| Ekranda tüketiciye "garanti güvencesi"(!) |
|
|
|
Televizyon reklamlarındaki dil yanlışları, iyice kabak tadı vermeye başladı. Reklam Özdenetim Kurulu mu RTÜK mü ilgilenir, bilemiyoruz ama buna birilerinin mutlaka ‘Dur’ demesi gerekiyor. Örneğin, dayanıklı tüketim malları üreten bir firma, haftalardır şu sloganla TV ekranlarını parsellemiş durumda: "... size yirmi beş yıl ‘garanti güvencesi’ veriyor". "Garanti", "teminat" ve "güvence" sözcükleri, "bir anlaşmada taraflardan birinin sorumluluğu üzerine alması" anlamını taşır. Böyle eşanlamlı sözcüklerden tamlama üretip "garanti güvencesi" demek içinse -kimse kusura bakmasın- Türkçe cahili olmak gerekir. (Bu konuda bir ayıp da 3 Nisan 2004 günkü Hürriyet Gazetesi’nde ekonomi sayfasının manşetinde yer aldı. Kredi kartlarına getirilecek yeni yasal düzenlemeye ilişkin haberin altbaşlığında, arabaşlığında ve metninde, tam üç kez şu ifade geçiyordu: "Limit sınırı" Fransızca "limite" sözcüğünün tam karşılığı "sınır"dır. Burada da yine eşanlamlı iki sözcükten bir tamlama üretme becerisi [!] gösterenleri kutluyoruz!) "BÜYÜĞÜNÜ HERKES YAPIYOR" Öte yandan, reklam seslendirenler arasında, "heyecan" sözcüğünün ikinci "e" sesini yutmak, gizli bir moda sanki. Bir meşrubat reklamı: "Heycanla sarıl hayata"! Bir alışveriş merkezinin reklamı: "...’de heycan dolu alışverişler"! Ya, hedef kitlesi çocuklar olan şu tatlı reklamına ne demeli: "Yapılan araştırmalarda ... ortaya çıkmış". Bunu açıklamak marifet değil ki! Yapılmayan araştırmalarda ortaya çıkan sonuçları açıklayın da görelim! Yukarıdaki sloganda "yapılan" ortacı (sıfat - eylem), "gereksiz sözcük". Çocuklardan söz etmişken uyaralım; günün birinde şu iki reklam ekranda kazara ardı ardı yayımlanırsa şaşırmayın: Önce, aşağıdaki çocuk bezi reklamının ekrana geldiğini düşünün: "Çişimi yapıyom, çişimi yapıyom, popom kuru kalıyo". Hemen ardından da şu dizüstü bilgisayar reklamının: "Büyüğünü herkes yapıyor". Şaka bir yana, ekranda reklam kirliliği yaratanları yererken bu işi hakkını vererek yapan az sayıdaki kişinin de hakkını teslim etmeliyiz. Örneğin, bir koku gidericinin reklam sloganı, tam bir yaratıcı zekâ ürünü: "Ter-temiz" Ve de ünlü bir elektronik eşya üreticisinin adını (JVC) içeren şu slogan: "-Bunları kim yapmış olabilir, diye sorduk. -(J)aponlar (V)eya (C)aponlar"... KALBİME TAK, KARTINI DOKTOR! Reklam filmlerinde Türkçeyle birlikte kanunları hiçe sayanlar bile var. Yukarıda sözünü ettiğimiz dizüstü bilgisayar reklamında bir taksi sürücüsünü canlandıran komedyen, kesiksiz çizgide şerit değiştirerek bir trafik kuralını çiğniyor. (Öte yandan, "Yağmur Zamanı" dizisinin Fırat’ı şehir içinde hız sınırlarına uymuyor. Üstelik, direksiyondayken cep telefonuyla konuşuyor. Bu durumda kuralların ihlal edilebileceği izleyicinin bilinçaltına yerleştirilmiş olmuyor mu! Aynı diziden bir de dil ve mantık "inci"si: Yine, Fırat Bey, radyocu olmak arzusundaki kızının kendisiyle görüşme isteğini ileten Eylül’e ne dese beğenirsiniz: "Sen söyle! Kızıp kızmayacağıma ben karar veririm". Bu öyle bir dizi karakteri ki beklenmedik bir durumla karşılaştığında önce durup düşünüyor, uygun görürse "kızıyor" ya da "kızmıyor"!) Ekranda uyulması zorunlu olmayan (!) kurallar arasında dilbilgisiyle ilgili olanlar da var. İşte, pop şarkıcısı Mustafa Sandal’lı cep telefonu reklamında, İngilizce konuşmaya yazılan altyazı: "Bu kartı kalbine takabilirmiyim"? ... "miyim" ilgecini ayrı yazmak gerekirmiş, ne gam!.. ELEŞTİRMENLERİ KİM ELEŞTİRSİN? Daha acıklısı; bu eklerin, bağlaçların, ilgeçlerin nasıl yazılacağı konusunda "ikircikli" oldukları halde gündelik gazetelerde "TV izlencesi ve reklam eleştirmenliği" yapan kimilerinin varlığı... Örneğin, Hürriyet’in genç kalemlerinden Cengiz Semercioğlu’nun, "de, da"nın nerede ek, nerede bağlaç, nerede ilgeç olduğuna; hangi durumda sözcüklere bitişik, hangi durumda ayrı yazılacağına "karar veremediği" ortada! Sayın TV eleştirmeninin 8 Şubat 2005 tarihli yazısındaki "de, da" yanlışlarını bir yazımızda anımsatmıştık. Ama, kendi yazdığımızı yalnız kendimiz okumuş olmalıyız ki Semercioğlu’nun 18 Mart 2005 tarihli Kelebek ekindeki köşesinde de şöyle bir başlık yer aldı: "Star da yeni dönem başladı" Cengiz Bey, burada da "-da"nın ek olduğunu, Star özel adından kesme imiyle (’) ayrılması gerektiğini "atlamış" olmalı. Kendisinin, Kelebek’in künyesinde "Yöneten" unvanıyla yer aldığını bakılırsa Semercioğlu imzalı yazılardaki bu vahim yanlışlar, orta halli bir editör müdahalesi bile görmeden sürüp gidecek demektir. Vah vah! Galiba en vahimi ise yine Hürriyet’te "reklamcılara not veren" Profesör Ali Atıf Bir’in, "ki"nin hangi durumda ek, hangi durumda bağlaç olduğuna bir türlü karar verememesi!.. Sayın Profesör, 21 Nisan 2005 günkü Kelebek’te; özel bir TV kanalındaki kadın izlencesinden sonra cinayet işlenmesi olayını yorumlarken şunları yazdı: "Tamam benim ki de varsayım. Ama varsayarken bildiğim araştırmalara dayandırıyorum". Yukarıdaki ilk tümcede geçen "-ki", bir "ilgi adılı" (ilgi zamiri) olduğu için elbette sözcüğe bitişik yazılmalı: "... benimki". Aynı profesör, bir başka gün de yine gazetedeki köşesinde, bu kez ayrı yazması gereken "neyse ki" bağlacını bitişik yazdı. Öte yandan, "s" harfinin bir "sert ünsüz" olduğunu, dolayısıyla bu harfle biten bir sözcüğün de "sert ünsüz ek" alması gerektiğini unutmuş olsa gerek; "Bonusçular"ı "c" harfiyle "Bonuscular" diye yanlış yazıp duruyor. Size kim, hangi notu versin Hoca?.. (28/04/2005) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
