun kültürel kimliğinin en önemli parçalarından. Ama ne yazık ki pek çok ‘ulusal’ değer gibi bunun bilincine varmaktan da her gün biraz daha uzaklaşıyor gibiyiz. Star TV’de 12 Nisan 2004 Pazartesi günü yayınlanan ‘Dünya Hali’, yaygın Türkçe yanlışlarına ayrılmıştı. İzlencenin konuğu olan tanınmış yazar Feyza Hepçilingirler, bir ‘dil yarası’na parmak bastı: "- Türkçe ‘yoğurt’ sözcüğü her dilde var. Ama hiçbir millet bu sözcüğü bizim gibi ‘ğ’ ile yazmıyor, her millet kendi diline uyarlamış". Gerçekten de Türkçede bu bakımdan tam bir karmaşa yaşanıyor. Bizim en çok ‘takıldığımız’ ise yabancı kent adlarının yazılış ve okunuşları... Örneğin, ABD başkentini özgün biçimiyle ‘Washington’ diye yazıp Amerikalılar gibi okurken, İngiltere’nin ‘London’ına ‘Londra’ diyoruz. Bu arada ‘Paris’i Fransızlar gibi yazıyoruz ama onların sözcüğün sonundaki ‘s’ harfini okumayıp başkentlerine ‘Pari’ demelerine aldırmayarak biz ‘Paris’ diyoruz. Bu arada yine Fransızlar, Mustafa Kemal’i ‘Moustapha Kemal’ diye, ‘Paşa’yı da ‘Pasha’ olarak yazıyorlar ama biz söz gelimi General Dö Gol’ü özgün haliyle (De Gaulle) yazmakta çok ısrarlıyız. ‘Her iki cihanda gül kana kana’ ‘Dünya Hali’nde Ebru Gündeş’in bir şarkısında geçen ‘sus gelmek’ eylemine de dikkat çekildi. ‘Dut yemiş bülbüle dönmek’ anlamında kullanılan bu uydurma eylemin, gençler arasında çabucak yayılıverdiğini öğrenip üzüldük. Sıddık Akbayır "Dil ve Diksiyon" adlı kitabında (Akçağ Yayınları, sayfa: 55) geniş kitlelerce dinlenilen bu gibi şarkılardaki dil yanlışlarına değiniyor. Örneğin, Kayahan şöyle demiyor mu: "Hiç unutma, arada bir hatırla". Akbayır’a göre bu şarkıcımız karar vermeli, "(sevgilisi) hiç mi unutmasın, arada bir mi hatırlasın"? Öte yandan şarkıcı Aydın söylüyor: "Masallara kanma kuşum / Üzerse eller yorulursun". Akbayır, bu şarkıda geçen ‘üzülme’ ve ‘yorulma’ arasında neden - sonuç ilişkisi kurulamayacağını anımsatıyor. Bu da Türk Müziği’nin ünlü bir parçasından iki dize: "Ne kadar zulmetsen âh etmem sana / Her iki cihanda gül kana kana". Oysa ‘kana kana’; bilindiği gibi gülmek için değil, su içmek için kullanılan bir yineleme. Merak ediyoruz; dilini eşek arıları ‘müzik eşliğinde’ sokarken gülüp oynayan bizden başka bir ulus var mı? HEP O DİYALOG ! 2 Nisan 2004 günü NTV’deki ‘Ekodiyalog’ adlı izlencenin duyurusunda Deniz Gökçe, şunları söylüyordu: "- Ege (Cansen), Asaf (Savaş Akad)’ın yüksek getirisini sübvanse ediyor". Daha önce de bu köşede anımsattığımız gibi, ‘(parasal olarak) desteklemek’ anlamındaki eylemin doğrusu, ‘sübvanse etmek’ değil, ‘sübvansiyone etmek’tir (Fr. subventionner). SİYASİ POLİTİKA (!) Akşam Gazetesi’nin Ankara Temsilcisi Nuray Başaran, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’e basın toplantısında sordu: "- Hükümetin Kıbrıs konusunda izlediği siyasi politikalarda bir sıkıntı görüyor musunuz"? Özkök, soruyu önce eskilerin ‘tecahül-ü ârifâne’ dedikleri yüz ifadesiyle karşıladı ama sonra muzipçe gülümsemekten kendini alamadı. Çünkü Başaran, aynı anlama gelen ‘siyaset’ ve ‘politika’ sözcüklerinden bir tamlama üretme başarısını göstermişti! |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
