Aylık arşivler: Temmuz 2018

‘İnsanca Bir Dönüşüm Hareketi’ Olarak Aşk

Son okuduğumuz romanlardan biri olan “Stoner”da (1) ABD’li yazar John Williams (1922 – 1994), bir üniversite okutmanının mütevazı yaşamını kaleme almış. Yer yer özgeçmişinden kesitler de içerdiğini düşündüğümüz (2) kitabında; ailesini, çocukluğunu, ilk gençliğini bir çırpıda anlatıyor! Ama sonra…

Romanın kahramanı Stoner, Edith’le tanışınca hele onu sevmeye başlayınca olay örgüsü, bir sinema filminin yavaş gösterim akışına dönüşüyor, biçem (üslup) macunlaşıyor; yazar, bu kez aşkını daktilo klavyesiyle hem de alabildiğine tadını çıkararak yeniden yaşıyor sanki! Ancak, Edith’le yaptığı evliliğin cicim ayları geçtikten sonra biçem yine ağır aksaklaşıyor. Stoner, Mussouri Üniversitesindeki okutmanlık yıllarını, deyiş yerindeyse topuklayarak anlatmaya koyuluyor. Ta, bu kez yüksek lisans öğrencisi Katherine ile tanışıp sevişmeye başlayıncaya değin…

‘İnsanca Bir Dönüşüm Hareketi’ Olarak Aşk yazısına devam et

İki Kere Sekiz Kaç Eder

İki fare, süt güğümüne düşmüş. Farelerden biri, birkaç çırpınıştan sonra kendini bırakıp güğümün dibini boylamış. Öteki ise kurtulmak için öylesine çaba harcamış ki sütün üzerinde bir tereyağı topağı oluşmuş, fare de topağın üzerine çıkıp kendini kurtarmış.

Çevremizde, belli siyasal nedenlerle insanlarımızın derin bir umutsuzluk içinde olduklarını görüyoruz. Hemen silkinip bu ruhsal çöküntü hâlinden kurtulmalıyız. Kendi tereyağı topağımızı oluşturmamız elbette güç ama imkânsız değil.

Teslimiyet ise hiçliğe karışmak, yok olmak demek.

İki Kere Sekiz Kaç Eder yazısına devam et

Gülelim Ağlanacak Hâlimize

Gülmek için yüzümüzdeki sadece 17 adeleye ihtiyacımız olduğunu işitmişsinizdir. Surat asmak için ise 43…

Tv’lerdeki matrak bir reklama bakılırsa gülmenin (baklava görünümlü) karın kası yapması da cabası!!!

Ama, salt 2018 Türkiye’sinde yaşıyor olmaktan doğan yükler omzumuza bin(diril)dikçe bir bakıyoruz ki fazla mesai yapan yüz adelesi sayımız 17’den 43’e fırlayıvermiş!

– Ne’n var? Yine yüzün düştü, diyorlar.

Şükür ki hâlâ bir yüzümüz var ki düşüyor! Düşecek yüzü olmayanlar ya da biri düşerken öteki kalkabilen iki yüzlüler düşünsün!

Gülelim Ağlanacak Hâlimize yazısına devam et

Şiir Fısıldayan Bir “Ahlat Ağacı”

Seyirlik sanat dallarından en eskisi olan tiyatroyu, “7. sanat” sinemaya yeğleyenlerdeniz.

“Çatlasak da patlasak da” günümüz iktidarınca yıkılan AKM’nin dili olsa da artık söyleyemez; Arthur Miller’ın “Cadı Kazanı”ndan, Roberto Athayde’in (Tomris Uyar çevirisi) “Miss Margarita Yöntemi”ne değin pek çok oyunu orada izleme şansına erişmiştik. (İlk anda bu iki piyesin aklımıza gelmesi ilginç olabilir. ABD’de komünist avının yapıldığı karabasan dönemini anlatan “Cadı Kazanı” oynatılırken AKM -kırk sekiz yıldır hâlâ aydınlatılamayan bir nedenle- yanmış ya da yakılmıştı! Dünya ölçeğinde eğitim dizgelerini eleştiren tek kişilik oyun “Miss Margarita Yöntemi“nde de -sanırız, oyundaki ‘sorgulayıcı eğitim’ önerisine sinirlenen- bir izleyici, sahneye fırlayıp sanatçı Ülkü Duru’yu tokatlamıştı.)

Tiyatro için “İnsanı, insana, insanla ve insanca anlatan sanat dalı,” denir. Bizim, kişisel olarak niçin tiyatroyu yeğlediğimizin yanıtı, bu tanımdadır.  Şiir Fısıldayan Bir “Ahlat Ağacı” yazısına devam et