ANA SAYFA
TÜM YAZILAR
ARAMA
LİNKLER
İRTİBAT


Güncel Örneklerle Medyada Dil Yanlışları

Kerim Evren'in "Güncel Örneklerle Medyada Dil Yanlışları" adlı kıtabı piyasada!

AYRINTILAR VE SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYIN!




Hızlı Arama


Anket
"Her biri" ayrı yazılır!
  


Paşa,Halaya mı Alaya mı Katıldı? Yazdır E-mail
BİR kısım medyamızın, yabancı kökenli sözcükleri kullanmakta gösterdiği zaaf artık pes dedirtiyor.
15 Mayıs 2007 tarihli Hürriyet Gazetesi’nin sürmanşetinde yer alan yüzlerce puntoluk başlık şuydu:
“Paşa, Fener halayında”
FB taraftarı olduğu bilinen Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt’ın, takımının lig şampiyonu olması nedeniyle düzenlenen şenliğe katıldığına ilişkin bir haberin başlığıydı bu.

Daha doğrusu, Yalçın Doğan’ın “Fenerbahçe Cumhuriyeti” adlı yazı dizisinin 1. sayfadan yapılan duyurusuydu.
Ancak, Hürriyet’in başlığında geçen “halay”, bir halk oyunudur.
Burada kullanılması gereken sözcük, Farsça kökenli “alay”dır; bir törende, bir gösteride bir araya gelmiş insan topluluğu, düzenli kalabalık, anlamında.
Yine, Hürriyet’in 7 Mayıs 2007 sayısının arka sayfasındaki şu başlık dikkat çekiciydi:
“Seksapel unvanı kariyerime zarar verdi”
Bu başlıkta da 2005 yılında Esquire Dergisi’nce ‘yaşayan en seksi kadın’ seçildiği belirtilen Jessica Biel adlı oyuncunun güya sözleri aktarılıyordu. Ama, editörün, “seksapel” sözcüğünün anlamını bilmediği anlaşılıyor.
Meydan Larousse Büyük Lügat ve Ansiklopedi’ye göre seksapel: (İng. – Amerikanca sex – apeal, cinsel cazibe’den). [Özellikle bir kadından söz ederken] Arzu uyandıran fiziksel güzellik”.
Yani, “seksapel”, bir önad (sıfat) değil, addır. O nedenle “Seksapel unvanı...” denmez; ancak “Seksapelimin güçlü olması kariyerime zarar verdi” denebilir.

“KAMP ELYES MEYDANI” NEREDE?
Yabancı adın yanlış kullanımına ilişkin trajikomik bir örneği ise art TV’de işittik. 7 Mayıs 2007 gecesi saat 01.00 haberlerini veren kadın spiker, Fransa’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerini duyururken ne dese beğenirsiniz:
“Kamps Elyes Meydanı”...
Paris’teki Champs Elysée (şanzelize, diye okunur) o denli ünlü ki, bu meydanı artık sağır sultan bile biliyor. Elysée Sarayı da 1873 yılından beri Fransız cumhurbaşkanlarının resmî konutu olan eski malikâne. Osmanlı Padişahı Abdülaziz de burada ağırlanmış.
Öte yandan, Fransa Cumhurbaşkanı seçilen Sarkozy’nin seçimde rakibi olan kadın aday Royal’i (ruvayal, diye okunur) doğru söyleyebilen bir spikere rastlamadık.
Sarkozy, seçim utkusunu kutlamak üzere lüks bir yatla dinlenceye çıkmış. Yatın günlüğü kim bilir kaç frankmış! NTV’nin 9 Mayıs 2007 günü saat 10.00 haberlerinde, vtr’den şu sesi işitiyoruz:
“Bu meblanın kim tarafından karşılanacağı merakla bekleniyor”.
Oysa, Arapça dilimize geçen “paraca tutar” anlamındaki sözcük “mebla” değil; sonunda ‘yumuşak g’ olan “meblağ”dır.
Show TV de, “Kim 500 Bin YTL İster?” adlı yarışmayı, bu kez Haluk Bilginer’in sunumuyla ekrana getiriyor. Yarışmanın bitiminde ekrana getirilen jenerikte “özgün” anlamındaki “orijinal” sözcüğü, ‘i’siz, şöyle yazılıyor:
“Orjinal”!
Bir kültür yarışması düzenleyenlerin, böylesi hataları hoş görülebilir mi!
Dahası, devletin TRT’si, Kenan Doğulu’ya, Helsinki’de geçen hafta yapılan Eurovision Şarkı Yarışması’nda ülkemizi şu şarkıyla temsil ettirtmedi mi:
“Shake it up shekerim”
Başta, Türk Dil Kurumu (TDK) yetkilileri olmak üzere Türkçeye duyarlı kesimler bu Türkçe rezaletine büyük tepki gösterirken onlar orta ‘sheker’li (!) kahvelerini yudumluyor olmalılar.
Aynı gece TRT’nin haber bülteninde yarışmanın sonucunu açıklayan erkek spiker, Semiha Yankı’yla ilk kez millî olduğumuz günden bu yana otuz dört yıl geçmesine karşın hâlâ “örovizyon” yerine “erevizyon” demez mi?
Der elbet!
Takıldığımız bir nokta da şu:
Eurovision Şarkı Yarışması’na katılan ülkelerden Belarus’un Türkçeleştirilen adı.
1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra kurulan Belarus Cumhuriyeti’ne “Beyaz Rusya”, bu ülkenin halkına da “Beyaz Ruslar” dememiz acaba ne kadar doğru?
Bildiğimiz kadarıyla biz Türkler, 1917 Bolşevik Devrimi’nden sonra Rusya’dan kaçıp 100’ü aşkın gemiyle Türkiye’ye gelen 150 – 200 bin dolayındaki Rus’a -Kızıl Ordu karşıtı oldukları için- Beyaz Ruslar, deriz.
Toprağı bol olsun, Jak Deleon’un sevgili Tuna Egemen dostumuz tarafından ‘sesli kitap’ olarak da çıkarılan “Beyoğlu’nda Beyaz Ruslar” (Remzi Kitabevi) adlı güzel bir yapıtı vardır. Deleon, yapıtında, Kızıl Ordu kaçağı koskoca generallerin, ekmek parası uğruna Cadde-i Kebir’de omuzlarına asılı tablalarda kibrit sattıklarını anlatır. Aynı ‘Beyaz Ruslar’ın, İstanbul’a farklı bir içki ve yemek kültürü getirdiklerine değinir. Nitekim, Beyoğlu’nda Beyaz Ruslar’ca -Belarus’lularca değil- kurulan Rejans adlı lokanta 75 yıldır faaliyettedir. Müdavimleri arasında bulunan Atatürk, Rejans’ta hep ‘2’ numaralı masada otururmuş. Herhalde bol bol ‘borç çorbası’ içmiş, ‘piliç Kievski’ ile birlikte -sonradan komünizm öcüsü yüzünden adı ‘Amerikan salatası’na çevrilen- Rus salatasının tadına varmıştır. Bir de, Deleon’un yapıtından aklımızda kalan, bir örgü türü olan “haraşo”nun argoda “güzel Rus kadını” anlamına geldiği. Yoksa, gerçek “beyaz Ruslar”, dedelerimizin başına çorap ören o süt tenli Slav dilberleri miydi!

(17.05.2007)
< Önceki   Sonraki >