ANA SAYFA
TÜM YAZILAR
ARAMA
LİNKLER
İRTİBAT


Güncel Örneklerle Medyada Dil Yanlışları

Kerim Evren'in "Güncel Örneklerle Medyada Dil Yanlışları" adlı kıtabı piyasada!

AYRINTILAR VE SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYIN!




Hızlı Arama


Anket
"Her biri" ayrı yazılır!
  


Düşünüyorum o halde yokum Yazdır E-mail
- Sözcükleri çok seviyorsun değil mi?
- Sözcükler olmasa insan nasıl düşünür ki!

Bu diyalog, Richard Eyre’in yönettiği “Iris” filminden. Dilbilimci John Bailey, Kuzey İrlandalı romancı eşi Iris Murdoch’un trajik yaşam öyküsünü, iki kitaba dökmüş. Yönetmen Eyre’in, bu iki kitaptan uyarladığı filmi, 24 Mart 2005 gecesi cnbc-e’de izledik.
Iris Murdoch, hayat dolu bir kadın. Her anı, kendine verilmiş bir armağan olarak benimseyip yaşıyor. Onun mutluluğu güneş gibi çevresindekileri de ışıtıp ısıtıyor. Iris için sevgi öylesine yüce bir değer ki bu güzel yazar adayı, savaşa gidecek olan tutkulu âşığına genç gövdesini sunmaktan kaçınmıyor. Delikanlı savaşta ölebilir diye... Zaten ölüyor da...

Ama, Iris’in yaşamındaki trajedi bu ölümle değil, kendisinin alzheimer hastalığına yakalamasıyla başlıyor. Iris, bellek yitimine uğrayınca sözcükleri unutmaya başlıyor.

Yazımızın başındaki diyalogda geçen ikinci repliği söyleyen kişi, romancının gençliğini canlandıran Kate Winslet. “Titanik” filminde pek sıradan bulduğumuz Winslet, bu filmde büyüleyici. “Iris”in gölde yüzme sahnesinde çırılçıplak görünmekten bile çekinmeyen Winslet’in yukarıdaki repliği de çarpıcı güzelliğiyle “ağzı açık ayran budalası”na çevirdiği izleyicilerden pek çoğunun dikkatinden kaçmış olabilir:

- Sözcükler olmasa insan nasıl düşünür ki!

Bu sözün içerdiği anlam, Iris alzheimer hastası olunca ortaya çıkıyor. Çünkü, tüm sanat dallarında ortaya konulan ürünler gibi yazın (edebiyat) ürünleri de birer “yaratı”dır (creation). Hem de ölümsüz birer yaratı... Romancı, zamana meydan okuyarak kuşaktan kuşağa geçecek, insanlığın ortak malı olacak kozmik kanaviçesini yalnızca sözcüklerle işler. İşte, o yüzden de bir romancı için “sözcükleri unutmak”, neredeyse “elinde bulundurduğu tanrısal bir gücü” yitirmek demektir ki bunu anlatmakta “trajedi” sözcüğü bile yetersiz kalabilir.

KISSADAN HİSSE

Iris’in trajedisinden, toplumlar için bir çıkarsama yapılabilir mi?
“Bellek yitimi”ne uğrayıp “kendi sözcüklerini unutmak”, toplumlar için de söz konusu olabilir mi?
Toplumun yapı taşı olan insanın “sözcüklerle düşündüğü”, bilimsel bir gerçektir.
Yani, sözcük dağarcığınız ne denli varsılsa (zengin) düşünme yeteneğiniz de o ölçüde gelişmiştir.

Öte yandan “ulusal dil”le “ulusal düşünce” arasında mutlak bir bağ vardır; kişi, “hangi dilden sözcüklerle düşünüyorsa” o dilin asıl sahiplerinin ulusal çıkarlarına hizmet eder.

Bizim gibi gündelik konuşmalarını neredeyse elli sözcükle yapan, bu elli sözcük arasında da Türkçe oranının her gün biraz daha azaldığı ulusların yok olmalarıysa kaçınılmazdır.

Geçen hafta, Flash TV’de Hulki Cevizoğlu’nun konuğu olan Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu, ileri Batı ülkelerinde pek çok kişinin Türkiye diye bir ülkenin varlığından habersiz olduğunu söylüyordu. Bu konuda tüm suçu yabancılara atarak gerçekten kaçamayız.

Kendi trajedimizi kendimize itiraf etmeliyiz:
“Düşünmüyoruz, o halde yokuz”!

GENÇ GAZETECİLERE

Haber dilinde kalıplaşmış olan ya da kalıplaşma eğilimi gösteren kimi “yanlış Türkçe” örneklerini vermeyi sürdürüyoruz:
Talihsiz olay: Talihsiz olan, olay değildir; ancak insanlar ya da başına kötü bir şey gelmiş diğer canlılar için talihsiz sıfatı kullanılabilir.
Ağır çekim: Doğrusu, “yavaş gösterim”.

“...’yı polis tutukladı”: Polisin tutuklama yetkisi yoktur. Polis, zanlıyı ancak yakalayıp gözaltına alabilir. Yasanın tanıdığı süre içinde de sorgulayıp -gerekli görürse- savcılığa teslim eder. Savcılık kendi soruşturması sonunda eğer dava açar, hâkim de suçlu olabileceği kanısına varırsa bu kişiyi -ki o artık bir sanıktır- tutuklar.

Gerçekleşen kaza: “TEM yolunun Bahçeşehir kesiminde gerçekleşen kazada...” demek yanlıştır. Çünkü, “gerçekleşmek” ancak tasarlanan ya da öngörülen bir şey için söz konusudur. “Kaza” ise adı üstünde; beklenmeyen, kötü bir olaydır. Bu haberde “gerçekleşen” yerine, “meydana gelen” denmeliydi.

Estetik ameliyat - estetik cerrah: “Estetik” (Fr. esthetique), “güzel, hoş” demek. Buradaki anlamıyla ise “kusurlu bir organı düzeltmek ya da güzelleştirmek amacıyla yapılan ameliyat”. Yani, “güzel” olan ameliyatın kendisi ya da ameliyatı yapan hekim değil, söz konusu organa ameliyatla kazandırılan yeni biçim. Dolayısıyla yukarıdaki belirtisiz tamlamalardan ilkinin doğrusu “estetik ameliyatı”, ikincinin doğrusuysa “estetik cerrahı” ya da “estetik cerrahisi uzmanı”.

Bulgar Türkü: “Bulgar” ve “Türk” ayrı birer ulusal kimliktir. Buradaki doğru tanımlama “Bulgaristan Türkü” olacak.

Krampon giymek: “Krampon” bir ayakkabı türü değil. Sporcunun kayıp düşmemesi için kimi spor ayakkabılarının altına çakılan çivi ya da küçük kancanın adı (Fr. crampon). Bu eylem, spor haberlerinde çok sık olarak yanlış yazılıp yanlış okunuyor.

DÜZELTME: Geçen haftaki yazımızda “öncül” (halef) sözcüğü, “ardıl” olarak geçmiştir. Düzeltir, özür dileriz. K.E.

(31/03/2005)
< Önceki   Sonraki >