ANA SAYFA
TÜM YAZILAR
ARAMA
LİNKLER
İRTİBAT


Güncel Örneklerle Medyada Dil Yanlışları

Kerim Evren'in "Güncel Örneklerle Medyada Dil Yanlışları" adlı kıtabı piyasada!

AYRINTILAR VE SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYIN!




Hızlı Arama


Anket
"Her biri" ayrı yazılır!
  


Ezop'un akılsız geyiği kaplana nasıl yem oldu? Yazdır E-mail
Gazete ve televizyonların haber bültenleri, 'büyüklere masallar'a döndü.
Cumhuriyet'in 80'inci yılında, Atatürk ilke ve devrimlerinden geriye adımlar atılmasını gündelik olağan gelişmeler gibi sunan bir medyamız var.
Akşam yemeğinde insanın lokmasını ağzında bırakan canhıraş feryatların yükseldiği cinayet, trafik kazası ve ille de uzattıkça uzatılan alkollü sürücü görüntüleri arasında gürültüye getirilen anti-laikleşme sürecini ağzımız bir karış açık izliyoruz.

Biz bu filmin Erbakan
çevrimini görmüştük

Seçmenin üçte birinin oyuyla iktidar olanlar, en köklü değişimleri akıl almaz bir cüretkârlıkla yapıyorlar.
Geçmişte verdikleri 'sekiz yıllık zorunlu eğitim' savaşımında yitirdiklerini, imam-hatiplilere sağladıkları yeni haklarla telâfi ediyorlar. Kendileri için 'fidanlık' olan bu okullardan yetişenlere tüm üniversitelerin kapılarını açıyorlar.
Bu arada Cumhuriyet sonrasının en önemli kazanımlarından Tevhid-i Tedrisat'ı (eğitimde birlik) yok edip üniversiteleri medreseleştirmek için habire çalışıyorlar.
Cumhurbaşkanı'nın Cumhuriyet Bayramı davetine, 'siyasal bayrak türban'ı sokmak için medya aracılığıyla çok güçlü bir beyin yıkama kampanyası sürdürmekten de geri kalmıyorlar.
Biz bu filmin ilk çevrimini, Necmettin Erbakan'ın başbakanlığı sırasında sarıklı, cüppeli tarikat şeyhlerine Başbakanlık Konutu'nda iftar verdiği günlerde görmüştük. Hani aydın geçinen kimilerinin koro halinde karşı çıktığı 28 Şubat sürecine giden yolda...
Cumhuriyet'in 'rövanşı' alınırken, bizim gibi balık belleğine sahip bir toplumda 'büyüklere masallar' sürüp gidiyor.

Eski Yunan'dan bir
'geyik' muhabbeti!

Ezop (Aisopos), eski Yunanlı bir köle. Hayvanları anlatıp insanlara 'kıssadan hisse' sunduğu masallarıyla ünlü. İşte, Ezop'un, Nurullah Ataç'ın çevirisiyle Çağdaş Yayınları arasında çıkmış olan 'Masallar'ından birini aktarıyoruz.
Yalnız masalı biraz değiştirdik; 'Aslan'ı kaplan, geyiğin yüreğini de 'beyni' yaptık. Buyrun:
"Kaplan hastalanmış, bir mağaraya girip yatmış. Tilkiyi pek severmiş, onu da yanına çağırıp ahbaplık etmiş. Demiş ki: 'Sen benim gene iyileşip yaşamamı istiyor musun? Ormanda oturan koca geyik yok mu, gidip dil döker, kandırırsın onu. Ben onun ciğerleriyle beynini yemek istiyorum, canım pek çekiyor'. Kaplan böyle deyince tilki hemen gitmiş, ormanda sıçrayıp oynayan geyiği bulmuş. Tatlı tatlı sözlerle yanına varmış, esenlemiş, demiş ki:
'Sana bir müjdem var. Bilirsin, bizim kıralımız kaplan benim komşumdur; şimdi çok hasta, kurtulmaktan da umudu kesti. Kendinden sonra krallığı kime bırakacak onu düşünüyor. Yaban domuzunu akılsızdır diye, ayıyı kabadır diye, parsı acımasızdır diye (...) istemiyor. Kırallığa geyik geçmeli, boyu uzundur, uzun yıllar yaşar, boynuzundan yılanlar bile korkar dedi. Sözü uzatmayalım, kırallığı sana bırakacak, verdi kararını. Müjdeme ne vereceksin bakalım? Çabuk söyle, ben burada öyle duramam, neredeyse çağırtır beni.'
(...)
Tilki böyle söyleyince geyik inanıverdi. Dünyada kendini beğenmeyen mi vardır? Kendini beğenen de çabucak kanıverir. Geyik de başına gelecekleri düşünmeden tilkinin peşine takılıp mağaraya gitti. Kaplan kapıda bekliyormuş; hemen geyiğin üzerine atıldı ama bir yandan yaşlılık, bir yandan da hastalık, yakalayamadı, biraz kulaklarını kanattı, işte o kadar.
Geyik koşa koşa gene ormana kaçtı, saklandı. Tilki, emeği boşa gitti diye çok üzüldü, ön ayaklarını birbirine vurup: 'Tüh! Gördün mü başımıza gelenleri?' dedi. Kaplanın da hali yürekler acısıydı. Hem açlık, hem de eski gücüne hasret zavallıcık (...)! Gene tilkiye yalvardı: 'Kuzum tilki, canım tilki. Ne olursa senden olur, gene bir yolunu bul da getir bana şu geyiği' dedi. Tilki: 'Ben artık ne yapayım? Kolay mı onu yeniden kandırmak? Ama senin hatırını kırmak da olmaz, varayım bir deneyeyim' dedi. Bir tazı gibi geyiğin izlerini koklaya koklaya yola düştü, türlü düzenler kurdu: 'Buradan yaralı bir geyik geçti, görmediniz mi?' diye çobanlara sordu. Çobanlar geyiğin ormanda saklandığı deliği gösterdiler. Tilki baktı ki geyik oturmuş dinleniyor, hiç sıkılmadan karşısına geçti. Geyiğin tüyleri diken diken olmuştu: 'Seni alçak seni' dedi, 'bir daha kanar mıyım ben senin sözlerine?
Hele yaklaş yanıma, geberdiğin gündür. Sen git de tilkiliğini başka yerde göster, o krallık masallarını başkalarına anlat.'
Tilki yılmadı bu sözlerden: 'Senin bu kadar korkak, bu kadar tabansız olduğunu bilmezdim doğrusu' dedi. 'Bir de kalkmış bizden, senin iyiliğine çalışan dostlarından kuşku duyuyorsun! Kaplan senin kulağını tuttuysa sana diyecekleri vardı da onun için tuttu. Ne yapsın? Ölecek zavalllı! Kırallığın gizlerini de öyle ulu orta söyleyemez ya! Sense bir hasta kulağını tırmaladı diye ürküverdin, o kadarcık acıya dayanamadın. Kaplanın çok canı sıkıldı; o şimdi senden daha öfkeli. Yerime öylelerini bırakmam, kurdu kıral atarım diyor. Gördün mü bize ettiğini? Kurt kıral olunca ne yaparız biz? Kim dayanır onun kahrına! Sen gene gel benimle, kuzu gibi uslu dur. Bütün şu yaprakların, pınarların önünde ant içerek söylüyorum, kaplanın korkulacak durumu kalmadı artık. Bana gelince, bilirsin, ben hep senin iyiliğini isterim.'
Böyle söyleye söyleye geyiği gene kandırdı, mağaraya götürdü.
Kaplan bir temiz karnını doyurdu, geyiğin ciğerlerini kemiklerini, iliklerini yedi yuttu. Tilki orada durmuş bakıyordu. Beynin düştüğünü görünce yavaşça kaptı, belli etmeden yiyiverdi.
Kaplan, kalan etlerin arasında beyni aradı, bulamadı. Tilki, ne olur ne olmaz diye biraz öteye çekilip: 'Ne arayıp duruyorsun! Öyle hayvanın beyni mi olur? Beyni olsa kalkıp da kendi ayağıyla kaplanın inine gelir miydi?' dedi."

< Önceki   Sonraki >