Baş ‘Dil’le Tartılır -12

“Sempati”, dilimize Fransızcadan geçen bir sözcük. TDK’ya göre, ‘sıcakkanlılık’ demek.

Din adına en vahşi cinayetleri işleyebilen; çocuk yaştaki kızları kaçırıp topluca tecavüz eden, hâttâ satan IŞİD terör örgütüyle “sempati” sözcüğü yan yana kullanılabilir mi?

Kullanılabiliyor.

ABD merkezli araştırma şirketi PEW’in 2015 Kasım’ında yaptığı anketin sonuçlarına göre, “Türkiye’de IŞİD’e ‘sempati’ duyanların oranı yüzde sekiz” idi.

Gezici Araştırma’nın Mayıs 2016′daki anket sonuçları ise daha irkiltici: T.C. vatandaşlarının yüzde 19,7’si IŞİD’i destekliyor, yüzde 23,2’si de bu örgüte ‘sempati’ duyuyor.

CEHENNEM ‘SICAĞI’

Söz konusu anket, ABD Başkanı Trump‘ın geçen hafta tarihsel bir sorumsuzlukla Kudüs’ü İsrail başkenti olarak tanımasından sonra yinelense IŞİD’e ‘sıcakkanlılıkla’ yaklaşanlarımızın daha da arttığını ortaya koyabilir.

[Bu sıcakkanlı (!) yaklaşım, meslektaşımız Özgür Mumcu’ya “Baban (terör şehidi gazeteci Uğur Mumcu) da sıcağı severdi!” iletisi gönderen; dört ay önce de IŞİD’in Barcelona saldırısından sonra “Ellerine sağlık! 13 leş nedir yahu? Yetmez ama evet!” diyerek diliyle bile kanımızı donduran ‘trol’leri akla getiriyor.]

TERÖR DIŞALIMI

Peki, bu gidiş nereye?

Suriye’de sular duruldu sayılır; azımsanmayacak miktarı T.C. vatandaşı olduğu söylenen Türk, Çeçen, Uygur Türk’ü IŞİD‘li, Türkiye’ye gelecek. İçişleri Bakanlığımızın elinde dinci teröristlerin listesi var mı? Fişleme ‘açığı’ söz konusuysa bunu, yeni gazeteci davalarına esas olacak polis tutanaklarında, şimdi de “IŞİD’e üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” garabetiyle kapatmayı düşünmediklerine eminiz.

Öte yandan, ulusal eğitimimizin artık ‘din eksenli’ olduğu yolundaki eleştirileri, MEB yalanlıyor: “En demokratik, en bilimsel, en çağdaş müfredat”. Bu durumda, ders kitaplarına konan “cihat” (TDK’ya göre, ‘din uğruna savaş’) ile, çocuklarımızın beynine ‘gerçek mutluluk’ diye (aslında elbette kutsal bir kavram olan) ‘şehitliğin’, saplantı biçiminde sokulmak istendiği de doğru değildir! Yetkililerimize inanmayacağız da kime inanacağız! Faşizmin “viva la muerte” (yaşasın ölüm) sloganının bir tür ‘köktendincilik sürümü’ niteliğindeki bu anlayışın ülkemizde yeri olmadığını; 21. yüzyıl ileri Batı’sının (Atamızın deyişiyle ‘en gerçek yol gösterici’) bilim, sanat, uygarlık ligine geri dönmekten başka kurtuluş yolu bulunmadığını, yine de sayın yöneticilerimizin kendilerinden duymaya çok ihtiyacımız var!

 2 DİL YANLIŞI

 Tele-1′in, 9 Kasım günkü “Bilim Turu” izlencesinde ekrana atılan başlık (KJ):

“Çocuklarda ‘narsizm’ tehlikesi – Kendisini fazla özel hisseden çocuk ‘narsizme’ daha yatkın oluyor”

Özseverlik, anlamındaki sözcüğün doğrusu, bir ‘-si’ fazlasıyla “narsisizm”dir (Fr. narcissisme).

Sunucu Ersin Düzen, TRT Spor’da 18 Kasım günü bir motosiklet yarışı haberini verirken söze şöyle girdi:

“Türkiye’de ilk kez kapalı spor salonunda…”

Sayın Düzen‘e sormak gerekir:

-Siz hiç ‘açık’ spor salonu gördünüz mü?

 GRAM GRAM ‘EPİGRAM’

Tutsak bir ucundan / ‘Tutsak medya’ eliyle / Uçurmak şıpın işi / Tutmayın ekonomiyi!