‘Aylenizin’ (!) Nakliyecisi

Türk toplumu olarak kitapla ilişkimizi (!) anlatmak için bu köşede, bir Yeşilçam filminden ‘trajikomik’ örnek vermiştik. O örneğin daha da çarpıcısıyla geçenlerde karşılaştık.

TV2′de, Nejat Saydam’ın “Hizmetçi Dediğin Böyle Olur” (1964) filmi oynatıldı.

Filmin bir sahnesinde hizmetçi (Fatma Girik), dairesinde bir yığın kitap gördüğü kapıcıya (Ali Şen) soruyordu:

– Hayrola, bu ne çok kitap! Profesör olmaya mı karar verdin?

– Yok be! Beş numara bıraktı. Kaloriferi yakarken kullanıyorum!

Büyük kitlelerin olağan gördüğü bir kara mizah sahnesi…

Gül gülebilirsen!

“Hizmetçi Dediğin Böyle Olur” filmi günümüzde çekilse repliğe şu da eklenebilir:

– Eğer okuyup profesör olur da siyasete girersen tamam! Yoksa profesörlüğünün kıymeti harbiyesi olmadığı gibi başın beladan da kurtulmaz!

 

İYİ BİR OKUR MUYUZ

 

İğneyi kendimize batırıp özeleştiri yaparsak biz medya çalışanları, iyi okur muyuz?

Yazık ki hayır! Hâttâ, yaptığımız işin gereği olarak sürekli başvurmamız gereken, elimizin altındaki bilgi kaynaklarını bile değerlendirme külfetine (!) katlanmıyoruz.

Haber sunucularımızın çoğu “redaktör spiker”dir. Önüne getirilen haber metnindeki yanlışları düzelterek gerekirse de yeniden kaleme alarak izleyiciye aktarmakla yükümlüdür.

Oysa örneğin, çalışma yaşamının en çok adı geçen kişilerinden DİSK Genel Başkanı Kâni Beko’nun adını (herhâlde a’sı şapkasız olarak önüne geldiği için) on spikerden en az sekizi sürekli yanlış söylüyor. (Kâni’nin doğru okunuşu: İlk hecesi hem ‘ince k’ ile hem de uzun, ikinci hecesi kısa.)

Ellerinde akıllı telefonlar ve o telefonlarda internet var. Bir kez olsun merak edip bir web sitesindeki Türkçe sözlüğe baksalar şunu görecekler:

“Kâni.  Köken: Ar. Söyleyiş: kâ:ni, Cinsiyet: Erkek. Dokunaklı, iğneli söz söyleyen.”

 

 

Kaldı ki Türkçemizde ‘kişi, eski alışkanlıklarını kolay kolay değiştiremez’ anlamında bir atasözü de var:

“Kırk yıllık Kâni, olur mu Yani!”

(Gerçi bu atasözünü de söyleyenlerin çoğu, her iki hecesi kısa okunan Yunan erkek adı ‘Yani’  yerine, ‘demek ki’ anlamına gelen ve ilk hecesi uzun, ikinci hecesi kısa olan “yani” bağlacını kullanıyor.)

Peki, biz medya çalışanları, okur / izleyici / dinleyicimize Türkçeyi ‘yanlış aktara aktara’ ne oluyor dersiniz? Son günlerde İstanbul İstinye’de, bir ‘evden eve nakliyat’ firmasının kamyonu dikkatimizi çekmeye başladı. Kamyonun üzerinde dev harflerle ne yazsa beğenirsiniz:

“Aylenizin Nakliyecisi”!

 

GRAM GRAM ‘EPİGRAM’

 

Emperyalizmin kuklası / Ruhunu satmış canavar / Döktüğün masum kanları

/ Sahibini de seni de boğar!