| Monaco Prensi Rainier öldü, spikerler kurtuldu! |
|
|
|
Kimsenin ölümüne sevinilmez ama Rainier’nin geçen hafta bu dünyadan göç etmesi, Türk TV sunucuları arasında gizli bir sevinç dalgası yarattı! Monaco Prensi’nin sağlığının kötü olduğunu hâttâ Prens’in ölmüş olabileceğini ilk kez 30 Mart 2005 günü TV8’den işittik. Bu kanalda yayımlanan "Modern Zamanlar" adlı izlencede, Monaco Prensi Rainier’nin adı, bir ‘i’ harfi eksiğiyle ekrana şöyle yazıldı: "Ranier" 1 Nisan günü ise Prens’in, Kanal D ana haber bülteninde yer alan sağlık durumu haberi "1 Nisan şakası" gibiydi. Spiker Sonay Yıldırım, Monaco Prensi’nin adını şöyle telaffuz ediyordu: "Reynır" Bu arada ekrana yazılan ad şöyleydi: "Prens Rayner" Herhalde, Sonay Yıldırım’ın önüne konulan haber metninde de ekranda gördüğümüz gibi "Rayner" yazıyordu ki güzel spiker İngilizce sandığı bu sözcüğü "Reynır" diye okumuştu. Ancak, vtr’deki erkek sesini duyunca derin bir oh çektik: "Prens Reniye"... Çok şükür, Rainier (Reniye okunur) adının, bir haber bülteninde bir kerecik bile olsa doğru telaffuzunu işitebilmiştik. Ama, bu sevincimiz yalnızca beş gün sürdü. 6 Nisan günü atv ana haber bülteninde Monaco Prensi’nin ölüm haberini veren Ali Kırca önce şöyle dedi: "Prens Reniyer" Kırca, haberin ilerleyen bölümlerinde ise fikrini değiştirdi: "Prens Reynır" Neyse ki, vtr’deki erkek sesi imdada yetişti: "Prens Reniye" Bunu duyunca bir an, Kanal D ile atv’nin haber vtr’lerini aynı kişi mi seslendiriyor diye düşünmekten kendimizi alamadık. Sanki, bir Dil Gönüllüsü (örneğin, Sevgili Hüseyin Movit) dayanamayıp kanal kanal dolaşarak "Aman kardeşim, durun! Hepinizin Monaco Prensi haberlerini ben seslendiririm." diye duruma el koymuştu. Aynı gece saat TRT-2’deki saat 23.00 haberlerinde de doğru telaffuzu duyunca iyice rahatladık: "Reniye" Ama, o da ne?.. atv’ye döndüğümüzde yine hop oturup hop kalktık. Bu kez "Beyin Fırtınası" adlı izlencede Mehmet Barlas, ünlü ada herkesten farklı bir ‘yorum’ getiriyordu: "Prens Röniye" Toprağın bol, genç yaşta yitirdiğin güzeller güzeli eski Hollywood yıldızı eşin Grace Kelly ile son vuslatın tatlı olsun, Prens Rainier. Bizi soracak olursan, "yâr boyuna kimi selvi demiş, kimi elif / herkesin maksadı bir ama rivayet muhtelif" örneği, yuvarlanıp gidiyoruz işte. Şimdi, ölümünle "sevince gark ettiğin Türk TV konuşurları" için sıra, hanedanı devralan oğlun Prens Albert’in adını bir türlü "doğrultamamaya" geldi!.. “SAĞIR DUYMAZ UYDURUR” HABERLERİ atv’nin, yukarıda sözünü ettiğimiz 6 Nisan 2005 tarihli ana haber bülteninde, "askerlik hizmetinin kısaltılacağı" yolundaki söylentiler ekrana taşındı. Daha doğrusu, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ün -sonradan geri adım atıp suçu medyaya yüklemeye çalışacağı- "Evet, askerliğin kısaltılması konusu Genelkurmay tarafından görüşülüyor." yolundaki sözleri yayımlandı. Bakan Gönül, habercilerin soru yağmuruyla karşılaşınca şöyle dedi: "Beni sigaya çekiyorsunuz". Sigaya (ya da sıygaya) çekmek, sıkı biçimde sorgulamak, demek. atv ekranına yazılan başlıktaysa bu sitem, şu şekle dönüştü: "Beni sınava çekiyorsunuz". Bakan’ın kullandığı eski bir sözü, genç gazetecilerin bilmemesi bir ölçüde bağışlanabilir belki. Aşağıda vereceğimiz örnekse bizce dramatik... Aynı kanalın aynı bülteninde, Başbakan Erdoğan’la birlikte Suriye’ye giden Ali Kırca’nın Şam röportajları yayımlandı. Suriye başkentinde çalışan bir Türk, aylık kazancını açıklarken "yaklaşık olarak" anlamındaki "takriben" sözcüğünü kullandı. Bu sözcük, atv’nin başlığında nasıl yazılsa beğenirsiniz: "Tahminen" Kendisiyle röportaj yapılan adamın mesleği ne mi? Türkçe öğretmenliği değil... Sıkı durun: Adam, bir kunduracı. Kısacası, bir ayakkabı işçisinin kullandığı sözcüğü, gazeteci bilmiyor. "Dramatik dil yanlışı" örneklerini atv’den vermeyi sürdürelim. 31 Mart 2005 gecesi Siyaset Meydanı’nda, "ileri yaşlarda da genç ve sağlıklı olabilme"nin yolları konuşuldu. Bu bilimsel konuyu tartışmak için çağrılan konuklardan biri, ekrana yazılan unvanına bakılırsa "akupunktur" değil, "akapunktur" (!) uzmanı. Peki ya herkese zayıf olmayı öğütleyen bu hekimlerin kendi beden yapılarına ne demeli? Sorunun yanıtı, Ali Kırca’dan geldi: "Başkalarına talkım verirken kendilerinin salkım yutmaya hakları var". Kırca’nın üstüne basa basa söylediği "talkım" sözcüğü, "bitkilerin çiçek açmasındaki bir aşamanın adı". Bu deyimde geçen doğru sözcük ise "ölünün başında hoca tarafından verilen öğüt" anlamındaki "talkın". 22 Mart günü de bu kez Kanal a’daki ana haber bülteninde ekrana yazılan bir başlık şaşırtıcıydı. Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Türkiye’yi ayağa kaldıran "bölücülerin bayrağımızı yakmaları" olayına tepki gösterirken Kanal a’daki başlığa bakılırsa şöyle demişti: "Bunlar bedbahtlar"... Ne var ki yukarıdaki dil yanlışının; "düşman" anlamındaki "bedhah" sözcüğünü bilmeyen "sağır duymaz uydurur" habercilerine ait olmadığını çabuk anladık. Aynı gece bir başka kanalda kendi ağzından işittik ki Sayın Başbakan Yardımcımız o sözü hem de basbayağı vurgulayarak söylemiş: "Bunlar bedbahtlar"... Kara bahtım kem talihim, taşa bassam iz olur... (14/04/2005) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
