| Logar da ne?.. Ona rögar derler |
|
|
|
Çoğunlukla kent içindeki yollarda, kanalizasyon ve su şebekesinin kontrol edilebilmesi için açılıp üzeri metal kapakla kapanmış noktalar vardır. Bu kapaklardan kimileri, yağmur sularının yolda birikmeyip kanala akmasını sağlamak için ızgara biçiminde yapılmıştır. İşte, yakın zamana değin, yollar asfaltlanıp yükseldikçe bu metal kapaklar düşük seviyede kaldığı için otomobili çukura düşen ünlü köşe yazarlarımız sık sık şöyle yakınırlardı: "Ne beceriksiz belediyelerimiz var; şu logar kapaklarıyla asfaltı aynı seviyeye getiremiyorlar". Yazılarıyla her gün yüz binlerce okurun ‘huzuruna’ çıktıkları halde, "Şu ‘logar’, ne mene bir sözcüktür? Acaba bunu doğru mu yazıyorum?" diye bir yazım kılavuzuna, sözlüğe bakma sorumluluğu göstermeyen bu ünlü kalemlerin, dilimizin bozulmasında büyük payları vardır. Kimi TV kanallarının, Hatay’da üç hafta kadar önce yaşanan sel felaketini kamuoyuna sunuş biçimi bize bunları düşündürdü. Örneğin, CNN Türk’ün 16 Mayıs günü saat 00.00 haberlerinde, ekrandaki erkek spiker şöyle diyordu: "Hatay’da logarların kapanmasıyla meydana gelen sel"... Aynı gün, Kanal D’nin ana haber bültenindeki vtr’de de söz konusu haber, yine bir erkek sesinden şöyle veriliyordu: "Hatay’da sel felaketi: Logarlar kapanınca, yolları su bastı". Neyse ki, Kanal D’nin söz konusu bültenini sunan Ayşegül Yazıcı, editörlerin ‘logar’ diye yazıp vtr seslendirenlerin de aynen okuduğu sözcüğü hemen düzeltti: ‘Rögar’ Bu değerli spikerimizi kutluyoruz. Çünkü ‘logar’ diye sık sık yinelenen sözcüğün doğrusu, Fransızca ‘bakış’ anlamındaki ‘regard (rögar okunur)’dan gelmektedir. Yeni bir sözcüğümüz oldu: ‘Süraçıklama’!.. Kanal D’den söz edince, bu kanalın Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı’nın yaptığı dil yanlışlarına da değinmeden geçemeyeceğiz. Sayın Altaylı, 26 Mayıs 2004 tarihli Hürriyet’teki köşesinde şöyle yazdı: "Ne Çakıcı, ne de Sedat Peker gibi adamlar, federasyonu (Futbol Federasyonu’nu) etkileyemiyorlar". Bu sayfada defalarda anımsattığımız gibi; bir tümcede "ne, ne" ya da "ne, ne de" diye yapılan yinelemeden sonra yüklem olumluya döner. Sayın Altaylı ayrıca ‘federasyonu’ derken, özel ad olan ‘Futbol Federasyonu’nu kastettiğine göre, bu sözcüğün ilk harfini büyük yazıp ‘-u’ ekini de kesme imiyle ayıracaktı. Yukarıdaki tümcenin doğrusu şöyledir: "Ne Çakıcı ne de Sedat Peker gibi adamlar, Federasyon’u etkileyebiliyorlar". Sayın Altaylı, 28 Mayıs 2004 günkü köşe yazısıyla ise Türkçeye yeni bir sözcük kazandırdı (!) : "Ardından Genelkurmay açıklaması ve Başbakan’ın süraçıklaması"... Yazılarından, Galatasaray Lisesi mezunu olduğunu öğrendiğimiz Altaylı, elbette çok iyi bildiği Fransızca ‘üzerinde’ anlamına gelen ‘sur’ (sür okunur) ile yine Fransızca ‘manchette (manşet okunur)’ten oluşan ‘sürmanşet’ sözcüğünden esinlenmiş olmalı. Ne var ki, Fransızlar’ın ‘sur’üyle Türkçe ‘açıklama’ art arda konulup bileşik sözcük yapılamaz. Ayrıca, dilimizdeki bir kural da şudur: Tümce başındaki bağlaçlardan sonra virgül konulur. ‘Ardından’ sözcüğüyle ‘Genelkurmay’ın arasında virgül olmalı. Yabancı sözcüğe Türkçe ‘ilgi sıfatı’ Yine bu sayfada daha önce vurguladığımız "yabancı sözcüğe Türkçe ek konulamaz" kuralının çiğnendiğini, bir sinema haberinde üzülerek gördük. 30 Nisan 2004 tarihli Hürriyet’te yer alan söz konusu haberde, "Da Vinci Şifresi" adlı popüler romanın sinemaya uyarlanacağı belirtilerek yapıtın yazarından şöyle söz ediliyordu: "New Hampshirelı ünlü gerilim yazarı"... İlgi sıfatı eki ‘-li’, Türkçe yazılan adlara bitişiktir: Ankaralı, İstanbullu, Parisli, Venezüellalı vb. Ancak özgün haliyle yazılan yabancı bir sözcüğe eklenirken, mutlaka sözcükle ekin arasına ‘kesme imi’ konulmalıdır: Washington’lu, San Fransisco’lu, New Hampshire’lı vb. Yeri gelmişken, Latin abecesi dışında bir abeceyle yazılan yabancı adları dilimize Türkçe okunuşlarıyla aktarmamız gerektiğini de anımsatalım. Örnekler: Hazreti Muhammet, Konfüçyüs, Dostoyevski vb. Ancak, 19 Nisan 2004 tarihli kimi gazetelerin TV sayfalarında, aynı gece cnbc-e’de oynayacak "The Music Lowers" (Yalnız Kalpler) filmi tanıtılırken bu kurala uyulmadığına tanık olduk. Söz konusu film, Rus besteci Çaykovski’nin yaşamını konu alıyor. Ruslar, bilindiği gibi Kiril abecesi kullanıyorlar; abecesi farklı uluslar ise özel Rus adlarını kendi dillerindeki okunuşuna göre yazıyorlar. Türkçe dilbilgisi kuralı gereği, bizim de öyle yapmamız gerekirken kimi gazetelerimizde yer alan tanıtım yazısında Çaykovski, çok güç tanınır bir biçime bürünmüştü: ‘Tchaikovsky’! "Hile, hurda"nın doğrusu "hile, hud’a" Bu yılki İstanbul Film Festivali’nde Onur Ödülü alan Ken Russell’ın yönettiği "The Music Lowers"ı izlerken bir başka dil yanlışıyla da karşılaştık. Çaykovski’nin, -sonradan evleneceği- bir kadın hakkındaki sözleri, altyazıyla şöyle yazıldı: "Harika bir kadın; hilesi, hurdası yok". Replikte, ‘hurda’ diye geçen sözcüğün doğrusu Arapça ‘aldatma, oyun, düzen’ anlamındaki "hud’a"dır (Bk. Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi, Gelişim Yayınları, İstanbul, cilt 9, sayfa 5409). "Yalana, dolana başvurmamak" anlamına gelen sözün doğrusu da "hilesi, hud’ası olmamak"... (Örnek: Taraf-ı ilâhiye hud’a etmek isteyenler aldanır. -Cevdet Paşa) Ancak, Türk Dil Kurumu’nun 1988 basımı Türkçe Sözlük’ünde bile yapılan bu dil yanlışını, galiba artık ‘galatı meşhur’ olarak benimsemek gerekecek. Eskilerin dediği gibi "galatı meşhur, fasihi mehcurdan evlâdır (yaygın yanlış, terk edilmiş düzgün sözden daha uygundur)". Yine cnbc-e’de, yönetmen Sidney Lumet’nin 29 mayıs gecesi "Şebeke" adıyla ekrana gelen "Network" filminde, izlediğimiz kadarıyla iki dil yanlışı yapıldı. Filmde, bir TV kanalı yetkilisi, izlediği yayın politikasının şirketin kârını artırması üzerine görüşüne başvurduğu ortağından -ekrandaki altyazıya göre- şu yanıtı alıyor: "İbret verici. Devam et". Oysa, Arapça kökenli ‘ibret’, kötü sonuçlanan bir olaydan alınması gereken ders demektir. Şirket kârının artmış olmasıysa tam tersine, istenen bir şeydir. (Hıncal Uluç da 15 Nisan 2004 günü Sabah Gazetesi’ndeki köşesinde şöyle bir tümce kullandı: "Futbolumuzun genç hakemlerine Ali Aydın ibret dersi olmalı". Yukarıda belirttiğimiz gibi ‘ibret’ sözcüğü, zaten ‘ders’i de içerdiği için ‘ibret dersi’ demek yanlıştır. Bu arada Uluç’un söz konusu köşe yazısındaki tümcelerin -aktardığımız tümce dahil- yüzde doksan dokuzunu ‘iki nokta yan yana’ imiyle bitirdiğini gördük. Anlaşılan Uluç Bey, dil gönüllülerinden kendince ‘hınç almayı’ hâlâ sürdürüyor. Türkçede ‘nokta’, ‘iki nokta üst üste’, ‘üç nokta’ var. ‘İki nokta yan yana’ ise kendine özgü yazarın kendi dilbilgisi kuralı olmalı.) "Network" filminden bir başka altyazı: "Ortaklarımızın Beale konusundaki tavrı esneksiz değil mi"? ‘Esnek’, bilindiği gibi ‘bir dış gücün etkisiyle eğilip bükülebilir olan, elastiki’ demek. Fakat bunun ‘-li’ eki alıp ‘durum zarfı’ olmuş biçimi yok, yani dilimizde ‘esnekli’ diye bir sözcük bulunmuyor ki ‘esneksiz’ de olsun. Altyazıda, ‘esneksiz’ yerine, ‘katı’ ya da ‘değişmez’ denilebilirdi. Bu film çevirmenlerinin Türkçesine de akıl sır ermiyor. MONACO PRENSİ RAYNER DEĞİLDİR! Star TV, 26 Mayıs 2004 gecesi, Porto’nun Monaco’yu (3-0) yendiği, Avrupa Şampiyonlar Ligi futbol karşılaşmasını naklen yayınladı. Monaco’da oynanan maçın evsahibi kraliyet ailesi onur tribünündeydi. Maçı anlatan spiker Sabri Ugan, Prenses Caroline’i güçlükle tanıyabildi. Prens Albert’i sonradan anımsadı. Ünlü konuklardan, Formula-1’in yaşarken efsane olmuş pilotu Schumacher’i hiç tanımadı. En ilginci ise ‘baba’ Prens Rainier’nin adını (‘Reniye’ diye söylemesi gerekirken) belki on kez şöyle telaffuz etmesi oldu: "Prens Rayner"!.. KÜLTÜR YARIŞMASINDA BIKTIRAN YANLIŞLAR Kanal D’deki ‘Kim 500 Milyar İster?’ adlı sözüm ona kültür yarışmasında yapılan dil yanlışlarını yazmaktan gına getirdik. Ama bu yarışmayı hazırlayanların özensizliği sürüyor. 31 Mayıs 2004 gecesi yayınlanan bölümde ekrana yazılan yanıt seçeneklerinden biri şuydu: ‘Gazi Antep’. Efendiler, şu en basit dilbilgisi kuralını unutmayın lütfen: Yer adları bileşik sözcüktür. Bu kentimizin adı da ‘Gaziantep’ diye bitişik yazılır. Ayrıca, sıralama sorusu olarak ekrana getirip ‘asil’in eş anlamlısı dediğiniz ‘soylu’, kimi dil uzmanlarının karşı çıktığı, tartışmalı bir sözcüktür. Çünkü tüm dillerde sözcükler, karşıt anlamlılarıyla birlikte düşünülür. ‘Asil’ olan kişiye ‘soylu’ dersek, ‘asil’ olmayana ‘soysuz’ mu diyeceğiz!.. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
