| Kamelyalı komedya |
|
|
|
Sayın Ertuğrul Özkök, 3 Eylül 2005 tarihli Hürriyet’te, gazetenin Ankara Temsilcisi Nur Batur’un bir yazısının başlığında “kameriye” (süslü çardak) sözcüğü “kamelya” (bir çiçek adı) olarak geçince okurların gösterdiği tepkiye yanıt verdi. Sanki bu, Hürriyet’teki istisnai bir dil yanlışıymış gibi “Ezici çoğunluğumuz kamelya diye biliyorsak, Yunanca’dan gelmiş kelimenin sözcük karşılığına neden bunu da yazmıyoruz?” diye bir de öneri getirmez mi Özkök! Medyamızdan kimilerinin dil açısından hal-i pür melali, “Dertli Yunus bîçaredir / Baştan ayağı yâredir” dizelerindeki duruma benziyor. Sayın Genel Yayın Yönetmeni, önce şunu anımsamalı: Dil adları, eklerinden kesme imiyle (’) ayrılmaz; Türkçenin, Fransızcayı, İngilizceye, diye kesme imsiz yazılır. Elbette “Yunancadan” derken de kesme imi kullanılmaz. Özkök, aynı yazısında bir emekli öğretmen okurun mektubuna da yer verdi. Hocamız mektubunda “Galat-ı meşhur, lügat-i fasihten evladır.” demiş. Oysa, bildiğimiz kadarıyla “lügat”le ilgisi olmayan o sözün doğrusu şudur: “Galat-ı meşhur, fasih-i mehcurdan evladır.” Günümüz Türkçesiyle; ünlü (yaygın) yanlış, terk edilmiş olan doğrudan daha geçerlidir, anlamında. İyi de, bu görüş ışığında Sayın Özkök’ün önerisine uyulup Hürriyet’teki dil yanlışları “ezici çoğunluğun doğrusuymuş gibi” sözlüklere, yazım kılavuzlarına yazılsa bakın, ne gariplikler ortaya çıkar: 21 Haziran 2005 tarihli Hürriyet’in birinci sayfasında sürmanşetten yayımlanan haberin altbaşlığı: “Almanya’nın sınırdışı ettiği ‘Karases’ Metin Kaplan ‘ölünceye kadar müebbet ağır hapis” cezasına çarptırıldı”. Arapça kökenli “müebbet” sözcüğünün zaten “ölünceye kadar” anlamına geldiğini bilen okur için yukarıdaki tümce en hafif deyişle komiktir. Bu da, 8 Temmuz 2005 tarihli Hürriyet’in üçüncü sayfasındaki bir haberin arabaşlığı: “Hep aynı eşgal” Haber metninde de yinelenen, yine Arapça kökenli “eşgal”, işi başından aşkın (kişi) demek. Bu polisiye haberdeki doğru sözcükse kim bilir kaçıncı kez belirttiğimiz gibi, “şekil”in çoğulu olan “eşkal”. 24 Temmuz 2005 günü de Hürriyet Pazar’daki köşesinde Gila Benmayor, şöyle diyor: “... Canınız bülbül almak istedi. Nereden bulacaksınız? Yeni Camii’nin oralardan”. Cami sözcüğü, sıfat tamlamasında kullanıldığı zaman çift ‘i’ harfiyle yazılmaz; Yeni Cami, Ulu Cami, Üç Şerefeli Cami... diyeceksiniz. Ancak ad tamlamasında kullanıldığı zaman çift ‘i’yle yazılır; Selimiye Camii, Sultanahmet Camii, Beyazıt Camii... 12 Eylül 2005 günkü gazetenin 23’üncü sayfasında yer alan 12 Eylül 1980 Askeri Müdahalesi’yle ilgili haberden bir alıntı: “Sayın Menteşe (...) Genelkurmay’a teşrifinizi rica ediyoruz”. Arapça teşrif, şereflendirme, onurlandırma, demek. Yukarıdaki anlatımın doğrusu; “Genelkurmay’ı teşrifinizi...” yani “... onurlandırmanızı...” olacak. Nasrettin Hoca’nın deyişiyle Arapça değil mi, uydur uydur söyle, örneklerine devam... Devlet eliyle bozulup bir müşterek bahise ad yapılan Arapça kökenli “iddia” sözcüğünün, ilk önce hangi medya organında “idda” diye kullanılacağını merakla bekliyorduk. Sayın Özkök’ün Hürriyet Gazetesi yine bizi yanıltmadı. İşte, Hürriyet’in 16 Temmuz 2005 tarihli Cumartesi ekinde, “Geçen Hafta Bunlar Konuşuldu” başlığıyla yayımlanan bir tümcenin girişi: “Milli Piyango’dan 600 bin YTL’lik büyük ikramiyeyi kazandığı iddası dilden dile dolaşan”... 12 Ağustos 2005 günkü Hürriyet’te, Ahmet Hakan’ın köşe yazısından: “Ekabirler” İmam-hatip mezunu olduğunu köşesinde kendisi yazdığına göre, “Kuran dilini bilmesi gereken” Ahmet Hakan, Arapça “ekabir” sözcüğünün zaten çoğul olduğunu, ayrıca “-ler” eki alamayacağını öğrenememiş midir? En büyük anlamındaki “ekber”in çoğulu olan “ekabir”i, “ekabirler” diye yazınca “en büyüklerler” gibi bir saçmalık üretmiş olursunuz ki -Özkök’ün dediğini yapıp- bunu bir Osmanlıca - Türkçe sözlüğe koyduğunuz zaman sizi rahleyle kovalarlar. Aynı yazar, Hürriyet’teki 9 Eylül 2005 günkü köşe yazısına da şöyle başlıyor: “Ey medyamızın ‘cefakâr’, ‘vefakâr’... müthiş insanları”... İnsanın, bu satırları okuyunca Ahmet Hakan’a “Sensin cefakâr!” diyesi geliyor. Çünkü, Farsça “kâr” eki, ulandığı sözcüklere “yapan, eden, veren” anlamını yükler. Sahtecilik yapana “sahtekâr”, hile yapana “hilekâr”, günah işleyene “günahkâr” dendiği gibi karşısındakine (örneğin, dil konusunda duyarlı okura) cefa çektirene, yani eziyet edene “cefakâr” denir. Eziyeti çeken, eziyete katlanan kişiye ise “cefâkeş” denir ki bu sıfatı hak eden de biz Hürriyet okurları oluyoruz. (15/09/2005) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
