| Gazetenin "g"si |
|
|
|
Medya ileri gelenlerinin, artık iyice çığırından çıkan doğru ve güzel Türkçe konusunda bir an önce ağırlığını koymaları gerekiyor. Elbette, öncelikle de kendileri için olabildiğince nesnel davranarak özeleştiri yapmaları... Örneğin, Kanal D Haber Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı’ya, 23 Aralık 2004 tarihli Hürriyet Gazetesi’ndeki “Teke Tek” köşesinde yazdığı kimi sözcükler için itirazımız var: “Yazılarımdan birinde kullandığım ‘foseptik çukuru’ tabirini, kimi okurlar Türkiye’nin şartları için söylediğimi düşünmüşler. Büyük yanılgı.” (...) Evet, büyük yanılgı ama yanılgıya düşen yalnızca okurları değil, yazarın kendisi de. İki nedenle: 1- “Fosseptik”, Sayın Altaylı’nın yazdığı gibi tek “s” harfiyle değil, çift “s” harfiyle yazılır. 2- “Fosseptik çukuru” denmez; çünkü “fosseptik” sözcüğü zaten “lağım çukuru” anlamına gelir. Bu sözcük, Sayın Altaylı’nın çok iyi bildiğini düşündüğümüz Fransızcadan gelir; “fosse septique”. (Fatih Bey, “Mekteb-i Sultani” [Galatasaray Lisesi] mezunu olduğunu yazılarında sık sık anımsatıyor. Bu okulda Fransızca öğretim yapıldığına göre, kendisinden en azından böyle yanlışlara düşmemesini beklemek hakkımız.) YANLIŞLIKLA KENDİNİ ÖVMEK Fatih Altaylı aynı günkü köşesinde, şarkıcı Özlem Tekin’in, (Mekteb-i Sultani’den bir kadronun yazdığı) “Mucizeler Komedisi” müzikalindeki oyununu övüyor. Bu arada, şarkıcı hakkındaki eski bir yazısından söz ederken şöyle diyor: “... bütün beğenime rağmen Özlem Tekin’in hakkını verememiştim”. Bu tümcede geçen “beğeni” sözcüğü, Arapça kökenli “zevk”in Türkçesidir; “güzeli çirkinden ayırt etme yetisi” anlamına gelir. Böyle bir tümce kurduğunuz zaman, Özlem Tekin’in gönlünü almaktan çok kendi “beğeni düzeyinizi” övmüş olursunuz. Yine Sayın Altaylı, aynı tarihli köşedeki bir başka yazısında da AB’nin Türkiye’ye tam üyelik için müzakere tarihi vermesi konusunda şöyle diyor: “... Tarih almadan dönüp, Türkiye’yi yeni krizlerin kucağına mı atmalıydık”. Bu kısacık tümcede de iki noktalama kuralı ihlali var. 1- “Ulaç”tan (bağ-eylem) sonra virgül konulmaz. Bu tümcede de bir ulaç olan “dönüp” sözcüğünden sonra virgül koymak yanlıştır. 2- “... Türkiye’yi yeni krizlerin kucağına mı atmalıydık” tümcesinin sonuna nokta konulmaz. Çünkü bu bir soru ya da bir ünlem tümcesidir. Eğer bu tümcede kastınız, size AB konusunda karşı çıkanlara soru sormaksa tümcenin sonuna soru imi koymalısınız. Şaşma ifadesiyle birlikte kesin yargınızı ifade ediyorsunuz (ki burada öyle görünüyor), tümcenin sonunda ünlem imi kullanmalısınız. BİR “TAŞIM”, “OLASI” MIDIR (!?) Kim bilir, belki de “adam olma”nın yolu, medyamızın Türkçesiyle ilgili ciddi ve yapıcı özeleştiride bulunmaktan geçiyordur. Örneğin, Altaylı’yla öteki kimi Hürriyet Gazetesi yazarları arasında, AB – Türkiye ilişkileri hakkında süren kısır köşe çekişmeleri, dil yanlışları konusunda ağırbaşlı bir fikir alışverişine dönebilir. Bekir Coşkun’un 31 Aralık 2004 günkü köşe yazısındaki şu tümce konu edilebilir: “Bir cesedin yanına masa kurup kahvaltı yapmak ya da akşam yemeği yemek olası mıdır”? Sayın Coşkun, burada “mümkün” yerine “olanaklı” sözcüğünü kullanacakken tutmuş, “muhtemel”in Türkçesi “olası”yı kullanmış. Ya da aynı günkü gazetede Emin Çölaşan’ın hem ara başlıkta hem de yazısının içinde geçen “taşım” sözcüğü ele alınabilir: “Ankara Belediyesi tarafından toplu taşım ücretlerine yüzde 33 zam yapıldı.” Sayın Çölaşan kusura bakmasın ama “toplu taşım” ancak Bolu’daki yemek şenliğinde olabilir. Çünkü, taşım; sıvıların kabından taşıncaya kadar kaynatılması, anlamına gelir: “Sütü bir taşım kaynatıp kavrulmuş soğanların üzerine dökün.” ... Yukarıdaki doğru anlatım ise elbette “... toplu taşıma ücretlerine yüzde 33 zam yapıldı.” olmalıdır. KENDİ ADINI YANLIŞ YAZMAK Medyada bir de “Mum dibine ışık vermez.” örneği yaşadığımız bir gariplik var. Pek çok gündelik gazetemiz, kendi adını yanlış yazıyor. Örneğin, -bizce yozlaşmakta her gün kendi sınırlarını zorlayan Bâbıâli’nin saygınlığını ve topluma saygısını koruyabilen başlıca yayın organı- “Cumhuriyet Gazetesi” yazılırken her iki sözcüğün ilk harfleri büyük olmalıdır. Yine bir değil, iki nedenle: 1- Tekillik - çoğulluk ilişkisine göre: “Gazete”, tür adıdır (cins isim). Örneğin, herhangi bir Türk gazetesinden söz ediyorsak; bir özel ad olan “Türk”ün “T”si büyük; tür adı olan “gazete”nin “g”si küçük yazılır: “Türk gazetesi” Çünkü, birden çok Türk gazetesi vardır. Ama, “Türk” adını taşıyan (logosu “Türk” olan) bir gazeteden söz ediyorsak o zaman yazım (imlâ) değişip şöyle olur: “Türk Gazetesi” Burada artık tür adı olmaktan çıkıp özel ad olan “Gazete” sözcüğünün “G”si büyük yazılır. Çünkü, “Türk Gazetesi” tektir. Aynı şekilde “Cumhuriyet Gazetesi” de tektir ve bu tamlamadaki “G” harfi de büyük yazılmalıdır. 2- Çağrışım ilişkisine göre: “Cumhuriyet” denince ilk akla gelen bir gazete adı değildir. Bu sözcüğün çağrıştırdığı ilk şey, bir devlet yönetim biçimidir. Zaten o nedenle “Cumhuriyet” özel adına bağlı pek çok tür adının ilk harfleri büyük yazılmaktadır; Cumhuriyet Meydanı, Cumhuriyet Eczanesi, Cumhuriyet Meyhanesi... Bu kural gereği de gazetelerimizin adlarındaki ilk harfler büyük yazılmalıdır. Hem, gazetenin “g”sine dönmek iyi olur; bir bakmışsınız, son yıllarda acımasızca çiğnediğimiz paspasın altındaki Türkçemiz gibi başka birtakım değerleri de fark edivermişiz!.. (Bunu yazarken elbette yine Cumhuriyet Gazetesi’ni tenzih ediyoruz. K.E.) (06/01/2005) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
