Kategori arşivi: CeTVeL

‘Arda Kalan’ da Ne?

Reklam sloganlarındaki yanlış Türkçenin, yinelene yinelene toplumun belleğinde doğruymuş gibi yer ettiğine, bu köşede sıklıkla dikkat çekeriz.

Şarkılar ise uzun yıllar boyu söylendiği için güfte yazarlarının dilimize daha da çok özen göstermeleri gerekir.

Anadolu rock müziğinin öncülerinden Cahit Berkay, genç solist Derya Petek’le birlikte yaptığı albümüne “Arda Kalan” adını koymuştu. Albümün aynı adı taşıyan çıkış şarkısında da “… hasretin tutuşur, anılar uçuşur / acı bir elvedadır ardakalan” deniliyordu.

Oysa, Türkçede “arda kalmak” diye bir eylem yok. “Artmak, geriye kalmak” anlamındaki eylemin doğrusu, “t” harfiyle ve bitişik yazılan “artakalmak”. Doğru örnek:

Ahmet, gündelik masrafından artakalan parayı biriktirip bankaya yatırıyor.

‘Arda Kalan’ da Ne? yazısına devam et

İç Çamaşırlı İsmet Paşa

Biz Türkler, gündelik konuşmalarımızda meramımızı olabildiğince kısa sözlerle, kestirme anlatmayı yeğleriz.

Bu nedenle örneğin; genellikle plastikten yapılmış bir terlik türü olan “Tokyo sandaleti”, dilimizde “tokyo” olup çıkmıştır.

Kâğıt mendile halkımız, aslında bir marka olan “selpak” der.

Her likit petrol gazına da “aygaz”

“Atlet” (Fr. athlète), atletizmci, demek. Atletlerin kolsuz, askılı iç giysisi ise “atlet fanilası”dır. Ama, TDK’ya göre “atlet”in birinci anlamı, artık “…fanila”!

İç Çamaşırlı İsmet Paşa yazısına devam et

‘Aziz Nesin Ruhu’ İçin

Aziz Nesin’le ortanca oğlu Ali, Bilkent Üniversitesi yerleşkesinde, elleri kolları ağır kitap kolileriyle dolu, otobüs durağına yürüyorlar. Mevsim kış, her yer karla kaplı, Ankara’nın ayazı her ikisinin iliklerine dek işliyor. Ali:

– Baba, bir taksi çağıralım.

– Olmaz!

Ali, ses tonunu biraz yükseltiyor:

– Baba sen, kitapları dünya dillerine en çok çevrilen yazarsın. Bir taksiye binmeyi hak etmiyor musun?

Aziz Nesin’in yanıtı çok sarsıcı:

– Ben o taksi paralarıyla çocuklara defter, kalem alıyorum.

‘Aziz Nesin Ruhu’ İçin yazısına devam et

Şeker ile Nane

Dünya, mucizelerle dolu. Sanki soluk almamız bile mucize. Özellikle de 2017 Türkiye’sinde! İster insan ol, ister herhangi bir canlı…

Komşunun iki köpeği var; Şeker ile Nane. Sahipleri olan genç çiftten, daha çok ‘baba’ gezdiriyor ikiliyi. Bir hayvan barınağından aldıkları Nane, Şeker’in yanında minicik kalıyor. ‘Poposu yere yakın olandan kork!’ dedirten cinsten, yaygaracı mı yaygaracı! Beklenmedik anda, bilmediğiniz nedenle, el kadar bedenden nasıl çıktığını anlayamadığınız güçlü bir sesle çemkirip yüreğinizi ağzınıza getirebiliyor. Ama, ‘ailenin dört bireyi’ beraberce sokağa çıkmışlarsa üçü, alışveriş etmekte olan ‘anne’yi sakince bekliyorlar. Menfaat dünyası!

Şeker ile Nane yazısına devam et

Harf Devrimi 89 Yaşında

Dün (9 Ağustos), Harf Devrimi’nin 89. yıldönümüydü.

Meşrutiyet döneminde Müslüman Arnavut okullarında Latin harfleri öğretilmek istenmiş, şeyhülislama bunun dince sakıncalı olup olmadığı sorulmuştu. Yanıt elbette olumsuzdu (1):

“Mesaağ-i şer’i (2) yoktur!”

Daha önce 1860’larda Nâzım Hikmet’in büyük dedesi Mustafa Celalettin Paşa, Padişah Abdülaziz’e “Arap yazısı, Türkçeye uygun değil.” diyerek Latin harflerine geçilmesini önermişti (3).

Gerçekten de özellikle ünlü harflerinin azlığı nedeniyle Arap Abecesi, Türkçe sözcüklerin yazımı için yeterli olamıyordu. Aynı harflerle yazılıp farklı okunan pek çok sözcük vardı; don, dön, dün, ot, evet…

Harf Devrimi 89 Yaşında yazısına devam et