| atv Haber çıtayı yükseltti |
|
|
|
atv Haber’de, Genel Yayın Yönetmenliği’ne Yılmaz Özdil getirildikten sonra olağanüstü bir canlılık göze çarpıyor. Özdil, gazeteci deyimiyle "haberi iyi kokluyor". Olaylara insani açıdan bakmayı ilke edindiği için de "izleyiciyi yüreğinden yakalıyor". Üstelik, halk dalkavukluğu yapmadığı gibi yeri geldiğinde geniş kitlelere boy aynası tutup onlara "bağnazlıklarını cesurca gösteriyor". Örnek-1: "Ayın biri kilisesi" adı takılan tapınağa Müslüman kadınların da dilekte bulunmak üzere yoğun ilgi gösterdikleri haberine, atv ekranında atılan güzel bir başlık: "Allah, akıl fikir versin"! Örnek-2: Samsun’da belediye zabıtasının çağdışı ahlak bekçisi kesilip flört eden gençlere müdahele etmesine atv’den açık tavır... Belediye Başkanı’na yöneltilen -ve ne yazık ki yanıtsız kalan- halka açık görüşme çağrısı... Bu arada kimi halk kesimlerinin, kendilerine tutulan aynadaki görüntülerinden hoşnutsuzluğunu ilginç bir biçimde dile getirdiklerini görüyoruz. Bu kesimler, örneğin, Samsun il merkezinde medyaya karşı gösteri yürüyüşü düzenleyip şu dövizi taşıyabiliyorlar: "Tahran’a benzetilmeyi şiddetle kınıyoruz". Ortadaki traji-komik çelişkiye bakar mısınız? Efendiler, Samsun’u Tahran benzeri bir kent olmaya doğru sürükleyen medya değil, sizin seçtiğiniz yerel yöneticiler. Medyanın bu olayda yapmaya çalıştığı, Tahran’daki yobaz düzeni anımsatarak size tarihsel bir uyarıda bulunmaktan ibaret. Ama, anlayana sivrisinek saz... Yok eğer, ilinizde belediye zabıtasının ahlak bekçiliği yapmasını onaylıyor, medyanın size karışmamasını istiyorsanız, bugün flört eden gençlerin ellerini birbirinden ayıran görevlilerin, yarın sizin ve eşinizin özgürlüğünüze de el uzatabileceklerini unutmayın. Afganistan’da Taliban’ın kıyafetinde iğne deliği kadar açık gördüğü kadınları sokakta çevirip nasıl acımasızca dövdüğünü de... Ayrıca, Samsun’da zabıtanın çağdışı namus bekçiliğine karşı çıkan bir tek kişi bile olsa, medya bu kişiyi savunacaktır, savunmalıdır. Çünkü, demokrasilerde "çoğunluk diktası"na da yer yoktur. atv’yi, medya çoğunluğunun son yıllarda "unuttuğu" bu görevi başarıyla yerine getirdiği için kutluyoruz. Ancak, bu kutlamamız, atv Haber’de gördüğümüz dil yanlışlarını görmezlikten geleceğiz gibi bir anlam taşımıyor. Ali Kırca, 7 Eylül 2004 günkü ana haber bülteninde, şöyle diyordu: "atv’nin dizileri birer birer ekrandaki yerlerini almaya devam ediyorlar". Soyut kavramlar, cansız varlıklar, zaman adları, bitki ve hayvan adları çoğul özne olarak da kullanılsa, tekil yüklem alır. Kırca’nın tümcesindeki "dizi" sözcüğü soyut ad olduğu için yüklemin tekil (ediyor) olması gerekir. (Milli Piyango’nun 22 Eylül 2004 günkü Şans Topu çekilişi TRT-1’den naklen yayınlanırken de kadın sunucu, Kırca’yla benzer yanlışa düştü: "Kırmızı toplarımız dönüyorlar". Bir cansız varlık olan "top"un çoğul özne olduğu tümcede yüklem tekil olmalı: "Kırmızı toplarımız dönüyor".) Sayın Ali Kırca, 20 Eylül 2004 tarihli ana haber bülteninde de kırk bir yıl önce Kıbrıs’ta eşi ve çocukları Rum milisler tarafından vahşice öldürülen Türk doktorla yaptıkları özel röportajı duyururken, "cinnet geçirmek"ten söz etti. Oysa, bilindiği gibi bu eylemin doğrusu, "cinnet getirmek"tir. atv Haber’de en ilginç yanlışa ise bültenin sonunda yayınlanan "Bizimcity"de düşüldü. 4 Ekim 2004 günkü çizgi dizide, güncel "Deli Dana" olayına parmak basılırken, yüzen bir kişinin karikatürü ekrana geldi. Adam yüzerken plan genişledi ve son karede, biz adamın kulaç attığı yerin, bir dananın kuyruğu olduğunu gördük. Burada, anladığımız kadarıyla karikatürcünün esprili iletisi (mesaj) şuydu: Biz, AB’den müzakere tarihi almak için "yüzüp yüzüp kuyruğa gelirken", meğer Avrupa’nın "Deli Dana"sının içinde yüzüyormuşuz! Aslında, sürekli okurlarımız anımsarlar; daha önce de bu sütunlarda yazdığımız gibi "yüzüp yüzüp kuyruğuna gelmek" deyiminin suda yüzmekle, kulaç atmakla uzaktan yakından ilgisi yok. Ya neyle ilgisi var? Söyleyelim: Bu deyimdeki "yüzmek" eylemi; koyunun ya da bir başka hayvanın derisinin yüzülmesi, başından aşağıya doğru gövdesinden sıyrılıp kuyruğuna gelinmesi demek. Söz konusu deyim, çok çaba harcanan bir işte olumlu sonuca yaklaşıldığını anlatmak için kullanılır. Yılmaz Özdil yönetimindeki atv Haber’in, bu gibi dil yanlışlarından arındırıldığı ölçüde daha da başarılı olacağına eminiz. SEN DOĞRU TÜRKÇEYİ "DÜŞTE GÖR"! Mahsun Kırmızıgül’ün bir şarkısı son günlerde çok tutuluyor olmalı ki, müzik kanallarında sık sık yayınlanıyor. Parçanın adı, klibinde şöyle geçiyor: "Düşte Gör" Genç şarkıcı, parçada bol bol "düşmek"ten söz ettiğine göre, herhalde parçanın doğru adı şu: "Düş de Gör" Yoksa, Sevgili Mahsun’un plakçısı "Sen doğru Türkçeyi İMÇ’de arıyorsan ancak düşünde görürsün" mü demek istiyor! (07/10/2004) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
