| Dorukta kalem sürçmeleri |
|
|
|
Medya ve yazın dünyamızda Türkçe savrukluğu, bulaşıcı bir sayrılık gibi “doruktaki” gazeteci ve yazarları da etkisi altına almaya başladı. İsterseniz, “bardağın dolu yanını” görüp aşağıda sıralayacağımız örneklere “ünlülerin kalem sürçmesi” diyelim. Selim İleri, Cumhuriyet Gazetesi’ndeki “Yazı Odası” logolu köşesinde, kendine özgü renkli Türkçesiyle çok özel ve güzel şeylere değiniyor. 21 Ocak 2005 günü de bir dönem Yeşilçam’ının “kısık gözlü” vamp kadını Diclehan Baban’ı yazdı. Meğer bu oyuncu, gazeteci Cihad Baban’ın yeğeniymiş. Çetin bir yazarın, Diclehan Baban’la yaşadığı aşk kaçamağı sırasında çok sevgili bir gazeteci ağabeyimiz tarafından medyanın elinden nasıl “kurtarıldığını”, kurtarıcısından dinlemiştik. Ama, ünlü “kötü kadın”ın; Sefa Kılıçlıoğlu’nun Meydan Dergisi’nde bir süre yakınında çalışma onuruna eriştiğimiz rahmetli Cihad Baban’ın yeğeni olduğunu bilmiyorduk. Özel yaşam bir yana, Sayın İleri’nin söz konusu yazısında şu tümceye takıldık: “... Behiye Aksoy, beyaz üstüne siyah puvantiyeli, göz kamaştırıcı tuvaletini giymişti”. Değerli yazarın da çok iyi bileceği gibi, Fransızca kökenli “puan” (point), “nokta” demek. “Puantiye” (Fr. pointille) de “noktalı, benekli ya da nokta nokta çizgili”... Yani; “puanlı”, “noktalı”, “benekli” ve de “puantiye” diyebilirsiniz. Ama, “puantiyeli” ya da “puvantiyeli” denmez. GEÇİP GİTTİ(LER) O GÜNLER İkinci örneğimiz, Türk basın ve yazınının yüz akı Oktay Akbal’dan. Sayın Akbal da Kurban Bayramı’nın ilk günü (20 Ocak 2005) Cumhuriyet’teki köşesinde bir 18. yüzyıl Fransız halk türküsünü şöyle aktarıyordu: “Geçip gittiler o bayram günleri/ Geçip gittiler hiç dönmeyecekler geri”. Yukarıdaki dizelerden ilkinde geçen ve her iki dizenin de öznesi olan “bayram günleri”; dilbilgisine göre bir “ad tamlaması”dır. Tamlamadaki söz konusu “ad” ise bir “zaman adı”dır. Ve Türkçe dilbilgisi kurallarından biri şudur: Bir tümcede zaman adı çoğul özne de olsa yüklem tekil olur. Yani, söz konusu Fransız halk türküsü bizce Türkçeye şöyle çevrilmeli: “Geçip gitti, o bayram günleri/ Geçip gitti, hiç dönmeyecek geri”. “Önce Ekmekler Bozuldu”, “İnsan Bir Ormandır” gibi yapıtlarıyla ilk gençlik yıllarımızın idolleri arasında yer alan yazın ve basın çınarı Oktay Akbal’ın, bu eleştirimizi “yapıcı” bulacağını umarız. (Bayramdan söz etmişken 22 Ocak 2005 günü TRT-2’nin saat 09.00’daki haber bülteninde dinlediğimiz şu haber tümcesini aktarmadan geçemeyeceğiz: “Bir minibüs çarpıştı, ... kişi öldü”. “Çarpışmak” işteş, yani karşılıklı yapılan bir eylemdir; tek başına çarpışılmaz. Minibüs ya hareket halindeki bir araçla çarpışmış ya da bir şeye çarpmıştır. Tümleci eksik bir haber tümcesi bu.) TARİHE YANLIŞ TÜRKÇE Yukarıda, Oktay Akbal’ın yaptığı bir alıntıya değinirken “Bir tümcede zaman adı çoğul özne de olsa yüklem tekil olur.” dedik. Bu kural, “cansız varlıklar” için de geçerlidir. Yani, bir tümcede cansız varlık çoğul özne de olsa yüklem tekil olur. Hürriyet Gazetesi’ndeki “tam sayfa tarih” yazılarında, birçok yazım kuralı gibi, bu da çiğneniyor. Örnek: 20 Ocak 2005 günkü Hürriyet’in iç sayfalarının birinde, “Devlet – Patrik elele çalınan atlar Türkiye’ye” başlığıyla manşetten verilen haber - yorum. Sayfadaki dil yanlışları dizisi, başlıktan başlıyor. Türkçede ikilemeler ayrı yazılır ama “el ele” nedense bitişik. Yazıda da Sultanahmet Meydanı’ndan çalınan at heykellerinden söz edilirken dilimizdeki “ünsüz sertleşmesi” kuralı gereği, son harfi “t” olması gereken meydanın adı sürekli “Sultanahmed Meydanı” diye yanlış yazılmış. Ayrı yazılması gereken “bu yana”, “yanı sıra” ve “her şey” gibi birçok sözcük ise bitişik. Aynı sayfada, cansız varlıkların özne olduğu tümceleri, çoğul yüklemle bitirme yanlışları ise diz boyu: “(Sultanahmed Meydanı’ndan çalınan) heykeller, Dördüncü Haçlı Seferi’ne kadar asırlarca hipodromda kaldılar”. “... Roma’ya taşındılar”. “... İstanbul’a aittirler”. “Önce, Venedik’teki bir askeri deponun önüne yerleştirildiler; daha sonra Aziz Marko Kilisesi’nin girişinin üzerine kondular ve neredeyse altı asır boyunca burada kaldılar”. Yukarıdaki eylemler; sırasıyla “kaldı”, “taşındı”, “aittir”, “yerleştirildi”, “konuldu” (Bizce ‘kondu’ da denmez çünkü heykellerin ‘konması’ için önce uçması gerekir.), “kaldı” olacak. TÜRK GİBİ KESME İMLİ Hürriyet’teki tarih sayfasının “diline” müdahale edebilecek en yetkili (doruktaki) kişi, elbette Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök. Ama, sanki o da kimi yazılarında görüldüğü kadarıyla kendi dil sorunlarıyla cebelleşiyor gibi. Sayın Özkök’ün, 23 Ocak 2005 tarihli gazetedeki şu satırlarına buyurun: “... Bu defa biz ‘Siz de mi Türk’sünüz?’ diye soruyoruz. ‘Hayır İspanyolum’ diyor. Ama çok güzel bir Türkçe’yle konuşuyor. Adı Antonio’ymuş. Güya, Almanya’da bir Türk kızıyla tanışmış. Türkçe’yi ondan öğrenmiş”. Ertuğrul Özkök, özel ada getirilen çekim ekinin kesme imiyle ayrılıp ayrılmayacağı konusunda ikircikli. “Türk’sünüz” derken kesme imi kullanıyor ama “İspanyolum” derken kullanmıyor. Oysa, elini korkak alıştırmayıp her ikisinde de kullanmalı; “İspanyol’um” diye yazmalı. “Türkçeyle” derken ise tam tersine, kesme imi kullanmamalı; çünkü özel addan türetilen sözcükler eklerinden kesme imiyle ayrılmaz. Dil adları, bu tür sözcüklerdendir; Fransızcayı, İngilizceden, Türkçenin... Oktay Akbal’la Selim İleri örneklerini ayrı tutarak, dil konusunda “doruktan eteğe” durumun, Yahya Kemal Beyatlı’nın dediği gibi olduğunu söyleyebiliriz: “İmlamız, lisanımız düzelince, lisanımız da kafamız düzelince düzelecek; çünkü o da onlar kadar bozuktur, fazla değil”. (03/02/2005) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
