ANA SAYFA
TÜM YAZILAR
ARAMA
LİNKLER
İRTİBAT


Güncel Örneklerle Medyada Dil Yanlışları

Kerim Evren'in "Güncel Örneklerle Medyada Dil Yanlışları" adlı kıtabı piyasada!

AYRINTILAR VE SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYIN!




Hızlı Arama


Anket
"Her biri" ayrı yazılır!
  


'Bordo bordoya' (!) gemi çarpıştıran Hürriyet Yazdır E-mail
Sedat Simavi, Türk basınının simge adlarındandır.
Onun, "Kalemini, mecbur olursan kır ama satma!" öğüdü, en az söylendiği günkü kadar güncelliğini koruyor.

Birçok gazete ve dergi çıkaran, 1 Mayıs 1948’de Hürriyet Gazetesi’ni kuran Sedat Simavi, "sanatçı" kişiliğe sahipti. Babıâli’ye karikatür çizerek adım atmıştı. Sinema sevdalısı Simavi; "Pençe", "Casus" ve "Alemdar Vakası" adlı üç sinema filminin yaratıcılarındandı. Dergi ve gazete yazılarının yanı sıra, inceleme, öykü, roman, tiyatro dallarında altmış dolayında ürün verdi.
Hürriyet Gazetesi, işte böylesine çok yönlü, nitelikli, saygın bir gazetecinin attığı temel üzerinde tam 57 yıldır yaşıyor. Nice 57 yıllar daha yaşasın!

Simavi, ressam ve sinemacı yönlerinin etkisiyle olsa gerek, gazetede görselliğe çok önem veriyordu. Genç Hürriyet’in sayfalarında, 1940’lı yılların diğer yayınlarına oranla bol fotoğrafın yer alması, yaygın bir şakaya da neden olmuştu: "Hürriyet, resimli gazete değil, gazeteli resimdir".

Ancak, bol fotoğraflı Hürriyet "hafif gazete" olmadı, ciddiyetini hep korudu.

Hürriyet’i Hürriyet yapan bir değil, belki binbir neden var. Bizce bunlardan ilki, yine Sedat Simavi’nin ünlü "düstur"unda gizlidir; "Kalemini, mecbur olursan kır ama satma!"

Öncelikle ulusal konularda net, ödünsüz bir çizgi izledi, Hürriyet. Örneğin, Türkiye’nin bir "Kıbrıs Davası" olduğunu, Türk ulusuna ilk anlatan Sedat Simavi’nin Hürriyet’i olmuştu. Sonra, genç Cumhuriyet’in ve laisizmin düşmanı köktendinciler her azdığında karşılarında modern Türkiye’nin sesi olarak Hürriyet’i de bulmuşlardı. Günümüz Hürriyet’inin bu kırmızı çizgilerini irdelemek ise hayli geniş kapsamlı bir araştırma konusu olabilir.

MADALYONUN YENİ YÜZÜ

Kırk yıllık okuru olduğumuz Hürriyet’in, 57 yaş "olgunluğu"yla bağdaştıramadığımız bir yönü de var; "Türkçe zaafı".
İşte, bizi bu üzücü gerçeğe götüren somut örnekler:
27 Nisan 2005 tarihli Hürriyet’ten bir başlık:
"Mahşeri vicdanda mahkum edilecek"

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin’in "Anayasa’yı değiştirseniz bile türbanı yasal hale getiremezsiniz." yolundaki haklı uyarısına tepki göstermiş. Hürriyet’in bu tepkiye ilişkin başlık ve haberinde tam üç kez geçen bir tamlama: "Mahşeri vicdan".

Oysa, dilimizde böyle bir deyiş yok. Sözün doğrusunun ise "mahşer"le uzaktan yakından ilgisi yok. Çelik’in söylediği, "toplumsal vicdan" anlamındaki "maşeri vicdan".

Koskoca Hürriyet’in, Bakan’ın sözünü yanlış aktarmanın yanı sıra "mahkûm" sözcüğüne, düzeltme imi koymaması da cabası!
Yine, Hürriyet’te birkaç kez başlığa çıkarılan yanlış bir eylem çekimi, 2 Mayıs 2005 günü, bu kez Kültür ve Turizm Bakanı’nın ağzından yinelendi:
"Önceden çok küfür ederdim"

Türkçe dilbilgisine göre, yukarıdaki tümcede bir "yardımcı eylemli bileşik eylem" var. Hürriyet editörünün onlarca puntoluk başlıkta "küfür etmek" diye ayrı yazdığı bu eylemin doğrusu bitişiktir; "küfretmek". (Konuya ilişkin dilbilgisi kuralını birkaç ay önce bu köşede anımsatmıştık. Meraklısı, Bizim Gazete’nin internetteki arşivine girip o yazımızı bulabilir.)

Hürriyet’teki bir başka kuralsızlık örneği de dil yanlışları konusunda gazetenin spor editörleriyle yarışan ekonomi editöründen... 18 Nisan 2004 tarihli Hürriyet’in 14. sayfasında manşetin başlığı:

"Step Halı, Karim Rashid’le ihracatını 3’e katlayacak"
Karim Rashid özel adı, haberin altbaşlığında da aynen yineleniyor. Haberde "dâhi tasarımcı" olduğu belirtilen bu kişi, büyük olasılıkla Arap kökenli.

Biz Türkler, Latin Abecesi dışındaki abeceleri kullanan uluslara ait özel adları, kendi dilimize uydururuz. Örneğin, Kiril Abecesi’ni kullanan Rusların Çaykovski’sini Türkçe okunuşuna göre yazarız. Aynı şekilde, Arap Abecesi kullanan Mısır’ın Hollywood’a gönderdiği ünlü aktöre Batılılar gibi Omar Sherif değil, Ömer Şerif der ve öyle de yazırız. Dolayısıyla Batılının bu Karim Rashid’i de bizim için Kerim Raşit’tir.

Belki de bunlardan daha önemlisi, 13 Nisan 2005 tarihli Hürriyet’in birinci sayfasındaki sürmanşetin spotu:

"... Türk ve Yunan botları bordo bordoya geldi".
Ve aynı haberin 23. sayfadaki başlığı:
"Kardak önünde bordo bordoya"!

Bordo, adını Fransa’nın Bordeaux kentinde üretilen şaraptan alan bir renktir. Bunu en iyi bilen kişi, Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Ertuğul Özkök olmalı. Hani, geçen hafta Selahattin Duman, Vatan Gazetesi’nde yazmış; "Özkök, en az elli şarabın markasını ezbere sayabilir." diye... Özkök de ertesi günkü köşe yazısında Duman’ı doğrulamakla kalmayıp iki gün üst üste şarap konusunu işlemişti. "İnce bir beğeninin ürünü" olan bu gibi yazılarla okurun "gusto"sunu yükseltmeye çalışmak çok anlamlı elbette. Biz bu arada Hürriyet’in söz konusu sürmanşetine dönelim; iki geminin "bordo bordoya" gelmesi, kimilerine pek bir anlam ifade etmeyebilir! Çünkü, aynı renkte (!) oldukları için birbirlerine sürtünseler de bu gemilerin boyaları zarar görmez! Ama, denizcilikte geminin yan kısmına "bordo" değil de "borda" dendiğini bilenler, Hürriyet’teki başlık "vahametini" hemen anlamışlardır.

Bitmedi; Hürriyet gemisinin kaptanı Ertuğrul Özkök, 19 Mart 2005 günkü yazısının birinci sayfadan verilen spotunda şöyle diyor:
"Bugün size üç dört yıl öncesine ait bir medya panaroması çizeceğim".
Uzağa gitmeyin Ertuğrul Bey, günümüze gelin.
Güzelim Hürriyet’in vitrininde kullandığınız, "genel görünüm" anlamındaki o sözün "Roma"yla falan hiç ilgisi yoktur; doğrusu, "panorama"dır.
Bir başka deyişle, 57 yıllık Hürriyet’te dil manzara-i umumiyesinin ne hazin olduğu apaçık ortada değil mi!

(05/05/2005)
< Önceki   Sonraki >