| Maça, fazlasıyla (!) hazırız abiler |
|
|
|
Kimi toplumbilimciler “Futbol, kitleleri uyutuyor, gerçek sorunlarından uzaklaştırıyor.” deseler de ayaktopunu severiz. Üstelik, “edilgen” bireyler olarak tüm spor dalları gibi futbolu da oynamaktan çok izlemeyi yeğleriz. Bu masum yüzüyle futbol tutkumuz, karnavalı olmayan bir toplumun kendine uygun eğlence kaçamağı olarak mazur görülmeli elbet. Ancak, özellikle son aylarda sporun da iyice fosseptiğini çıkardığımız ortada. Bir “gayya kuyusu”nu andıran bir görüntünün, bizi en çok ilgilendiren yanına, “spor medyasındaki dil yanlışlarına” değinelim şimdilik. Ulusal futbol takımımızın, 30 Mart 2005 günü Gürcistan’la oynayıp (5-2) kazandığı Dünya Kupası Avrupa Elemeleri karşılaşmasını, Show TV naklen yayımladı. Maçın sunucusu, Tiflis’te millilerimizi yalnız bırakmayan bir avuç Türk’ün tezahüratından söz ederken ne dese beğenirsiniz: “Karadeniz Bölgesi’nden gelen bir grup taraftar, milli takımımızı ‘canhıraş’ bir şekilde destekliyor”. Farsça “cân – hirâş”tan gelen “canhıraş” sözcüğü; acı ve dehşet verici, yürek parçalayıcı, demek. Tiflis’teki Türkler, takımımız gol attıkça niçin acı ve dehşete kapılsınlar ki, elbette müthiş coşup sevinç çığlıkları attılar. Üstelik sunucu, “canhıraş”ın son hecesindeki “a” sesini uzatmak yerine sözcüğü dümdüz söyleyerek çifte hata yaptı. SÜPER LİGDEN, SÜPER YORUMLAR Süper Futbol Ligi’nde şampiyonluk yarışı ilgiyle izleniyor. Lider Fenerbahçe’nin ardından gelen Galatasaray, hafta sonu deplasmanda Kayserispor’la berabere kaldı (2-2). Lig üçüncüsü Trabzonspor’un kendi sahasında Büyükşehir Belediyesi Ankaraspor’la yaptığı karşılaşma da 2-2 sonuçlandı. NTV sunucusu Güntekin Onay, 4 Nisan 2005 gecesi, iki maçı yorumlarken şöyle dedi: “Bu hafta, Galatasaray Kayseri’de, Trabzonspor da kendi sahasında ikişer puan kaybettiler”. Güntekin Bey kusura bakmasın ama bizce mantık dışı bir yorum oldu bu. Çünkü, bir şeyi kaybetmek için onu önce elinde bulundurmak gerekir. İki takımımızın, berabere kaldılar diye sezon boyunca topladıkları puanlardan ikişer adedi silinmiş olsa böyle diyebilirsiniz. Ama tam tersine, iki takımımız söz konusu maçlarında puan kaybetmedi, birer puan kazandı. Bu arada, Süper Lig’in doruğunda bir demeç bunalımı yaşandı. Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, “Futbol, yalnız saha içinde oynanan bir oyun değildir.” deyince kimileri kıyameti kopardı. Yıldırım da bu sözlerini açıklığa kavuşturmak için 23 Mart 2005 günü basın toplantısı yaptı. İşte, NTV’de bir bölümü naklen yayımlanan toplantı sırasında ekrana yazılan altbaşlık: “Aziz Yıldırım basın toplantısı düzenliyor”. Oysa, elleri dert görmesin, Yıldırım toplantıyı önceden düzenlemiş, o anda gerçekleştiriyor; kendisini zaten NTV ekranından izliyoruz. Hemen ardından, bu kez Yıldırım’ın bir sözü altbaşlık yapıldı: “Saha dışında derken ekonomiyi kastedmiştim”. Kastetmek, eyleminin “Kastedmiştim” diye bir çekimi yok. Doğrusu elbette şöyle: “Kastetmiştim”. Spor medyasının dilinden söz ederken Erman Toroğlu’nu atlamak olmaz. Toroğlu, spor jargonuna bir sözcük soktu. Artık, özel TV’lerdeki futbol tartışması izlencelerinde “büyük takımlara yaranmak için onların lehine karar veren hakemlere” ne dendiğini biliyorsunuz: “Eyyamcı”. Arapça “yevm”in çoğulu olan “eyyam”; günler, demek. “Eyyamcı” da “gününü gün eden, dilediğince geçiren”... Her fırsatta büyüklere yaranmaya çalışan kişi hakkındaki doğru sıfat tamlaması ise şu: “Eyyam ağası” ya da “eyyam efendisi”. Öte yandan TV’lerdeki bir içecek reklamında şu sloganı işitiyoruz: “... maça, fazlasıyla hazır”. Maça hazır olmayı anladık da, “fazlasıyla hazır” olmak neyin nesi? Yine, buna benzer bir “inci”, 31 Mart 2005 günü devletin televizyonunda “Miras” adlı bilgi yarışmasını sunan Metin Uca’nın ağzından döküldü: “Benim Adanalı dostlarım çok fazla”... Yani, Adanalı dostlardan illallah, gereğinden çok sayıdaki bu dostlarımın arasında bir eleme yapıp onları azaltmalıyım, der gibi... Özel kanallardaki saç baş yolduran dil yanlışlarını artık “çok fazla” yadırgamamaya başladık da hiç değilse TRT’de böyle bir “miras” yoktu yahu, nereden çıktı?.. GENÇ GAZETECİLERE Haber dilinde kalıplaşmış olan ya da kalıplaşma eğilimi gösteren kimi “yanlış Türkçe” örneklerini vermeyi sürdürüyoruz: Beğeni toplamak: Bir popüler müzik şarkıcısıyla yapılan röportajdan: “Özel yaşamındaki mütevazi tavırlarıyla beğeni toplayan”... “Beğeni; güzel ve çirkin yargısını verdiren duygu, zevk” demek. Bu da “toplanacak” bir şey değil. (“Alçakgönüllü” anlamındaki “mütevazı” sözcüğünün, “koşut” demek olan “mütevazi” ile karıştırılması da cabası...) Ünvan (unvan), tesbit (tespit), dinazor (dinozor), aktrist (aktris), eksoz (egzoz), harfiyat (hafriyat), menapoz (menopoz), allerji (alerji), barsak (bağırsak), akapunktur (akupunktur), narsizm (narsisizm [Fr. narcissisme]) de (ayraç içindekiler doğru) yine en çok yanlış yazılıp yanlış okunan sözcükler arasında yer alıyor. (07/04/2005) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
