BİLGİNİN sınırı yok. Goethe, “Seksen yıl okudum ama hâlâ bir şey bilmiyorum.” demiş. Alman yazar, elbette bilge bir kişiydi. Eskilerin “tecahül-ü ârifane” dedikleri, “olgun insanın alçakgönüllülükten kendine bilisiz (cahil) görüntüsü vermesi”yle açıklanabilir belki Goethe’nin sözü. Öte yandan, gerçekten “kendi bilgisizliğini bilmek” de “ehven-i şer” yani “kötünün iyisi”dir. Bunun aksiyse insanı çok gülünç durumlara düşürebilir. |
|
Devamı...
|
|
TÜRK toplumunun bireyleri olarak önemli bir “insani” eksiğimiz var; gündelik ilişkilerimizde, “karşımızdakilere kendini iyi hissettirmeye çalışmıyoruz”. Hâttâ tam tersine, kötü hissettirmeyi neredeyse marifet sayıyoruz. Söz gelimi, güzellik salonundan geldiğini söyleyen bir kadına söylenebilecek en kötü söz şu olsa gerek: “-Görülen o ki salon kapalıymış”. |
|
Devamı...
|
|
KİMİ toplumbilimciler insanı, “gülen hayvan” olarak tanımlıyor. Üstelik gülmek, en güzel insanlık durumlarından biri. İnsana çok yakışıyor. Gülümsemek bile insana kendini mutlu hissettiriyor. Bunu biz söylemiyoruz; halen Türk Ulusal Takımı’nın moral güdülemesini (motivasyon) de yapmakta olan ünlü psikiyatr Acar Baltaş, eşi Zuhal Baltaş’la birlikte kaleme aldığı “beden dili” konulu kitaplarında yazıyor. |
|
Devamı...
|
|
BU köşeye sık sık -kendi isteği dışında- konuk ettiğimiz bir “ünlü” var: Prof. Dr. Ali Atıf Bir. Sayın Bir’i mercek altına almamızın birinci nedeni, daha önce de belirttiğimiz gibi kendisinin “medyamıza eleman yetiştiren” bir akademisyen olması. Ali Atıf Bir Hoca, Eskişehir Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı’ydı. İstanbul’daki Bahçeşehir Üniversitesi’nin İletişim Fakültesi Dekanlığı’na transfer edildi. |
|
Devamı...
|
|
|
ESKİDEN 10 Kasım’-larda ulusça ağlardık. Artık, O’nun ardından ‘ağlamayı’ değil, O’nu ‘anlamayı’ seçmiş bulunuyoruz. Tabii, sözde. Bize sorarsanız asıl ağlamamız gereken günler bu günler. Ulusça hüngür hüngür, hıçkıra hıçkıra, salya sümük ağlamalıyız. Bakarsınız, gözyaşlarımız ruhumuzu, dolayısıyla gözlerimizi yeterince yıkar da Atamızın kalıtına (miras) nasıl ihanet etmekte olduğumuzun ayırdına varıveririz. |
|
Devamı...
|
|
TÜRKİYE Süper Ligi’nde sular bir türlü durulmuyor. Çünkü, “televizyon ağaları” buna izin vermiyorlar. Geçen futbol sezonunda İnönü Stadı’nda cinayet işlendiğini, maç sırasında genç bir taraftarın öldürüldüğünü çabucak unutuverdik. Statta ya da TV’de maç izlemek, sadece bir eğlencedir. Bu eğlenceyi topluca yaşayanlar, kanı kaynayan, çoğunlukla 15-25 yaş arasındaki gençler. Küçücük bir kıvılcım, onların “deli kan”ını ateşlemeye yetiyor. “Sektör”den ne pahasına olursa olsun aslan payını almayı kafasına koyanlar ise bir maça, maçtan farklı anlamlar yükleyerek kıvılcımı yangına dönüştürmekten sakınmıyorlar. |
|
Devamı...
|
|
TRT-1’deki “Stadyum” adlı izlencede, futbol yorumcusu Bilgin Gökberk’in zaman zaman dile getirdiği bir savı var: “-Fenerbahçe futbol takımı, öyle bir yıldızlar topluluğu ki başında Teknik Direktör Daum olmasa kendi kendine daha iyi oynar”. Biz de ‘müzik yayınları açısından’ aynı şeyi TRT için düşünüyoruz. |
|
Devamı...
|
|
|
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
|
| Sonuçlar 1 - 7 toplam 70 |