| "Arapça yazılı parayla helâya girmek günah mı"? |
|
|
|
Bugün 1 Ocak 2004. Yeni bir yıla, yeni umutlarla girdik. 2004'ün ulusumuza ne getirmesini dileyelim? Kanal D'de 29 Aralık akşamı ana haber bültenini izlerken, Ankara'da dükkanları yanan Modern Çarşı esnafının sözleri, bizi derin derin düşündürdü. Acılı esnaftan biri, TV muhabirinin, "Dükkânınız sigortalı mıydı?" sorusuna şu yanıtı veriyordu: "- Hayır. Cenabı Allah verdi, Cenabı Allah aldı". Oysa koskoca çarşıyı yakan, polis ve itfaiye yetkililerine göre çalışır durumdaki jeneratörüne bilinçsizce benzin döken bir yurttaştı. Adı 'Modern' olan çarşıda yangın merdiveni bile yoktu. Olayda belki de bu yüzden bir kişi diri diri yanmıştı. "Cenabı Allah verir, Cenabı Allah alır". Aynı zihniyetin, geçen asırda otuz üç yıl (1876-1909) iktidarda kalabilmiş temsilcisi Padişah 2'nci Abdülhamit'in de bir devlet görevlisinin kendi buyruğuyla yapılan işkence sırasında ölmesi üzerine şöyle bir dinsel özdeyiş yumurtladığını bir yerlerle okumuştuk: "- Rahim atar, toprak yutar". Bir Cumhuriyet rövanşçısı daha Bilimi, çağdaş uygarlığı dışlayıp toplum yaşamında "Tanrısal erk"i egemen kılmak isteyenlerin meşrebine pek uygun bir yurttaş profilimiz mi var?.. Bugünün Türkiye'sini, 2'nci Abdülhamit'i "Ulu Hakan" diye kutsayanlar yönetiyor. Başbakanlık Müsteşarlığı koltuğunda oturan Ömer Dinçer'in "laiklik ve Cumhuriyet'in yerine İslami yönetim oluşturulmasını" savunduğu ortaya çıkmadı mı! Aynı kişi, 29 Aralık 2003 günü Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in basın toplantısında konuya ilişkin soruları yanıtlarken, "o gün (1995'te) söylediklerinin, bugün de arkasında olduğunu" vurgulamadı mı! Bunları da bize Cenabı Allah gökten zembille indirmedi, belli zihniyetteki insanlarımızın oyları iktidar yaptı. Fikirsel bakımdan 'zavallılık' örnekleri Prof. Dr. İlhan Arsel, Türk Dili Dergisi'nin 95'inci sayısında (Mart-Nisan 2003) Türkiye Diyanet Vakfı'nca yayımlanan "Günümüz Meselelerine Fetvalar" adlı "cep kitapları"ndan çok ilginç alıntılar yapıp yorumlamış: "(...) Ne yazık ki Atatürk'ün molla egemenliğinden kurtardığı insanlarımız bugün yine bu aynı ellere terk edilmiş olarak şeriat verilerini rehber edinme geleneğine saplanmışlardır. Bundan dolayıdır ki yaşam sorunlarına, akılcı yoldan çözüm arayacakları yerde, mollalardan fetva almayı yeğlerler. En basit işleri bile onlara danışmadan göremez olmuşlardır. Sordukları sorular, fikirsel bakımdan ne kadar zavallı kertede olduklarını, daha doğrusu akılsızlıklarının kanıtıdır: 'Gâvur'a satmak için çiçek toplamak orucu bozar mı? - Örneğin ramazanda oruçlu iken yurtdışına ihraç etmek üzere çiçek toplamanın orucu bozup bozmadığını ya da oruçlu iken arkadan ya da önden fitil koymanın orucu bozup bozmayacağını soranlardan tutunuz da, tuvalette iken konuşmanın ya da üzerinde Arap harfleri bulunan paralarla tuvalete girmenin ya da peruk takarak derse girmenin günah olup olmadığını, internetten Kur'an okumak için aptes almanın gerekip gerekmeyeceğini, Ay toprağı ile 'teyemmüm'ün mümkün olup olmadığını (ve daha buna benzer aklı durduran nice soruları) soranlara varıncaya kadar, saymakla bitmez nice zavallı örnekler var karşımızda". Prof. Dr. İlhan Arsel, yazısının sonunda da şöyle diyordu: "Uygarlaşmak isteyen bir ülkenin, her şeyden önce kendi insanlarını, vahyin 'üstünlüğü' inançlarıyla değil fakat akıl rehberliği ile düşünebilir kerteye getirebileceğini bilmem ne zaman öğrenebileceğiz". Yeni yılda Türk insanının, yaşamında bilimi ve aklı egemen kılması için kendisine Atatürk'ün verdiği 'en büyük ikramiye' olan Cumhuriyet'in temel ilkelerini artık özümsemesini diliyoruz. POPSTAR'IN ARMAĞAN'I:'BAYRAĞI GERİ İADE ETTİM' Aynı anlama gelen sözcükleri birbiri ardına yineleme alışkanlığımız, iyiden iyiye hastalığa dönüştü! Kanal D'nin 29 Aralık günkü ana haber bülteninde, yurtdışında yapılan eğlenceli bir yarışma şöyle anlatıldı: "- Kadınlar, en kuvvetli ve en güçlü olduklarını göstermek için yarıştılar. Payton benzeri bir aracı kaldırmaya çalıştılar". 'Güç' ve 'kuvvet'in anlamdaş olmaları bir yana, sözü edilen o aracın doğru adı 'payton' değil, 'fayton'dur. Galatasaray Kulübü'nün eski stadını yenilemeye soyunan Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, aynı gün NTV'ye şunları söylüyordu: "- Ali Sami Yen'in sihirli büyüsü son derece önemli". Arapça 'sihir'in Türkçesi 'büyü' değil mi! Yine aynı gün Devlet Bakanı Cemil Çiçek, Bakanlar Kurulu kararlarını açıklarken şöyle diyordu: "- TBMM, bu yıl 58 kanunu yasalaştırmıştır". Kanal D'deki 'Popstar' yarışmasının 27 Aralık gecesi ekrana gelen bölümündeyse jüri üyesi Armağan Çağlayan, Rus yarışmacı Elena'ya şunları söylüyordu: "- Bana verdiğin Türk bayrağını sana geri iade ettim". 'İade etmek' ve 'geri vermek' aynı anlama gelen iki fiildir. 'Geri iade etmek' ise herhalde bu yarışmada jüri üyeliğinden çok 'kendi kişisel gösterisini yapan' Çağlayan'ın buluşu! |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
