ANA SAYFA
TÜM YAZILAR
ARAMA
LİNKLER
İRTİBAT


Güncel Örneklerle Medyada Dil Yanlışları

Kerim Evren'in "Güncel Örneklerle Medyada Dil Yanlışları" adlı kıtabı piyasada!

AYRINTILAR VE SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYIN!




Hızlı Arama


Anket
"Her biri" ayrı yazılır!
  


Aşil'in topuğuna dört koldan ateş Yazdır E-mail
Türkiye Cumhuriyeti, günümüzün moda filmi ‘Truva’daki Aşil gibi.

Her ne kadar Mustafa Kemal Atatürk, 10 Eylül 1922’de Türk orduları İzmir’e girdiğinde "Truva’nın intikamını aldık" demiş olsa da...

Yunan mitolojisine göre Peleus’un, deniz tanrıçası Thetis’ten bir oğlu olur. Adını Aşil koyarlar. Thetis’in Stykes Nehri’ne batırıp çıkardığı Aşil’e, -bizim Yörük Ali Efe gibi- silah işlemez. Ancak annesinin suya batırdığı sırada tuttuğu topuğu, Aşil’in bedenindeki duyarlı noktadır.
ABD - AB - AKP ittifakı da Atatürk ve dava arkadaşlarının Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarken attıkları sağlam temellerin en can alıcı noktalarını hedef alıyor.

Başta laiklik ve ‘eğitim birliği’ (tevhidi tedrisat) olmak üzere Atatürk ilke ve inkılâpları, Türk Silahlı Kuvvetleri, özerk üniversiteler... 

l ABD’nin, Türkiye’ye bölgede ‘ılımlı İslam’ rolünü biçtiğini yirmi küsur yıldır biliniyordu. Bu dileği, en yetkili ağızlardan şimdi açıkça dile getiriliyor.

l Atatürk’ün Anadolu’dan söküp attığı eski ‘düvel-i muazzama’, yeni AB’nin yetkilileri; Atatürkçülüğü, Türkiye’nin gelişmesine en büyük engel olarak gördüklerini söylüyorlar. Son olarak, AB Komisyonu’nun Dış İlişkilerden Sorumlu Üyesi Chris Patten, Mustafa Kemal’i ‘derin devletin kurucusu’ olmakla suçladı. "Etnik ve dinsel azınlıkları bölücü olarak gördü. Siyasette askerlere kilit rolü o verdi" diyerek suçlamalarını sürdürdü. Attila İlhan, Patten adlı tarih bilisizi (cahil) Avrupalının bu sözleri söyleyeceğini sanki önceden biliyormuş gibi, şunları yazdı (1): "Türkler bu manada o mertebe insancı bir kavimlerdir ki, dillerinde ‘etnicite’ (etnisite) kelimesinin tam karşılığı yok; imparatorluğa bakarsanız, sadaret makamına yükselmiş ‘Devşirme’ paşalardan tutunuz; Hıristiyan ya da Musevi devlet adamlarına; Beyaz Rus, Çerkez, Boşnak ‘sultan hanımlara’ kadar, her türlüsü mevcut". Ayrıca bize göre, Atatürk’ün, "Ne mutlu Türküm diyene" özdeyişi bile etnik ve dinsel ayrımcılık gözetmediğinin kanıtı. Aksi halde "Ne mutlu Türk olana" derdi. Öte yandan Kurtuluş Savaşı madalyası verilenler arasında örneğin Ermeni kökenli yurttaşlarımız yer almazdı. Ulu Önder’in ‘siyasette askerlere kilit rolü verdiği’ savına gelince... Patten Efendi, Atatürk’ün bir asker, ordunun da –günümüzde iyice gemi azıya alan- karşı devrimcilerin önünde en güçlü engel olduğunu, buna karşın kurulan ilk Meclis’in gerçek bir Türkiye mozaiğini yansıttığını bilmeden ahkâm kesiyor. 

l AKP iktidarı, tüm kamu kurum ve kuruluşlarına açıktan açığa kendi ‘dinci’ kadrolarını yerleştiriyor; bununla yetinmeyip imam-hatiplilerin her üniversiteye (pek yakında da harp okullarına) girmelerinin yasal yolunu açıyor; çağdaş bilim yuvası üniversiteleri kendi kaynaklarını kullanamayan, kendi öğrencisine burs bile veremeyen, iktidara ve onun belediyelerine bağımlı birer ‘medrese’ durumuna sokmak için elinden geleni ardına koymuyor. Ve Aşil’in topuğuna son kurşun hazırlığı: ‘Ümmetçi’ zihniyet, ‘ulusal’ olan her şey gibi ‘askerlik hizmeti’ne karşı da yeni hazırlıklar içinde. ‘Vicdanî ret’ diye bir kavram geliştirip isteyenlere ‘askerlik yapmama hakkı’ verilmesini telâffuz etmeye başladılar. Elbette bunun en büyük nedeni de yine ordumuzun ‘karşı devrimciler’e geçit vermeyen yapısı. İmam-hatiplileri harp okullarına sokabilirlerse, daha sonra sıranın, ‘vatanî görev sırasında beş vakit namaz serbestliği’ne geleceğinden hiç kuşkunuz olmasın. 

19 Mayıs, sıradan bir yıldönümü mü!

ABD-AB-AKP ittifakına medyanın büyük bölümünün de ‘ateş destek unsuru’ olarak katılması, "Aşil’in topuğu"na yönelik yok edici saldırıları kuşkusuz daha etkili kılıyor.

Üstelik ‘düşen’ medya kalelerine her gün yenileri ekleniyor.

Geçen hafta bu köşede "TV kanallarının ana haber bültenleri arasında tercihimiz atv. Çünkü Ali Kırca’nın olgun, güven veren kişiliği, bu kanalın haberlerine de yansıyor" demiştik.

Ne var ki 24 Mayıs 2004 Pazartesi akşamı atv’nin ana haber bülteninde duyduklarımıza inanamadık. Dileriz, kulaklarımız bizi yanıltmış olsun. Eğer doğru işittiysek, bir haberin vtr’deki sunumu şöyleydi:

"Bazı vekiller 19 Mayıs’ta bayram kutlarken, bazıları Filistin’deydi". 

Bu haber başlığı, Filistin’e giden TBMM Dostluk Heyeti’nin büyük çoğunluğunu oluşturan AKP’liler için gurur okşayıcı olmalıydı!

Çünkü haberde yaratılan hava şuydu: "İsrail, Filistin’de halkın evlerini başlarına yıkıp kitlesel kıyım yaparken, AKP’liler acı çeken insanların yanına koşuyor, aynı duyarlılığı göstermeyen kimileri de Türkiye’de bayram yapıyor"!

Bu yaklaşımın altında, "19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı"nı, sıradan, hatta gereksiz bir kutlama gibi göstermek isteyenlerin amacına hizmet etmek gibi bir çapanoğlu mu vardı? Ulusal bağımsızlık savaşı için ilk adımın atılmasını küçümseme gibi bir art niyet mi gizliydi? Atatürk düşmanı Cumhuriyet rövanşçılarının meşrebine uygun olma kaygısı mı yatıyordu? Yoksa bu, 19 Mayıs’ta Ankara’da "Atatürk’ün Gençliğe Seslenişi"ne yanıt vermek üzere ortaöğretim gençliğinin temsilcisi olarak bir imam-hatipliyi seçen, böylece ilerici çevrelere meydan okuyan AKP’lilere şirin görünme çabalarında varılan şaşırtıcı bir nokta mıydı? Bunların hepsi birden miydi? Yoksa yukarıdaki sadece masum bir başlık mıydı?

Üzerinde düşünülmeye değer.

Helen tesettürlü olsaydı Truva Savaşı çıkmazdı (!)

Doğrusu merak ediyoruz; Türkiye, ABD - AB - AKP - medya ‘dörtlü ittifak’ıyla nereye gidebilir?

Tarih, biz Türklere yeni bir Mustafa Kemal Atatürk armağan eder mi?

Ya da soruların en can alıcısı:

Ulu Önder, bugün Anıtkabir’den kalkıp bir siyasal partinin başına geçse, yapılacak ilk seçimde iktidara gelebilir mi? 2004 Türkiyesi koşullarında gerekli medya desteğini arkasında bulabilir mi?

Doğrusu yukarıdaki sorulara iyimser yanıtlar vermek çok güç.

Bugün geldiğimiz nokta, ne acıdır ki Türk halkının da Ata’sı tarafından kendisine altın tepside sunulmuş çağdaş değerlere gerektiği ölçüde sahip çıkmadığını gösteriyor.

Türk halkının tercihleri, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nin kurucularından Alman Profesör Neumark’ın bir sözünü anımsatıyor. Prof. Neumark, Türkiye’de yıllarca yaşadıktan sonra milletimiz hakkındaki izlenimleri sorulunca şöyle demiş:

"Türkler, önlerinde iyi ve kötü örnekler varken, ikisi arasında tercih söz konusu olunca inanılmaz biçimde hep kötüyü seçiyorlar". 

Halkın doğru tercihleri yapmasında yadsınamaz rolü olan medyanın bugünkü durumuna bakınca, gelecek daha da umutsuz görünüyor.

Marmara Üniversitesi’nden bir grup araştırmacı, iki yüzü aşkın gazeteciye "medya - siyaset - finans ilişkileri"nde gelinen noktayı sormuş. Aldıkları yanıt çarpıcı: "Söz konusu ilişkiler, medyayı bitirdi".

Bâbıâli’de öylesine kara bulutlar egemen ki yalnız ‘dahili’ değil, ‘harici bedhahlar (düşmanlar)’ da bu durum karşısında ellerini ovuşturuyor. En basitinden, sözünü ettiğimiz şu ‘Truva’ filminin Türk turizmine getirmesi olası canlılığı bile torpilleyen bir medyamız var. Hollywood’çuları, filmin çekimi için Truva’nın doğal platosu olan Çanakkale’ye getirememişiz, bari film dünyanın ilgi odağı olmuşken yabancı turist çekebiliriz diye toplumca umutlanıyoruz. Ama yurtdışında Türk televizyon kanallarının verdiği haberleri izleyen biri, Türkiye’de iç savaş var sanıp ülkemize adımını atmaktan kaçınır. Her akşam en basit sokak kavgalarını iç savaş yaşanıyormuş gibi ekrana getiren; şiddete, bağırış çağırışa, kan revan görüntülerine yer vererek teröristlerin bile yapamadığını yapıp yüreklere korku salan böyle sorumsuz medya, herhalde hiçbir ülkede yoktur. 

Yine de Bâbıâli’den kimilerinin hakkını yemeyelim! Yazılı medyamızda şiddete karşı olan bir kısım yöneticiler, şöyle ‘bilimsel’ tartışmalar başlatıp yüce halkımızı aydınlatmaya soyunabilirler:

"Truvalı Helen ‘tesettürlü’ olsaydı; Paris, tahrik olup onu kaçırmaz, böylece ‘kanlı’ bir savaş yerine ‘tatlı’ günler yaşanır, Homeros da işsiz kalır mıydı acaba"?

Zeus aşkına!..


(1) Attila İlhan, "Söyleşi" Cumhuriyet Gazetesi, 24 Mayıs 2004


ZEVZEKLİKTE SON NOKTA

Kanal D’de "Kampüsistan" diye bir dizi var. Yanlışlık, dizinin adından başlıyor. ‘Yerleşke’ anlamındaki sözcüğün doğrusu ‘u’ harfiyle ‘kampus’ diye yazılıp okunduğuna göre, dizinin adı da ‘Kampusistan’ olmalı. İşte, bu dizinin 24 Mayıs 2004 gecesi yayınlanan bölümünde, usta oyuncu Şerif Sezer, oğlunu canlandıran gence rol gereği öfkelenip şöyle dedi:

"Zevzeme be, iyiyiz dedik ya"!..

Böylece de güzel Türkçemiz yeni bir eyleme kavuşmuş oldu: ‘Zevzemek’!

TAKTIK BİZ BU ARMAĞAN’A

Kanal D’deki popüler müzik yıldızı "Türkstar" yarışmasının kendine özgü jüri üyesi Armağan Çağlayan, Hürriyet’in Kelebek ekinde köşe yazıları yazıyor. Köşenin ‘logo’su çok iddialı: ‘Sınıf Öğretmeni’.

Köşenin içinde ‘Nasıl Büyüdüm’ başlıklı bir de kutu var. 21 Mayıs 2004 günü bu kutuda aynen şunlar yazılıydı:

"Ben büyürken, çamaşır maddalları pilastik değil, tahdaydı".

Yedi sözcükten dördünü doğru yazabilen ‘sınıf öğretmeni’ni kutlarız! 

KOSKOCAMAN NE YAZACAKTI!

Başbakan Tayyip Erdoğan, kayınpederini yitirdi. Merhuma Tanrı’dan rahmet, ailesine başsağlığı dileriz. Medya, kayınpederin cenaze töreni haberini verirken hiçbir ayrıntıyı atlamamaya özen gösterdi. Söz konusu titiz kanallardan biri de atv’ydi. 

atv’nin 23 Mayıs 2004 günkü ana haber bülteninde şu tümce yer aldı:

"Cumhurbaşkanı Sezer de cenazeye, üzerinde cumhurbaşkanı yazan bir çelenk gönderdi".

Tıpkı fıkradaki gibi, koskocaman bir ne yazacaktı ki!

*

PARİS’İN ‘ŞEVKAT’İ (!)

Arkeolog Nermin Bayçın, Cumhuriyet Gazetesi’nin 23 Mayıs 2004 tarihli Pazar Dergi’sinde, ‘Truva’ filminde Paris’in, ağabeyine veda ederken söylediklerini aktarıp şu yorumu yapıyor:

"Bir karnına şevkatli yumruk atıp ‘wow!’ demesi eksik".

Sayın Barçın’ın mı yoksa editörün mü kaleme aldığı bilmediğimiz yazıda geçen, ‘sevecenlik’ anlamındaki Arapça sözcüğün doğrusu elbette ‘şefkat’tir.
< Önceki   Sonraki >