ANA SAYFA
TÜM YAZILAR
ARAMA
LİNKLER
İRTİBAT


Güncel Örneklerle Medyada Dil Yanlışları

Kerim Evren'in "Güncel Örneklerle Medyada Dil Yanlışları" adlı kıtabı piyasada!

AYRINTILAR VE SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYIN!




Hızlı Arama


Anket
"Her biri" ayrı yazılır!
  


Üç ayrı haberin düşündürdükleri Yazdır E-mail
Gazetecilik mesleğine ilk adım attığımız 1970’lerde, ustalarımızın titizlikle uymamızı istedikleri bir kural vardı:

"Cinsellikle ilgili haber ve fotoğrafları seçip sayfanıza koyarken ölçütünüz şu olmalı: Bir baba, gazeteyi kızıyla birlikte okurken yüzü kızarmasın".

Kız babası değiliz.

Ama 15 Şubat 2004 tarihli Hürriyet’in Pazar ekindeki bir sayfayı görünce alı al moru mor olduğumuzu itiraf edelim.

Daha sonraki günlerde bir okurun, gazeteye gönderdiği mektupla söz konusu haber yüzünden Hürriyet’i özür dilemeye çağırdığını gördük.
Ancak gazetede okur mektupları köşesi açmakla çok doğru bir iş yapan, böylece her türlü eleştiriye açık olduğu izlenimini veren gazete yöneticileri, iş özür dilemeye gelince kulaklarının üstüne yattılar.

Ne miydi bu haber?..

Hem içeriğine hem de sunumuna dikkat lütfen:

Sayfanın üstünde yatay konulmuş koskocaman bir cetvel fotoğrafı...

Haberin öznesi, Amerikalı porno filmleri oyuncusu olduğunu öğrendiğimiz John Holmes.

Cetvel fotoğrafı koymalarının "esbâbı mucibe"sini anlamakta güçlük çekmiyorsunuz. Haberde, Holmes’un erkeklik organının uzunluğu veriliyor. Sayfanın tepesindeki koskoca cetvel de bu olağanüstülüğü "okur gözünde daha iyi canlandırabilsin" diye konulmuş zâhir...

Ayıptan da öte!
Bu da kulisini açıp tabancasını gösteren türkücü!

Medyada "takıldığımız" ikinci haber, İbrahim Tatlıses’le ilgili.

Etiler’deki bir barda sahneye çıkan türkücü, basın mensuplarına "kulisini açmış"...

O da ne!...

"Kulisi açma" görüntülerinde, Tatlıses’in makyaj masasının üzerinde bir tabanca görülüyor.

Habere göre türkücü, tabancayı "geç fark edip" korumasına kaldırtmış.

Bizce haberin son bölümünün doğru olması çok uzak olasılık.

Çünkü "Şark kurnazı" türkücü, böyle bir aymazlık yapmaz.

Yani makyaj masasının üzerinde tabanca olduğunun ayırdına geç varmaz.

Ve o tabanca oraya konulmuşsa, mutlaka bir nedeni vardır.

Medyada magazin gazetesi ya da magazin servisi yöneticiliği yapmış olanlar, bu dediğimizi çok iyi anlayacaklardır.

Hakkında sık sık çıkan çapkınlık haberleri asılsız bile olsa "erkekliğin şanındandır" diyerek tepki vermeyen Tatlıses’in, örneğin "müzik albümü"yle ilgili olumsuz bir eleştiri yayımlamayagörün...

Telefona sarılıp eser, gürler, yağar.

Kendisine "Bilmem kaç oktavlık sesi var. Bulunmaz türkücü" gibi övgüleri nasıl olağan karşılıyorsa, "Son albümü kötü olmuş" yolundaki yergileri de sineye çekmesi gerektiğini anlatamazsınız. Üstelik Tatlıses sizinkinden çok farklı bir dil konuşmaktadır:

"-Bunu yazan kişiye siz mani olmazsanız ben yapacağımı bilirim"!..

O nedenle;

Tatlıses’in makyaj masasının üstünde bir tabancanın yer aldığı haberini, medyanın yukarıdaki gibi "makyajlı" vermesinin altında yatan nedenleri kestirebiliyoruz.

"İleti"yi (mesajı) alınca tırsan, bu arada habercilere her fırsatta ağız dolusu küfürler yağdırmasına karşın alikıran başkesen türkücünün neredeyse günde kaç kez helâya girdiğini bile haber yapmaktan vazgeçemeyen, "kişilikli" bir kısım medyamızı kutlarız!

Düşen Star kalesinde "Mısırakıtan" yağcılığı

Ankara’ya kasasından bağımlı medya organları arasına, bilinen operasyonla Star Grubu’na ait olanlar da sokuldu.

Bunun acı bir göstergesi, Star TV’nin iki gün önceki ana haber bültenindeydi.

CHP, çizgi kahraman Temel Reis’i propaganda filmi konusu yaptı ya…

Deniz Baykal’ın Temel Reis, Tayyip Erdoğan’ın Karasakal kimliğine sokulduğu filmde, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’a da uygun bir ad bulmuşlar: "Mısırakıtan"…

Bakan’ın oğlu, nasıl bilmişse (!) mısır ithalatında vergi indirimi yapılacağını önceden bilmiş, yurtdışından binlerce ton mısır getirtip yüz milyarlarca lira kâr etmişti ya… Durum ortaya çıkınca Bakan da "Oğlum, mısırları kendi tavuklarına yedirmek için ithal etti" demişti. Yerseniz… (Türkiye ilk kez başbakanlık koltuğuna oturduktan sonra şirketlerini kapatan değil, yeni şirket kuran bir politikacıyı, Tayyip Erdoğan’ı tanıdı. Onun Maliye Bakanı Unakıtan, "ilk"ler konusunda Erdoğan’dan geri mi kalacaktı: Önce kendisi için vergi affı çıkardı. Ardından B2 arazisine sahip biri olarak, ormanların iskâna açılması için babalar gibi savaştı. Tüm bunların üstüne bir de mısır püskülü dikti!)

İşte, Star TV’ye göre Bakan, Ana Muhalefet Partisi’nin kendisine "Mısırakıtan" unvanını layık görmesine kızdı.

Bu kanal, 2 Mart 2004 Salı akşamı Bakan’ın kızgınlığını şu nesnel (objektif) habercilik yaklaşımıyla Türk halkına sundu:

"(Bakan Unakıtan) çirkin filme tepkisini dile getirdi"...

Çirkin olan, film mi dersiniz?..

“Dizayr”ınızı sevsinler

Peugeot marka otomobilin "Desire" adlı yeni modeli TV reklamlarıyla tanıtılıyor. Peugeot, dünyaca ünlü bir Fransız şirketi. Fransızlar’ın kendi dilleri konusunda ne denli duyarlı oldukları, Fransızcayı korumak için ülkelerinde uyguladıkları yasaklardan biliniyor. Ancak Türkiye’de bu reklamla sanki onların damarına basılmak isteniyor. "Arzu, istek" anlamına gelen ve Fransızca "dezir" olarak okunması gereken sözcük, reklamda İngilizce seslendiriliyor: "Dizayr"...

Alkol al, dile Fransız ol!

“Neredesin Firuze" filminin başrol oyuncusu Özcan Deniz, özel bir TV kanalının magazin izlencesinde "itiraf" ediyor:

"-İki yıldır alkol almıyorum".

Sözünü sürdürüp "Başkaları alıp getiriyorlar, ben içiyorum" diyecekmiş gibi...

Türkçede "alkol almak" diye bir fiil yoktur, "alkollü içki içmek" vardır.

Onu Fransızlar öyle söyler; "duş almak", "yemek almak" hatta "otobüs almak" derler.


< Önceki   Sonraki >